Bölüm -3-

262 62 17
                                    

Hayaller Alemi, bulutların zirvesinde olmam ve yanı başımda bir 'Hayalet'in olması. Bunlar kesinlikle gerçek olamazdı. Deliriyordum. Bunun tek açıklaması buydu. Yutkunup bir şeyler söylemem lazımdı ama bu gücü kendimde bulamıyordum. Susma hakkımı kullanacaktım. Öyle de yaptım.

Ayaklarım yere basınca ellerinden geri çekildim. Beni tek başıma bırakıp gidecekti. Onunla daha fazla 'yakın' olmak istemiyordum. İç sesim bunun tam tersini söylüyordu. Düşüncelerimden ayrılmama sebep olan o ses Enes'e değil, arkadaşına aitti.

"Enes, neler oluyor?" derken gülümseyip, beni süzüyordu.

Kızıl saçlı, nefes kesici bir güzelliği olan kız –ya da Hayalet-  karşımda duruyordu. Beklediğim arkadaş tipine uymadığı yüzümden bile anlaşılabilirdi.

Enes, kızıl saçlının yanına gidip, kulağına bir şeyler fısıldadığında buradan kaçıp gitmek istiyordum. Anlattığı şeyler hiç hoşuna gitmemiş olsa ki, kızın gülümseyen yüzü, yerine korku ve şaşkınlığa bıraktı. Gözüm Enes'e takılmış, sürekli onu izliyordum. Canının sıkkınlığı elle tutulur cinstendi. İçimde büyüyen korku, daha da irileşmeye devam ediyordu.

Konuşmaları bitmiş, kızıl saçlı kız yanıma gelmişti. Nasıl bir yüz ifadesinde olduğumu görmediğim için Tanrı'ya şükrediyordum.

"Merhaba, ben Kızıl." dediğinde isminin gerçekten Kızıl mı yoksa saçlarından dolayı mı 'Kızıl' olduğunu merak etmiştim. Bu soruyu aklımın gerisine atarak, uzatan elini tuttum ve

"Derin." diyebildim.

Kızıl, ellerini çektiğinde yüzü tekrar şaşkınlıkla gerilmişti. Ellerine bakıp iç geçirişini duyduğumda Enes'le göz göze geldim.

O güzel ağzını açışını hayranlıkla izlemiştim.

"Kızıl, hemen evine gidelim. Derin'i orda tutabiliriz."

Hiç düşünmeden "Tutabiliriz derken?" diye yanıtı yapıştırdım. Ya da ben öyle zannediyordum.

Kızıl, araya girip "Anlatacağım, beni takip et."dediğinde ikisi de ışık hızında ortadan kaybolmuşlardı. OHA. Evet, bu laf cuk diye oturdu.

Beni burada unuttuklarına inanamayarak, ağzım bir karış açık bakakalmıştım. Oturup ağlayabilir, ya da zavallı görünmek için onların denediği hızı bende deneyebilirdim. İlki daha cazip gelse de koşmaya başladım. Bir adım, dört adım, sekiz adım... Hayır, normal koşuyor, bir türlü ışık hızında koşmayı beceremiyordum. Sonunda pes ederek yere oturdum ve beklemeye başladım. Neyse ki eksikliğimi fark edip, beni geri almak için gelmişlerdi. Yakınıma yaklaştıklarında kahkaha sesleri daha çok duyuluyor, sinirlerimi iyice geriyordu. Ama Enes'in gülüşünü görünce içimdeki her şey erimişti sanki. Dayanamayıp bende güldüm. Tanrım. Gerçekten neler yaşıyordum ben böyle?

Enes, ellerini bana uzatmış kalkmama yardım etmek istiyordu. Kabul etmeyecektim. Her ne kadar gülüşümün izleri hala duruyor olsa da, kendim ayağa kalkıp onu şaşırtmış ve gülüşünü söndürmüştüm. Bravo Derin, 1-0 öndesin!

Hayallerimdeki HayaletHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin