yarısını
mother mother-Chasing It Down
diğer yarısını
charlie puth-How Long
dinleyerek yazdım yaşasın aksiyon!!
-🐰-
korkuyu iliklerime kadar hissediyordum. adrenalinin etkisiyle kalbim hızlı hızlı çarparken evde yalnızdım. yere inip yatağın kenarına dışarıdan görünmeyeceğime emin olduğum bir şekilde saklandım.
yirmi dakika olmuştu. yarı uykuluyken taehyung ve arkadaşlarım dışarı gitmeleri gerektiğini söylediklerinde önemsememiş ve uyumaya devam etmiştim. belki de onlarca kez çalan telefonumun sesiyle uyandığımda abimin aradığını görmüştüm.
açtığım da ise ailemin yerimizi bulduklarını, tüm kasabayı sardıklarını, dahyun'u yakaladıklarını, onların da teklikede olduklarını, bu yüzden yanıma gelemeyeceklerini ve evin etrafında adamlar olduğunu söylemişti.
saatin kaç olduğu hakkında bir fikrim yoktu. ancak havanın fazla karanlık olması mümkünmüş gibi daha da gerilmemi sağlıyordu. gözlerimi kapatıp derin nefesler alırken sakin kalmaya çalışıyordum ama telefonumun şarjının bitmiş olması bu durumu hiç kolaylaştırmıyordu.
neden hep en lazım olduğu anda şarjımız biterdi ki! endişeleniyordum. birşey yapamazlardı. belki sadece evden çıkmama cezası alırdım. belki de arkadaşlarım ve taehyung ile görüşmemi yasaklarlardı. belki ailem mühürlendiğimi görününce delilirlerdi ve başka bir ülkeye taşınırdık.
her seçenek beni taehyung'dan uzaklaştırıyordu. bu gözlerimin dolmasına neden olurken kurdumun acısını da iliklerime kadar hissediyordum. omegam alfasını istiyordu. ben taehyung'umu istiyordum.
jisung'un iki katlı yazlığının en üst katındaki odadaydım. duvarların fazla ince olması sayesinde dış kapının açıldığını duymuştum. adım seslerini korkuyla dinliyordum. etrafıma bakınmaya başladım. saklanacak bir yer yoktu, saldıracak bir şey de yoktu.
"tüm odaları kontrol edin!"
aşağıdan gelen oldukça kalın olan ses 'belki de gelen bizimkilerden biridir' düşüncemi ve yakalanmayacağıma dair olan umudumu alıp götürmüştü. sonum gelmiş gibi hissediyordum. kim bilir diğerleri neredeydi? ne haldelerdi? abim engel olmayı başaramaz mıydı? o hep çok güçlüydü. neden engel olmuyordu?
taehyung'u bir daha görebilecek miydim?
adım sesleri giderek yaklaşıyordu ve kaçacak yerim yoktu. çaresizce yakalanmayı, teslim olmayı bekliyordum. başımı eğidiğim de önüme düşen mor saç tutamlarım ve yere damlayan göz yaşım... ben pes etmeyi bekliyordum.
buraya kadar mıydı?
her güzel şey son bulmak zorunda mıydı?
yerimden kıpırdamadan tam karşımda duran açık pencereyi izlemeye başladım. ay ne kadar da güzel görünüyordu. çok yüksekti. atlarsam yaralanırdım. düşük bir ihtimalle yaralanmayacak olsam bile aşağı da onlarca adam vardı.
her türlü yakalanacaktım.
bacaklarımı kendime çekip bacaklarıma kollarımı sımsıkı dolarken ağlamaya başlamıştım. çaresizliği ilk defa bu kadar derinden hissediyordum. bulunduğum odanın kapısının kilidinin çevirilmesiyle fısıldadım.
