three

19 3 2
                                        




louis eve gittiğinde normalde yaptığı gibi dersin başına oturmak yerine kendini yatağa attı ve içinde biriken ağlama hissini görmezden gelmeye çalıştı. kabusları tekrardan artmaya başlamıştı, uzun süredir bu kadar zorlanmamıştı. harry'i de endişelendirdiğinin farkındaydı ve bundan nefret ediyordu. hala kabuslarına giren geçmişini anlatmamıştı, hem kendini konuşmaya hazır hissetmediğinden hem de harry'nin ona farklı bir gözle bakmasından korktuğundan anlatamıyordu.

harry'nin her ne olursa olsun yanında olacağını biliyordu, ama eğer o yeşil gözlerinde en ufak bir acıma görürse mahvolurdu. gözünden akan tek damla yaşı silecekken bir diğerinin takip etmesiyle kendini durdurmaya vakti olmadan ağlamaya başlamıştı bile. sakinleşmeye çalıştıkça daha kötü oluyordu, nefes almakta zorlanmaya başladığında panik atak geçireceğini anladı.

her ne kadar sayısız kez bunu yaşamış olsa da hiçbir zaman kolaylaşmıyordu, eliyle nabzını bulup saymaya çalıştı, bu genelde sakinleşmesine yardım ederdi ama elleri o kadar çok titriyordu ki nabzını bulamadı bile.

"sikeyim!" diye mırıldandı kendi nefesinde boğuluyormuş gibi hissederken. öğrendiği bütün nefes egzersizlerini unutmuş gibiydi, hiçbir şey işe yaramıyordu.

el yordamıyla yorganların arasında telefonunu buldu ve titreyen elleriyle harry'i aradı. her ne kadar onu endişelendirmek istemese de arayabileceği başka kimsesi yoktu ve kendini tam anlamıyla ölecek gibi hissediyordu.

telefon çok geçmeden açıldığında harry'nin enerjik sesi kulaklarını doldurdu, "lou?" louis cevap vermeye çalışsa da tek yapabildiği boğuk sesiyle mırıldanmaktı, "ha-harry, ben- ..."

çocuğun kesik nefeslerini telefonun diğer ucundan duyan harry düşünmeden oturduğu yerden kalktı ve üzerine hızla bir sweat geçirdi, "lou, nefes al. beş dakikaya oradayım, tamam mı? telefonu kapatma, sana öğrettiğim egzersizi hatırlıyor musun?" louis kıvırcık saçlı çocuğun onu göremeyeceğini bilse de başını iki yana salladı, sonra da güçlükle mırıldandı, "ha-hatırlayamıyorum..."

harry çoktan koşar adımlarla evden çıkmıştı bile, "dört saniye nefes al, yedi saniye tut, sekiz saniye ver." diyerek egzersizi hatırlattı, kendisi de hızlı yürüdüğü için nefes nefese kalmıştı.

tam da söylediği gibi beş dakika içinde louis'in evinin önündeydi. "kapıyı açabilir misin lou?"

louis ise bırakın kapıyı açmayı, yerinden kalkacak kadar bile güçlü hissetmiyordu. "saksı-saksının içinde ye-yedek anahtar var.." harry bunu duyduğu gibi saksıdan anahtarı aldı ve telefonu kapatmadan eve girdi. koşar adımlarla louis'nin odasına gitti, "lou? içeri geliyorum." dedi ve telefonu kapatıp odaya girdi.

gördüğü manzara kalbine bir bıçak saplanmış gibi hissettirmişti. louis yatağının ucunda oturuyor ve gözyaşları yanaklarından süzülürken nefes almaya çalışıyor ama başarısız oluyordu. hemen yatağa doğru yürüdü, "lou-"

louis harry ona yaklaştığı anda irkilerek kendini geri çekti, "dokunma, nolur, dokunma..."

harry olduğu yerde dondu, louis'in bazen temastan hoşlanmadığını biliyordu ama bu sefer gözlerinde gördüğü şey saf korkuydu. 

"tamam, tamam bak uzaktayım. dokunmayacağım sana, söz..." harry sesini sakin tutmaya çalışarak konuştu, her ne kadar endişesi içini kemiriyor olsa bile.

"geçmiyor, geçmiyor... hissediyorum hepsini, yine, yine... durduramıyorum..." louis hıçkırıklarının arasından mırıldandı, kafası yerinde olsaydı asla harry'nin yanında böyle konuşmazdı, ama hayatında geçirdiği en büyük ataklardan birini geçiriyordu. 

harry duyduğu şeyleri hazmetmeye vakti olmadığını bildiği için şimdilik erteledi, "lou, ne hissediyorsun? neyi durduramıyorsun bebeğim?" şefkatli bir ses tonuyla ufak bir ihtimal de olsa cevap alabileceği umuduyla sordu.

louis ise küçük bir çocuk edasıyla gözlerini sweatinin koluyla silmeye çalıştı, sonra dolu gözleriyle harry'e baktı.

"temas. do-dokunuşları... hissediyorum... geçmiyor..." harry yutkundu, aklına gelen şeyin doğru olmamasını umarak tekrar sordu, "kimin... kimin dokunuşları, lou? nasıl dokunuşlar?" sesinin tehtidkar ya da sorgulayıcı çıkmaması için fazladan bir çaba gösteriyordu.

louis başını iki yana salladı, "söyleyemem... kızar..." korku dolu sesiyle mırıldandı. 

o andan sonra harry ne sorarsa sorsun cevap vermedi. harry onu tanıdığı için kendini kapattığını, bir süre konuşmak istemeyeceğini anladı, sadece sakinleşmesine yardım etti ve tek kelime etmeden yanında oturdu.

bir süre sonra louis sakinleşmişti, çok yorulmuştu, gözlerini zar zor açık tutabildiği metrelerce öteden belli olurdu.

"uyuyabilirsin, lou. çok yoruldun. uyandığında yine burada olacağım." harry burukça gülümsedi. louis harry'nin yalan söylemediğini biliyordu, uyurken onu bırakmayacağından emindi. bu yüzden korkmadan, güvende hissederek yavaşça uykuya daldı.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Dec 14, 2025 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

defenceless // larry stylinsonHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin