Zaman: 2022
Virüsün Tehlike Durumu: Düşük
.......
Yolun ortasındaki beden sarkan iç organlarına aldırış etmeden yürümeye devam ediyordu.
Yağan yağmur akan kanları temizlerken attığı her bir yeni adım, biraz daha kan alıyordu vücudundan. Eksik dişleriyle almaya çalıştığı her nefes, hırıltılarla gırtlağını yırtıyordu.
Arabadaki genç beden ise uzun bir günün ardından taksiyle eve dönerken uyukluyordu. Sızlayan bacakları ve bıçak tutmaktan soyulmuş elleriyle rüyasında bile yemek pişirdiğini görüyordu.
Yağan yağmur sesi, arabanın camında güzel desenler bırakarak yağıyordu. Camdaki havaysa kristalleşerek örümcek ağları gibi şekiller oluşturuyordu.
Yolculuğa eşlik eden tek ses yağmur sesiyken şoför uzanarak radyoyu açmış ve bu sessizliği bozmuştu. Silecekler durmadan çalışarak bu yağmura karşı onlara görüş mesafesi veriyordu.
Genç adam uykusunda belli belirsiz telefonunun sesini duydu. İlk başta alttan gelen trompet sesi ve devamında sineği andıran o vokal… O nefret ettiği melodiyi nerde duysa tanırdı bu yüzden bilinci rüyalar alemine dalmış da olsa telefonunun çaldığını seçebildi.
Makarnanın üzerine maydanoz serpiştiren elleri bulanıklaşırken telefonu hala çalıyordu. Artık restoranda değildi ama evde de değildi. Bacaklarındaki sızı artarken gözlerini araladı. Telefonu çalmaya devam ediyordu.
Gittikçe seyrekleşen araçlarla bir tahminde bulundu sızlayan yerlerine beli de eklenirken. Belki yarım belki de bir saat içinde eve varırdı. O zaman arayan her kimse geri dönerdi.
Cama döndüğünde kayıp giden görsellerle yutkundu. Dışarısı pek seçilmiyordu. Araçlar bulanık görünüyor ve ışıklar bile bu bulanıklığı dağıtmakta başarısız oluyordu.
Bakışlarını dışarıdan çekip duffel çantasını karıştırmaya başladı. Yedek kıyafetleri ve okuduğu Freida Mcfadden’ ın D Koğuşu kitabı ona göz kırptı. Etiketi üzerindeki tavasının altındaki belgeleri ezilmekten kurtardıktan sonra elleri nane rengindeki küçük çantaya ulaştı.
Fıstıklı çikolatadan kocaman bir ısırık alıp derin bir nefes çekti içine. Aldığı her ısırıkla görüşü daha da netleşiyordu. Aynı şekilde midesini ziyaret eden o iç gıdıklayıcı his de azalıyordu.
“Beyefendi kolluk kuvvetleri köprüyü kapatmış. Galiba kaza olmuş.”
Bir gök gürültüsü ve dolu kadar sert yağmaya başlayan yağmurla olduğu yere sindi genç adam. Bir kazanın olması ya da yolun tıkanması tesadüf değildi.
İleriye uzanıp kolluk kuvvetlerini görmeyi denedi ama sileceklerden ve yağmurdan başka bir şey göremedi. Tam o sırada gök bir kez daha çakmış ve her yeri aydınlatmıştı. Onlara doğru gelen adamı da.
“Dikkat et orada biri var!”
Şoför uyarıdan çok önce frene bastığında araç büyük bir güçle öne doğru savrulmaya başladı. Tekerler ani frenle ağlarken araç önlerinde tümsek varmışçasına şiddetle sallandı.
Neredeyse yan devrilmek üzereyken durabildiğinde tekerlekler asfaltta derin izler oluşturdu. Yağmur damlaları olay mahallindeki izleri temizlemeye başlamıştı bile.
İlk birkaç saniye kimse tepki vermedi. İçeriyi yalnızca nefes sesleri dolduruyordu. Şoförün gözleri irileşip de nefesi kesildiğinde arkasını dönüp genç adamı kontrol etti.
“İyi misiniz!?”
İyi miydi? Başıyla onayladı. O iyiydi fakat dışarıdaki adam? Hiç sanmıyordu, kontrol edilmeliydi. Hala düzene girememiş solukları ve titreyen elleriyle kemerini çözüp inmeye çalıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Nzambi
Acción"Beni yemek istiyordu." İstanbul'un ayazında bir taksi koltuğunda başlayan o kabus; Pars için zamanın durduğu, insanlığın ise silindiği andı. O gece bir köprünün üzerinde ruhunu bırakan Pars şimdi bir hastane odasında, elindeki kakaolu kurabiye ile...
