3. Bölüm

343 22 4
                                    

Bu kitap, GlsmOzdmr tarafından yazılmaktadır.

Multimediada Pisugar.

İyi okumalar.

Hala sahnedelerdi. Bu kadar uzun süre sahnede kalmayı seviyorlar mıydı? 

Hıçkırdığımda gülerek yanımdakilere 'Ben hıçkırdım' der gibi kendimi göstermeye başladım. Her verilen içeceğin içilmemesi gerektiği kuralını şimdiden itibaren kendime ilke ediniyordum.

Ciddiyim, kafamda çikolatalar dönüyor.

''Sevil!'' Kalabalığın içinden biri bana seslendiğinde sakarca arkamı döndüm. Arzu kocaman bir gülümsemeyle beni yanına çağırıyordu. 

Kafamı anında olumsuz anlamda salladım ve tekrar sahneye yapışacak şekilde önüme döndüm. Teşekkür etmem lazımdı. Eğer kaçırırsam bir daha bu fırsatı yakalayamazdım. Her ne kadar midem bulansa da.

Kolumdan çekilmemle kafamı bir kez daha geriye çevirdim.  Arzu o gücüyle beni çekiştiriyordu.

''Gitmek istemiyorum!'' diye cırladım. O ses benden mi çıkmıştı be? Ay!

''Bak, beş adım uzaklaşıyorsun ve masadasın.'' Bana çocuk muamelesi yaptığını anlasam da karşı çıkacak ayıklıkta değildim yani. Yoksa görürdü o. Masaya beni yaslarken bakışlarım sahnedeydi. ''Tamam, beğendin anladım da bu kadar belli etme.''

Gülüşü ile kaşlarım çatık şekilde ona döndüm.' Sadece teşekkür etmek istiyorum' demek için ağzımı açsam da hıçkırık kelimelerimden önce ağzımdan çıktı.

Arzu tekrar lafa girdi: ''Grubu tanımadan hayran olamazsın. Şuradaki uzun saçlı...'' Kalkmayan tek kaşım yüzünden iki kaşımı da kaldırıp ona döndüm.

''Farkında mısın bilmiyorum ama bu grup saçtan oluşuyor zaten.'' Arzu tekrar kahkahaya gömülürken gözlerimi devirdim. Espiri yapmamıştım. O grup da hepsinin saçlarından bu mekandaki hiçbir kızda yoktu.

''Tamam. O zaman şu, sarışın uzun saçlı, Oğuz; siyah saçlı, uzun olan baterist Doruk, arkadaki komedi Kerem ve en öndeki şarkı söylerken kendini kaybeden yakışıklı da Albin.''

''N-ne? Albin mi?'' Biraz önce ona kahkaha attığı için kızan ben şimdi kahkahanın en büyüğünü atıyordum.

Masadaki kimin içkisi olduğunu bilmediğim bardaktan koca bir yudum aldım. Yoksa kendime gelemeyebilirdim.

''Albin ve sincaplar! Bunlar çok sevimli yaaa...'' Pilim bitmiş gibi kelimeleri yuvarlayıp uzattığımda, masaya daha çok yaslandım. Ama alttan alta hala gülüyordum.

''Sevil, ne kadar içtin?''

''Ben?'' Kendimi gösterdiğimde kafasını olumlu anlamda salladı. ''Ne verdiyseniz içtim.''

''Güzel! Umarım yarın kalktığında beni bulup öldürme planları kurmazsın.'' Dilim dışarda sağa sola sallanırken duymuyordum bile dediklerini. Şuan havada uçan şekerleri yakalayabilseydim.

Kopan çığlık ve alkış sesleriyle yerimde sıçrarken kafam az da olsa yerine gelmişti.

''Ne oldu?''

''Gecenin sonuna geldik malesef.'' Arzu omzuma vurup yanımdan uzaklaşırken kafam sahneye döndü. Ama yerlerinde değillerdi! Vücudumu kaplayan enerjiyle sahneye çıktım ama kimse yoktu. Nasıl kaçırmıştım onları?

Mikrafona sinirle tekme attığımda tüm odayı o iğrenç tiz ses kapladı. Kulaklarımı kapatıp sesin geçmesini bekledim ama pek niyeti yoktu. En sonunda ses sustuğunda, kapattığım gözlerimi ve kulaklarımı açtım.

''Mikrafondan ne istiyorsun?'' Bugüne kadar duyduğum en gür sesle arkamı döndüm. Sesine yakışır bir cüssesi ve suratı olan adam bana doğru bir adım attığında geriye doğru sendeledim.

''Ben... Sadece...'' Grubun adı neydi! Kahretsin. Unutulmayacak en son şeyi unutmuştum.''Albin ve sincapları arıyordum!'' Adam suratıma boş boş bakınca grubun adının bu olmadığını anlamama yetmişti.

''Pisuvar? Taşlar?''  Adam hala suratıma boş boş bakarken sinirlenmiştim. O kadar şey söylemiştim de taşlar dediğimde sahnedeki dört çocuğu anlamaması mallık olurdu. ''Abicim bak hani burada saçtan oluşan bir grup çıkmıştı ya? İşte onları arıyorum!'' Önce kel kafasını elledikten sonra suratını bozmadan koridorun sonunda, üstünde kocaman 'Girilmez' yazan odayı gösterdi.

Dil çıkarıp odaya doğru yöneldiğimde hala sakar şekilde yürümem devam ediyordu. Her verilen içeceğin içilmemesi gerektiğini kendime kural edinmiş miydim ben? Hatırlamıyordum. Kapının önünde durduğumda sersemce kapıya vurdum. Ama kapıda bana vurmuş olabilirdi.

Acıyan parmaklarıma baktım ve bu sefer sinirle tekme attığımda gelen kalın, öfkeli sesle kafamı kaldırdım. Kerem denen çocuk kapıyı açmış ve tekmemi  de yemişti. Dişlerimi göstererek gülümserken geriye doğru birkaç adım attım.

''Özür dilerim! Ben teşekkür etmek için gelmiştim. Özür dilerim!'' Gözlerim açılmış çocuğa bakarken, arkasında gülerek bana destek işareti yapan iki uzun saçlı çocuğa baktım. İkiz olabilirlerdi fakat biri sarışın biri esmer olmasaydı.

Albin, onların tam zıttı kaşları çatık şekilde kapıdan çıktığında; bu sefer koşarak önünde dikildim. ''Teşekkür ederim.'' Morona bağlamış ona bakarken suratındaki ifadeyi bozmadı.

''Önemli. Şimdi çekilirsen gideceğiz.'' Omzuma vurarak geçtiğinde şok olmuş şekilde karşıya bakıyordum. Hödük? Hayır. saçlarıyla beyni akmış kişilik? Hayır. Beyni boyuna kaçmış? Hayır. Tanımsız? Evet.

''Önemli değil demek istedi.'' Gözlerimi kırpıştırıp kendime geldiğimde Doruk'un kolunun altında koridorda yürütülüyordum.

''Boşver onu. Evine bırakabiliriz?'' Oğuz da diğer tarafımdan elini omzuma attığında benim deyimimle 'ikizlerin' arasında kalmıştım. Yavaşça aralarından çıkıp onlara döndüm. Ben evime gidebilirdim. Onlara ihtiyacım yoktu.

''Benim evim mi var?'' Kelimeler beynime ihanet edip ağzımdan çıktığında tekmeyi yememiş gibi gülerek arkadan gelen Kerem beni çevirip, parti evinden çıkardı.

''Onu senin bize söylemen gerek ki, seni eve bırakabilelim.'' Evin bahçe kapısından çıktığımızda döndüğüm köşeyi gördüm. İşte şimdi fişek çakmıştı.

''Oradan.'' Üçü o tarafa yönelirken Albin arkadan bize bakıyordu.

''Cidden onu evine mi bırakacağız?'' Diğerlerinin cevap vermesine fırsat vermeden arkamı dönüp ona dil çıkardım.

''Albin fazla konuşma sana palamut vermem. Uslu çocuk ol ve buraya gel!''  Onun da kalkmayan tek kaşı yüzünden, iki kaşı havaya kalkmıştı.

''Ben palamut yemem!''

''Naz yapma sincapların ne yediğini hatırlayacak kadar ayığım.'' Hıçkırarak önüme döndüğümde köşeyi dönmüştük bile. Beni yönlendiren kişilere sonsuz sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

''Bu kız seni sincap zannediyor.'' Kerem kahkahayı bastığında beni taşıyan ikizler gülmemek için kendilerini zor tutuyordu. Albin Kerem'in kafasına bir tane patlattığında gülmesi durmuştu.

''Sizlere de palamut vermiycem! Hepiniz kötü sincaplarsınız.'' Gözlerim kapanırken elimi havada sallamaya çalıştım ama başarısız olmuştum. İşte gülme sırası Albin'e geçmişti.

''Tek ben değilim sincap olan!'' Kahkaha atarken gözlerimi yandan açıp ona baktım ama gördüğüm tek şey evimdi.

''Evim!'' Çığlığı bastığımda hepsi durup yanımızda duran eve baktı.

''Evin güzelmiş.'' Oğuz bahçe kapısını açarken söylemişti, ama teşekkür edecek halim kalmamıştı. Evin kapısına geldiğimizde cebimdeki anahtarı çıkardım. Zorla deliğe yerleştirip ağır kapıyı sessizce açmayı başardığımda kendimi içeri attım. Kapıya yaslanmış şekilde onlara döndüm ve bana dört üyeye baktım. Onlar olmasa bulamazdım kesinlikle evi. Bütün gücümü topladım.

''Teşekkürler Pisuvar.'' Kapıyı kapatırken Albin'in öfkeli sesi evi ve sokağı doldurdu.

''Pi Sugar!'' Kapı kapanıp arkasına çöktüğümde çoktan sızmıştım.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Feb 16, 2015 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

Pi SugarHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin