felix'in ağzından
gergindim. gergindim ve şu an atöylenin önünde onu bekliyor olmak beni daha çok geriyordu. normalde gerilen bir insan değildim. yeni tanıştığım kişilere karşı asla gerilme gibi bir olayım da olmamıştı fakat konu hyunjin olunca sebepsiz geriliyordum. elimdeki kahve kutusunu yanımda duran kaloriferin üzerine koyarak cebimden telefonumu çıkardım ve saate baktım.
10.58
geleli çok olmamıştı ama geçen her dakika sanki birkaç saattir burada bekliyormuşum gibi hissettiriyordu. derin bir nefes alarak kahveleri tekrar elime aldım ve tam kalçamı kalorifere yasladığım anda yanımdaki hareketliliği fark ederek oraya döndüm. gözlerim kısa bir süre yüzünde gezindikten sonra altları salık ama bağlı saçlarına kaydı. kızıl normalde kimseye kolay kolay yakışmayan bir renkken onda böylesine iyi durması, üstüne bir de bağlaması olduğundan daha da hoş görünmesini sağlamıştı.
düşüncelerimi bir kenara atmaya çalışarak toparlandım ve hyunjin'e doğru yaklaştım. "gelmişsin."
"gelmeyeceğimi mi düşündün?"
"tam olarak öyle sayılmaz, sadece beni fazla ciddiye almadığını düşünmüştüm."
hyunjin anlık olarak bana dönse de elinde tuttuğu anahtarla atölyenin kapısını açmış ve içeri girmişti. umarım sorunsuz bir şekilde tanışıp bir muhabbete sahip olabilirdik. o içeri girer girmez yavaş adımlarla arkasından ilerleyerek ben de girdim ve daha önce gelmemişim gibi tekrar atölyesini incelemeye başladım.
"ciddiye almadığım biriyle muhatap olmayı tercih etmiyorum genelde."
dediğiyle birlikte bakışlarımı etraftan çevirerek ona döndüm. elinde tuttuğu üzeri kapalı tuvali şovalenin üzerine koyduğunda ben de elimdeki kahvelerin farkına vararak birkaç adım daha ona yaklaştım.
"unutmadan, americanon ısınmadan içmelisin."
uzattığım kahve dolu bardağı bir iki adım da o bana yaklaşarak aldığında gözlerinin içine daha yakından bakma fırsatı elde edebildiğimi fark ettim. bakışlarındaki o boşluk yerini sakinliğe vermiş gibiydi. bir şeyler oluyor ama onu harlamaya yetmiyormuş gibi.
"teşekkür ederim, şöyle oturabilirsin." tuvale ve şoveleye yakın bir bar taburesini işaret ettiğinde dediğini yaparak oraya oturdum. o da masaların üzerinde boya olmasını umursamadan yakın olan masaya oturdu ve americanosundan bir yudum aldı.
"evet, neyi merak ediyorsun?"
seni. demek istedim, diyemedim. çünkü dersem ne tepki vereceğini kestiremiyordum. gerçi düşününce onu merak etme gibi bir hakka sahip de değildim. ne de olsa yeni tanışıyorduk.
"resminde," dedim şovalede duran pembe sakuralı gece resmini işaret ederek. "neden sakura kullandığını merak ediyorum."
işaretim ve söylemimle birlikte kahvesinden bir yudum daha alarak masada doğruldu ve resme yaklaştı. sakuralar üzerinde parmaklarını gezdirdi bir süre. merakla her bir hareketini incelerken aniden bana dönmesiyle bakışlarımı yüzüne çıkardım. aurası...
dış görünüşünü, duruşunu ve yakışıklılığını görmezden gelmeye çalışsam bile aurası buna engel oluyordu. içimde farklı bir his oluşturuyordu ve bu benim onu daha da çok merak etmeme sebep oluyordu.
"yeniden doğmaya veya dirilişe inanır mısın?"
"ne?" sorduğu soruyla afalladım ve birkaç saniye yüzüne boş boş bakmaya başladım. daha sonra bunu sorgulamayı es geçerek cevap vermek istedim. "kısmen inanırım diyelim. sen?"

ŞİMDİ OKUDUĞUN
sakura & stars. hyunlix
Fiksi Penggemar"insanların mutluluğunu ve hüznünü sakuralar çeker. kimisi sakuraların altında aşk yaşarken, kimisi altında göz yaşlarıyla birlikte hayatı sorgular. gece ve yıldızlar ise," tekrar bakışları bana döndüğünde gülümsedim. yapacağım şeyin doğru olmadığın...