Hyunjin atölyesinde, arka planda çalan şarkıya mırıltıları ile eşlik ederken bir yandan da önündeki resmi boyuyordu. Parmak uçlarına bulaşan boyaları seviyordu, sanki o boyalar bulaşmasa resim yapmış saymayacaktı kendini.
O bunları yaparken atölyeye giden taşlı yolda ilerleyen Jisung heyecanlıydı, sanki yirmilerinin sonunda bir adam değil de ondokuz yaşındaki bir çocuktu. Gözleri elindeki mavi çiçek buketine gidiyor ve 'beğenir mi' diye düşünüyordu.
En sonunda atölyenin önüne gelirken ön tarafı neredeyse tamamen cam olan duvardan Hyunjin'i gördü, kapıyı açmış ve çan sesi içeriyi doldururken Hyunjin kafasını çevirmişti. Çevirdiği gibi de elinde çiçekle içeriye giren Jisung'u görmüştü.
Gülümsedi. "Jisung..."
Hızla ellerini önlüğüne silip ona doğru ilerlemiş ve karşı karşıya gelmişlerdi. Kaşlarını kaldırdı Hyunjin. "İşte olman gerekiyor sanıyordum."
"Öğle aramı seninle geçirmek istedim," dedi Jisung. Çiçekleri uzattığında Hyunjin teşekkür edip onları almış ve birkaç saniyelik incelemeden sonra kenara bırakmıştı.
İkisi birbirine bakarken Jisung kaşlarını kaldırdı. "Sanırım sarılmamız gerek."
Alttan alttan izin alırken kendini tutamadan güldü Hyunjin. İki gün önce parkta yaşadıkları kırılmadan sonra ilk görüşmeleriydi ve sanki birbirlerine ilk defa itiraf yapmış gibi nasıl hareket edeceklerini bilmiyordu ikisi de.
Kafa salladı. "Sanırım."
Beklemeden onu kolları arasına aldı Jisung, anında boynuna sarılan kollarla gözleri kapanırken Hyunjin de ondan farklı değildi. Sıkıca boynuna sarılmış, onu kendine çekmişti.
"Seni özledim," diyen Jisung onlar sarılırken ilk konuşan oldu. "Sensiz geçirdiğim o zaman dilimi o kadar uzun ki bir saniye ayrı kalınca direkt özlemeye başlıyorum."
Hafifçe geri çekildiklerinde Hyunjin omuz silkti. "Artık bunu bir kenara bırakıp önümüze bakma zamanımız geldi. Ayrı mı kaldık, ağaç mı kesildi, anılar mı gitti... Artık sadece yenilerini oluşturmaya bakmalıyız."
"Evet. Öyleyse sence ne yemek sipariş etsek?"
Direkt ayak uyduran Jisung ile güldü. "Dur," dedi hemen ve ellerini yıkadı. "Sipariş etme. Sabah bir şeyler hazırlamıştım gün içinde yerim diye, dolapta da içecek olacaktı. Bakar mısın?"
O sırt çantasına ilerlerken Jisung da kafa sallayıp atölyedeki mini buzdolabına ilerlemiş ve önüne çöküp kapağı açmıştı. İçindeki meyve sularını çıkarıp ada tezgaha bıraktı, Hyunjin de getirdiği iki saklama kabını açtı.
"Hem yemeğimiz hem tatlımız var." Omuz silkti. "Para harcamaya gerek yok."
Sabah yaptığı iki sandviçten birini uzatınca Jisung gülmüş, o da karşılık olarak kapağını açtığı meyve suyunu uzatmıştı. Yerleştikleri sandalyede yan yana otururken Hyunjin "Bana bir şeyler anlat," dedi. "Seni tanımak istiyorum."
"Hım..." Sandviçten bir ısırık alıp düşünmeye başladı. Kore'ye gelmeden önce hayatı yoktu çünkü ailesinin kontrolündeydi bu yüzden Kore'ye geldikten sonrayı anlatmaya başladı.
"Yeterli eğitimler aldıktan sonra Kore'ye geldim," diye konuştu. "Bu başta benim için çok zordu çünkü aşırı korkuyordum sizinle karşılaşmaktan. Kendimi işe verdim, işe verince de başarı kaçınılmaz oldu. Arkadaşım var mı? Düşüneyim. Arkadaşım var aslında, konuştuğum bir sürü kişi var."
"Tüm sektörü tanıyorsundur."
"Sanırım," deyip güldü. "Yani hemen herkesle muhabbetim var ama samimi de değilim. Amerika'da uzun süre yaşayınca yemek alışkanlıklarım ister istemez değişti bu yüzden eskisi kadar baharatlı yiyemiyorum."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
iary, hyunsung ✓
Fanfiction"Sonra aramıza şehirler girecek, hiç karşılaşmayacağız. Tesadüfler bile bir araya getiremeyecek. Sonra belki birimiz öleceğiz ve diğerimiz hiç bilmeyecek..."
