Multimedyada İris'in okula giderken giydiği kıyafetler var.
Dışarıdan yere hırsla vuran yağmur damlalarının sesleri geliyordu. Bana sanki uyan artık gidecek okulun ve seni bekleyen trajedilerle dolu bir günün var der gibi. Aslında hiçde şaşırmadım ama saati görünce biraz endişelendim ister istemez. Alarmım çalmamıştı. Neden acaba ? Tabiki bizim afacan yine saatimin ayarlarıyla oynamıştı. Yataktan nasıl fırladığımı anlamadım. Saat 9.15ti. Bu demek oluyor ki birinci dersimiz neredeyse bitmiş. Devamsızlık hakkımı okulun son günlerine saklamak istediğim için hızlıca tuvalete girip rutin işlemlerimi hallettim. Okulumuzun serbest kıyafet anlayışına uygun birkaç parça kıyafeti kombin edip üzerime geçirdim. Alal acele evden çıkıp otobüs durağına yürüdüm. 45 dakikalık bir bekleyişin ardından nihayet gelen otobüse bindim. Bana mı öyle geliyo yoksa bu otobüs biraz daha yavaşlasa durucak mı ? Tamda trafik olucak günü bulmuşum. Zaten nerde bir sıkıntılı durum var ben ordayım. Okula 5 dakikalık bir mesafede duran otobüsten indim. Okulumuz durağın iki üç sokak gerisindeydi. Kolejde okumama rağmen orta gelirli bir aile ferdiyim. Zaten bu okulada üç sene önce girdiğim burslu eğitim sınavında aldığım %100 burs sayesinde girmiştim. Yazları 3 aylığına ve sınav haftalarını atlattıkan sonra bazı hafta sonları part time iş bulup çalışıyorum. İhtiyacım olduğundan değil sadece üniversiteye yatırım yapmak için. 8 yıl önce, annemin ölümünden itibaren babamla aramızda elle tutulur bir soğukluk vardı. Hala da devam ediyor. Neredeyse aramızdaki tek konusabilceğimiz konu kardeşim Deniz'di. Annemle babam birbirlerini çok severek evlenmişler. Bunları annemin anlatmasını isterdim ama malesef teyzem o yıldırıcı sorularıma cevap verirken arada bu konuda geçmişti. Evlenmelerine anneannem ve dedem karşı çıkmış ama annem onları karşısına almış ve babamla evlenmiş. Ama sonra dedem kızına sırtına dönmüş, bir daha konuşmamışlar. Onlar evlendikten 4 yıl sonra anneannem ve ardından aynı yılda dedem ölmüş. Teyzem baban hala annenin yokluğuna alışamadı o yüzden sana böyle davranıyor desede bu bana pek inandırıcı gelmemişti. Çünkü babam bana ne kadar uzaksa Denize' e o kadar yakındı. Bende bir nevi geleceğimi garanti altına almaya çalışıyorum. Okulla durak arasındaki o birkaç sokağı aşmış çoktan okula gelmiştim. Kapıdan girerken güvenlik klübesinden bana gülümseyen göbekli Ahmet amcaya başımla selam verip içeriye girdim. Tenefüste olmalılar çünkü çoğu kişi bahçedeydi. Bahçede ilerlerken birkaç kafa bana doğru döndü. Onları umursamadan hızlı adımlarla sınıfımın olduğu kata çıktım. Koridorda beni tanıyan bir kaç kızın selamlarını karşıladıktan sonra sınıfa nihayet girebilmiştim. Her zaman oturduğum gözden uzak yerime ilerlerken sınıfımızın ayaklı gazetesi hocanın geldiğini haber veren sesler çıkartıyordu. Yerime yerleşip bütün derslerde ortak olarak kullandığım defterimi çıkarttım. Hoca bize yarım yamalak selam verip hemen konuya geçtiğine dair birşeyler zırvaladı. Kadına kalsa nefes almaktan tasarruf edip ders anlatıcak. Ne meslek aşkı ama. O sırada yan tarafımda bir hareketlenme oldu. Göz ucuyla baktığımda yüzünde nedeni belirsiz olan sırıtışıyla bir çocuk oturdu. Tamam vurdumduymaz olabilirim ama en azından sınıf arkadaşlarımı tanıyorum. Fazilet hocanın bir saat nutuğunu dinlemek istemediğimden ses çıkartmayıp önüme döndüm. Hani insanın içinde izlendiğine dair bir his olurda o tarafa dogru bakarya, bütün ders boyunca bu trajediyi yaşadım. Ne zaman kafamı yanımdaki varlığa çevirsem çarpık bir gülümsemeyle beni izlediğini görüyorum. Birde utanmaz baktığımı görünce kafasınıda çevirmiyor aksine gülüşü yüzüne daha cok yayılıyor. Buda beni aşırı derecede rahatsız ediyor, yerimde kıpırdanmama sebep oluyordu. -Ben rahatsız olduğumda, sinirlendiğimde, tikimle oynandığında, huylandığımda felan sürekli yerimde kıpırdanırım.
Fazilet hocanın gazabına uğramadan zilin sesini duyduğum anda ışık hızıyla çocuğa doğru döndüm. Bu sefer çocuk kahkaha attı. Artık sinirden ve şaşırmadan suratım ne hala döndüyse yüzünü buruşturdu ve düzelincede tam ağzımı açmıştım ki öpücük atıp kaçtı. Kıpkırmızı olmuş bir suratla ve ellerimi yumruk yapmış sıkar halde arkasından baka kaldım. Bugün Cansel okula gelmemişti. Keşke gelseydi de beni sakinleştirseydi. Yoksa bütün tırnaklarımı köküne kadar yiyebilirim. Birtek onun sözleri üzerimde etki ediyor. Biz Cansel' le 8 yıldır çok yakın arkadaşız, hatta kardeşiz. Annemin öldüğü zamanlarda hergün okuldan kaçıp evimizin arka bahçesindeki karanlık girintiye saklanır annemin gelmesini bekler, gelmeyincede ağlardım. Annem yaşadığı zamanlarda saklanbaç oynadığımızda ben sürekli o girintiye saklanır beklerdim. Annem de sanki yerimi bilmiyormuş gibi seslenir, başka yerlere bakar en son oraya gelir, beni bulur gıdıklama başlardı. Yine birgün oraya saklanıp ağlamaya başladığımda Cansel geldi yanıma. Onu sinirlenip kovmaya çalışsamda gitmedi, yanıma oturdu sıkı sıkı tuttu elimi. Gözyaşlarım dinene kadar benimle kaldı. Saklamaya çalışsada gördüm, oda ağlıyordu. Arada bir minik dudaklarıyla elime öpücükler konduruyordu. O günde bunlar mahallemize yeni taşınmış halamda yemekleri yoktur diye bize davet etmiş. Bu da canı sıkılınca bizim bahçede dolaşırken beni bulmuş. Sonradan öğrendim, o da yakın zamanlarda babasını kaybetmiş. Ertesi günler ben gittiğimde oda benimle geldi, bekledik, baktık gelen giden yok ağlamaya başladık. Hergün onunla ağlıyorduk. Birgün yaz tatiline onlar memleketleri Eskişehir'e gitmeye karar verdiler. Gidecekleri gün bana ''Bensiz ağlamak yok, ağlarsan bir daha seninle konuşmam, söz ver'' dedi dolu dolu gözleriyle. Bende söz verdim. O günden beri o olmadığı zamanlarda gram gözyaşı dökmüyorum. Zor dayanmıştım ağlamamaya. Hatta sırf bu yüzden o girintiyede saklanmamıştım. Geri geldiğinde girdik o girintiye bekledik bekledik, bu sefer birbirimize bakıp gülmeye başladık. Çünkü ikimizinde ağlamaya niyeti yoktu, alışmıştık artık içimize atmaya. Yani bizim dostluğumuzun temeli, minik kalplerimizin acıyla kavrulduğu zamanlarda doğmuş, büyümüştü.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
KATİLİN OĞLU
Teen FictionSen hiç çaresizlik nedir bilir misin ? Acı çeke çeke, nefes alır gibi sevmek . Vazgeçemeyeceğini bildiğin halde gözlerini kapatarak sevmek. Onu görmezden gelmeye çalışsan bile kokusunu bir müddet alamayınca burun deliklerin sızlaya sızlaya sevmek. B...