oyun oynamayi herkes sever (m)

110 10 1
                                        

Neden yaptığımı geçtim, şu an ne yaptığımın bile tam farkında değildim aslında. Mark'ın mesajını okur okumaz aceleyle evden çıkışım ve şu an Mark'ın evinin önünde dikilip neden kapıyı çalamadığımı düşünmem o kadar ani gelişmişti ki beynim algılamayı çoktan bırakmıştı. Ayaklarımı sürükleye sürükleye burdan gitme fikri hoş gelse de Mark'a olan özlemim ağır basıyordu, farkındaydım. Teni, bakışları, sıcaklığı. Her şeyiyle öyle özletiyordu ki kendini bazen o olmadan önce nasıl bir hayat yaşadığımı sorguluyordum. Mark Lee, farkında olmadan en büyük bağımlılığım olmuştu.

Ben bunları sorgulayıp korkaklık etmeye devam ederken kapı açıldı, Mark'ın kısık gözleri beni karşıladı. Üstünde hiçbir şey yoktu, altında ise diz kapağına kadar uzanan siyah bir şort vardı. Ona üşüyüp üşümediğini sormayı düşündüm. Ya da beni buraya koşa koşa getirecek kadar nasıl bende böylesine büyük bir etki yarattığını. Ama o an kısık gözlerle gözlerime bakan Mark bana her şeyi unutturdu. Adımımı eve attığımda serçe parmağımı tutup beni kendine çekerken Mark'ın çakırkeyif olmaktan öte olduğunu anlamıştım. Montumun eteklerine tutunduktan sonra bile sendelediğini görünce onu kucağıma aldım, odasını bilmesem de tahminlerime doğru bir odaya girdim. Duvardaki posterlerden, masanın üstündeki dağınıklıktan ve hiç bozulmayan yataktan burasının Mark'ın odası olduğunu anlamam uzun sürmedi. Onu yatağa bırakacağım sırada kafasını boynuma daha da gömdü.

"Aynı parfümü kullanıyoruz, nasıl oluyor da senin kokun böylesine güzel oluyor?"

Ağzını yaya yaya konuşurken gelen alkol kokusu midemi bulandırsa da bir şey yapmadım. Yatağa oturdum, Mark hala kucağımdaydı. Tek elimle yüzüne gelen saçları kulağının arkasına sıkıştırıp yüzünü açığa çıkardım. Gözleri kapalı, dudakları hafif aralıktı. Kaşının biraz üstünü hafifçe öptüğümde gözünü açtı.

"Yuta, beni öper misin?"

Söylediği şeyden öylesine emindi ki nasıl sarhoşken bile isteklerinden böyle emin olabiliyor diye düşündürttü.

"Sen yanımdayken hep üzülüyorum biliyor musun? Çünkü sen beni iyileştiriyorsun ve sen hayatıma girene kadar kırık olduğumu bile bilmiyordum. Beni neden üzüyorsun?"

Mark alkolün etkisinde olduğundan olsa gerek normale göre çok daha yavaş konuşuyordu. Hislerini bana açması, kendini anlatması güzeldi fakat bunu sarhoşken yapmasını istemiyordum. Ben onun saçlarını okşarken gözlerinden akan yaşlar elimi ıslatmaya başladı.

"Seni çok özlüyorum Yuta. Saçma gelecek belki ama sana ihtiyaç duyuyorum. Sen olmayınca kendimi koruyamıyormuşum gibi sen beni koru istiyorum. Hep yaptığın gibi her arabaya bindiğimde emniyet kemerini takmam için beni uyar ve yemekte soğanı her seçtiğimde benim için onları ye istiyorum."

Söyledikleri sanki komikmiş gibi bir anda kahkaha atmaya başladığında ne yapacağımı şaşırmıştım.

"Sana böylesine bağlandığım için kendimden utanıyorum. Senden nefret etmek istiyorum, o geceden sonra beni bok gibi bıraktığın için senden nefret etmek istiyorum. O kadar nefret etmek istiyorum ki bu his beni kendime düşman ediyor."

O konuşmayı sürdürmeye kararlı olsa da ben dinlemeye kararlı değildim. Bir anda nolduğunu anlamadığım şekilde aralık dudaklarını dudaklarımla kapattım. Dudaklarındaki sıcaklık vücuduma entegre olurken kulağım uğuldamaya ve hatta gözlerim bile kararmaya başlamıştı. Sanki dünya ayağımın altından kayıp gidiyordu ve o an beni tutabilen tek şey Mark'ın dudaklarındaki dudaklarımdı. Kurumuş dudaklarını ıslattığımda o da kucağımda hareketlendi. Bu hareketlenme aslında 'seni özledim ve sabrım da kalmadı' hareketlenmesiydi. Mark'ı biraz inceleyen herkes Mark'ın beden diliyle sık sık konuştuğunu anlardı. Kucağımda oturur pozisyona geçip bacaklarını belimden ilerisine uzattı, kollarını boynumdan geçirdi. Boynumu saran elleri sıcacıktı. Bu sıcaklığı böylesine özlediğimi o an anlamıştım. Önce öpüşme sakin başladı, Mark'ın hala ağladığını hissederek onu yavaşça öptüm. Dudakları sıcak dudaklarımla gezindi. Klişe gelecek ama o an sanki dünya durdu, Mark dışında her şey silindi. Biraz zaman geçtiğinde dilimi Mark'ın ağzına yolladım. Hırçınlığını gösterircesine karşılık verdiğinde alt dudağımı emip dişledi. Canım yansa da o an Mark'ın bundan keyif aldığını hissedebiliyordım. Elleri saçımda gezinirken saç diplerimi acıtırcasına enseme gelen saçlarımı çekiştirdi. Bunu yaptığında aniden pozisyonlarımızı değiştirip onu yatağa yatırmamı beklemediğini gözlerinde görmüştüm. Yatakta uzanırken bile böylesine güzel görünmesi beni dumura uğratıyordu. Mark Lee, güzelliğin tasviri gibiydi. Ona doğru eğildim, yanağından çenesine ordan da boynuna küçük öpücükler kondurdum. Öperken aynı zamanda kokusunu hissetmek bana kendimi öyle iyi hissettirdi ki şu an ölsem bile hiçbir pişmanlığım olmazdı. Boynuna geldiğimde biraz hareketlerimi yavaşlattım. Öpücüklerim gitgide ıslandığında bunun hoşuna gittiğini hareketlenen ellerinden anlayabiliyordum. Boynuna bıraktığım ısırıklarla saçlarımı daha sıkı tutuyordu, o bunu yaptıkça emdiğim boynunda oyalanma fikri daha çok hoşuma gitmeye başladı. Ellerini saçımdan çekip iki yana indirdiğimde ellerini ellerimle kapattım. Elime kenetlenen parmakları, dilimin altındaki pürüzsüz boynu bana kendimi kaybettiriyordu. Boynundan daha da aşağıya inmeye başladım.  üstünde hiçbir şey olmadığı için üşümüş olan teni ben dudaklarımı değdikçe alev alıyordu. Isırık izlerimi göğüs çevresine de bıraktığımda Mark ellerimi daha kuvvetli sıkmaya başladı. Kafamı kaldırdığımda göz göze geldik. Bana alttan bakarken gülümseyişi gerçekten akıllanmaz olduğunu gösteriyordu. Dilimle ıslak bir yol çizerek kasıklarına indim. Buna ne kadar dayanabileceğini test etmek istiyordum. Onu kendime daha fazla bağlamak, öpücüklerimi ve dokunuşlarımı hiç unutamamasını sağlamak.. Ben Mark'ı kendime bağımlı etmek istiyordum.

hentai Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin