Hwang, siyah ceketinin yakasını kaldırıp rüzgârdan korunmaya çalışırken etrafına göz gezdirdi. Burası eskiden bir depoydu. Şimdi ise harabe bir alan. Boş araziyi sadece birkaç loş lamba aydınlatıyordu. Yaklaşıp sessizce arabanın bagajını açtı. İçinde mühürlü paketler vardı.
Vegas ve adamları birkaç metre ötedeydi. "Her şey hazır mı Jin Ho?"
Hwang başını salladı ve bagajdaki paketlerden birini alıp Vegas'a uzattı. Vegas'ın adamlarından biri ilerleyip paketi açtı. İçinden beyaz toz dolu küçük bir poşet çıkardı. Şüpheyle inceledi. Onay gelince devam ettiler. "Güzel iş, Jin Ho. Anlaşılan gerçekten işini biliyorsun."
Hwang kollarını açarak hafifçe eğildi. "Sadece en iyisini sunarım."
Vegas, cebinden bir zarf çıkarıp Hwang’a uzattı. "Bu ilk ödeme. Bundan sonra daha büyük işlerde birlikte olacağız. Yarın gece gel seni asıl ekiple tanıştıracağım."
Hwang, parayı alıp cebine koydu. "Memnuniyetle." Böylece Hwang içlerine sızmayı başarmıştı. Ama bu daha başlangıçtı.
•
Minho'dan
Ne kadar zaman geçti hiçbir fikrim yoktu. Belki üç belki beş saat geçmişti. Oturduğum yerden zorla kaldırmışlardı. Sanırım sakinleştirici vermişlerdi. Üstümde bir ağırlık vardı. Yataktan kalkıp kapıya doğru ilerlediğimde Felix odaya girdi.
"Uyanmışsın." Sesinde durağanlık vardı. Sanırım ben uyurken tüm koşuşturma ile o uğraşmıştı. Hızlı adımlarla yanına gidip sıkıca sarıldım. "Hepsi benim hatam." Ağlamaktan şişen göz altlarıma rağmen yine ağlamaya başladım. Artık gözlerim çok ağrıyordu.
"Hayır hiçbir şey senin suçun değil. Sakin ol toparlan güçlü durman gerek." Haklıydı o kadar haklıydı ki. Güçsüz durup yenilmiş gibi gözükmek istemiyordum.
"Ona bakacağım veda etmem gerek." Ondan ayrılıp üstümü düzelttim. Beni onaylayıp odadan çıktık.
Morga geldiğimizde görevli olan memur üstündeki örtüyü kaldırıp bizi yanlız bıraktı. Göğsünün altında bir kurşun vardı. Birde sırtında vardı sanırım. Acı yoktu. Huzurlu bir şekilde yatıyordu. Sanki hiç acı çekmemiş gibi duruyordu. Derin bir nefes alıp konuşmaya başladım.
"Veda etmeye geldim. Sen iyi bir polistin. Gurur duyuyoruz hepimiz. Merak etme kanın yerde kalmayacak. İntikamını alacağım." Uzun uzun konuşmuştuk her zamanki gibi. Abi kardeş gibi konuşup baya canını sıkmıştım. Arada bir Felix'te konuşmaya dahil oluyordu. Dışardan biri görse bize deli derdi galiba.
Biraz olsun vedalaşmak iyi gelmişti. Kendime gelmiştim. Hastanenin önü muhabir kaynıyordu. Herkes bir açıklama bekliyordu. Aslında beni bekliyorlardı. Üstümü düzeltip asansöre doğru ilerledim. Çıkışa yaklaştıkça sesler artıyordu. Flaş sesleri, kameraya konuşan muhabirlerin uğultusu.
Kapının önüne geldiğimde tüm kameralar bana döndü. Yanıma ise Felix geçti. Sesimi yoklayıp konulmama başladım. "Hepiniz gerekli ilgiyi gösterip buraya geldiğiniz için teşekkürler. Bugünkü saldırıda vurulan ekip üyemiz Kim Seungmin ve diğer meslektaşlarım açılan ateşli saldırıda tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Bugün ilerleyen saatlerde ise tören ile uğurlanacaktır. Bütün merkez saldırıyı araştırıyor. Lütfen halkımız endişe etmesin."
Birkaç fotoğraf çekmelerine izin verip gelen sorulara yanıt verdim. "Bay Lee biliyorsunuz ki namı değer Christopher Bang hâlâ özgür bir şekilde yaşamına devam ediyor. 4 yıla aşkın bir süredir peşindesiniz ama hiçbir gelişme yok ve kayıplar veriyorsunuz. Bu daha ne kadar sürecek?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Thunderous, Minchan (✓)
FanfictionBir zamanlar devlete bağlı bir polis olan ülkesinin en büyük mafya çetesinin lideri ve eski görev arkadaşı olan başkomiserin yaşam hikayesi. • 06.07.24//12.01.26 Angst¿?
