"Paimon, sen gerçek değilsin.... Bekle, ne fark eder ki? Burada çok durdum, artık gitmeliyim."
"L-Lumine!! Nereye gidiyorsun??!"
"Beyaz ışığa doğru.."
"B-Bunu yapamazsın!! Hala burda biraz zamanımız var, a-acelesi yok değil mi??"
Tabiki Paimon'a anlatamam, onların yüzlerinin bende yarattığı acıyı. Venti'nin yüzü, çaldığı melodi, Amber, Lisa, Mondstadt, Timmie.. Nahida'nın yüzündeki tebessüm, Tighnari, Alhaitham, Aranaralar... O minnak yüzün bana 40 gece anısı var. Bu acıyı yaşamak istemiyorum, kimseyi özlemek istemiyorum artık. Aether'in gelmesini huzurla beklemek istiyorum.. Herkes en sonunda bir yerde buluşacak değil mi? Tüm ayrı ruhlar bir araya gelecek.. Kazuha ölü arkadaşı ile beraber olacak, Ei Makoto'ya sıkıca sarılacak. Ve en önemlisi, Aether'i görebileceğim. Daha yüzyıllar var beklemek için, fakat yüzyıllar beni korkutmaz.
"Yeterince durduk Paimon, hadi gidelim."
Paimon asık bir yüzle eliyle işaret parmağımı tutuyor, ve yavaşça beyaz ışığa doğru ilerliyoruz. Nahida ve Venti bize el sallıyor.
"Korkma Aether, asla birbirimizden ayrılmayacağız. Ayrılsak bile, herkesin buluştuğu bir nokta vardır illaki."
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
THE END //Bu sonu daha çok beğendim açıkçası. Daha sade ve gerçekçi duruyor. Fakat Paimon'un gerçek olmaması falan teorisi ile garip garip şeyleri bağlamayı planlıyordum o bölümü ilk yazarken, fakat uzatmaya gerek yok Lumine çoktan öldü. Fakat sizin de düşüncelerinizi duymak isterim, eski son daha mı iyidi?