MasterChef stüdyosuna girdiğim an içeriden gelen kalabalık sesi ile başımım şimdiden ağrıdığını hissediyordum. Kameralar kuruluyor, spotlar kontrol ediliyor, mikrofonlar takılıyordu... Dahası 16 kişilik ön elemelerden geçmiş kadro buradaydı.Birbirleri ile şimdiden can ciğer olup hararetli bir şekilde sohbet eden yarışmacılara acıyarak baktım. Buraya yarışmaya geliyorlardı, arkadaş olmak onları isteklerinden adım adım uzaklaştıracaktı ve ben benim dengimde, rakibim bile olamayacak olan insanlarla muhattap olmak zorunda kalacaktım.
"Çekilsene niye dikiliyorsun sırık gibi." arkamdan gelen sesle omzumun üstünden sesin sahibine baktım. Büyük bir satırı biliyordu. Kocaman gözlerini bana dikmişken oldukça korkutucuydu.
"Sırık mı?" Daha ilk dakikadan yediğim tuhaf ithama karşı yönelttiğim sorumu cevapsız bırakarak gergince yürüyüp gitmişti.
En azından evet diyebilirdi.
"Yayın başlayacak, haydi." Prodüktör ellerini çırparak bağırdığında kısa bedenin arkasından bakmayı bırakıp önceden belirlenem tezgahıma geçtim.
En arka sıradaydım. İnsanların benim geniş ve tapılası omuzlarımı izleme fırsatı vermediklerine sevinmiştim. Kesinlikle bunun için ayarlanmış olmalıydı.
"Seni pezevenk mikrofon." O sıra tezgahın diğer ucuna kurulan uzun beden mikrofon ve kablolarıyla iç içe geçmiş adeta bir belgeseli anımsatmayacak gibiydi.
"Anasını satayım böyle şeyin ben!"
"Ne oluyor?" o bağırışı duyan kadın yönetmenlerden biri bizim tezgahta bittiğinde önlüğünde Chanyeol yazan çocuk hararetle konuşmaya devam etti.
"Kim tasarlıyor bu mikrofonları, kusura bakmayın ama bir götüme girmediği kaldı."
"Hey ağır ol. Programda da hakaret içerikli herhangi bir şey söylemeye devam edersen diskalifiye ederiz seni."
Chanyeol hayretle yönetmene baktı. "Ben üç aydır elemeleri geçmeye çalışıyorum cidden iki küfür için diskalifiye mi edersiniz?"
"Ederiz." dedi ciddiyetle ve elini Chanyeol'ün tişörtünün içine geçirip karışmış olan kablo yığınını çıkardı hızlıca çözüp son bir kez uyarıcı bakış atarak kamera arkasındaki geniş masaya oturdu. O sıra Chanyeol şok içine bana döndü.
"Mememe dokundu." gülmemeye çalışarak "Mikrofonunu düzeltmeye çalışıyordu." dedim.
"Ama yine de dokundu." Ellerini göğsünü gizlemek ister gibi kaldırıp kendi bedenine sardığında bu çocuğun erkenden elenmesi için dua etmeye başlamıştım bile. Bir de aynı tezgahtaydık şaka gibiydi cidden.
"Seni pezevenk önlük." Kulağıma başka ince bir ses dolduğunda gelenin geçenin küfür ettiği bu stüdyada insanların oldukça katlanılmaz olduklarını düşündüm. Şimdiden hepsine karşı hissettiğim nefret had safhadaydı. Önlüğüne küfür eden kişi ise hiçbir şey söylemen tezgahla arama girerek arkasını döndü.
"Bağlasana şunu." boynundan geçirdiği önlüğünü bel hizasında bağlamam için uzanan iki kuşağı uzattı.
Rica nedir bilmiyordu herhalde. Başımı ona doğru eğip "Bağlar mısın?" diye düzelttim.
"Neyse ne." demesi üzerine sinirle güldüm, tam da önümdeki kısa bedenin sırtı göğsüme çarparken hala bağlamadığımı fark ettiğinde "Ya bağlasana." diyerek bir anda başını çevirdi. O esnada çeneme çarpan burnunun acısıyla stüdyoda yankılanacak şekilde bağırdı. "Çüş!"
Anında yüzümü buruşturup konuştum:
"Asıl sana çüş. Niye bağırıyorsun kulağımın dibinde." önünde tezgah olduğunu bilmeme rağmen onu ittiğimde tökezleyerek burnunu tuttu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
masterchef :: hunhan exo
RandomO pastacının saçları karamel, teni beyaz çikolata ve dudakları keşfedilmeyi bekleyen tropikal bir meyve gibiydi. Ben ise elinde kanlı bıçağı ile gezen bir et aşçısıydım. Aramızdaki fark ise tam olarak burada başlıyordu.