Çok güzeldi. İçi de dışı da çok güzeldi. İlk gördüğüm gün, içimde açan çiçekler her geçen gün doldu taştı ve bahçe oldu. Evet, bahçe oldu.
Baharın tüm çiçekleri, tüm neşesi, tüm güneşi o oldu.
Benim arkadaşım çok güzeldi. İçi de dışı da çok güzeldi.
Onu anlatacak kelimem yoktu, cümlelerim kayıptı. Bu zamana kadar tüm gördüklerimin yanında onu sadece çiçeğe, bahara, güneşe, aya benzettim. Çünkü o hep güzel gördüklerimi hatırlattı. Ama daha da fazlasıydı.
O çok güzeldi. "Zor zamanlar olur, nasıl çıkarsan içinden omurgan öyle iyileşir." derdi. Onun omurgası, büküldü. Kısaldı belki. Kırıldı yeri geldiğinde. Duruşu değişti. Dik duramadığı zamanlar oldu. Sızladı, oluk oluk kanı sızdı çatlaklarından. Hepsini gördüm, izledim.
Ancak ne benim sızıyı durdurmaya, ne de onun kapatmaya gücü yetmedi.
Çok güzeldi. İçi de dışı kadar güzeldi. Bukleler vardı ruhunda. Gürdü saçları. Kırılsa da, bükülse de; ne kadar sıkarsa sıksın, acıtsa da acıtsın hep eski haline dönerdi bukleleri. İnatçıydı, tıpkı onun gibi dimdik ve asiydi saçları. Asla şahit olmadı. Asla rüzgara, kimyaya, fiziğe karşı saçlarının nasıl asi, kendi halinde, istediği gibi olması için savaştığına asla şahit olmadı. Ben oldum. Ben izlerken, hepsi dalga geçer gibi göz kırpardı bana.
Güneş'im, çok güzeldi. İçi de dışı da güzeldi. Hiç solmadı gözleri. Dolsa da, düşse de, kısılsa da, kızarsa da asla ödün vermedi renginden gözleri. Sarıdan yeşile. Hep sıradışılığıyla ama kararlılığıyla kaldı gözleri. Öyle baktı. Bilinçsizken, aklı yerinde değilken bile öyle baktı gözleri. Her detaya takılı kaldı. Belki hatırlamak istedi, belki de unutmamak. Ama baktı, baktı ve gördü.
Ay ışığım, çok güzeldi. O hep güzeldi, öyle de kaldı. Değişti belki tavrı, değişti belki duruşu. Ama o hep güzel kaldı.
Benim düşbahçem, hep güzeldi.
Ve hep güzel kaldı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
düşbahçe|çiçek
Ficción Generalne ben bir Mevlana idim, ne de o Şems. biz yalnızca huşu içinde dönmek isteyen iki kulduk. ancak birimizden biri hep düşmüştü, düşecekti.