louis nefes nefese uyandığında tekrar kabus gördüğünü anlaması birkaç saniyesini aldı. düzensiz nefeslerini normale döndürmeye çalışırken el yordamıyla telefonunu bulup saate baktı.
saat dördü yeni geçmişti, iki saat sonra tekrar uyanması gerekeceği için tekrar uyumaya çalışmasının bir anlamı yoktu. derin bir nefes alıp yatağından kalktı ve adımlarını mutfağa çevirdi.
gece soğuğu içini titretirken kendine acı bir kahve yapıp balkona geçti. ellerini sıcak kupaya sararak kendini ısıtmaya çalışırken bir yandan da sigarasını yakıyordu. zehirden derin bir iç çekerken kahvesinin içebileceği kadar soğumasını bekledi. hava bu kadar soğuk olmasaydı kahvesini buzlu yapardı ama zaten dayanıksız olan vücudunun hemen hasta olacağını biliyordu.
bir süre yalnızca kahveden yükselen buharı izledi, sonunda dilini yakmayacak kadar soğuduğunu anlayınca bir yudum aldı. hiçbir şey düşünmüyordu ama aslında çok şey geçiyordu aklından, alışmıştı artık bu duruma. telefonunu açıp saate baktı tekrar, saat beş olmak üzereydi. kahvesini acele etmeden bitirdi ve hazırlanmak için odasına döndü. beyni uyuşmuş gibiydi, hiçbir şey hissedemiyordu. kulaklıklarını takıp rastgele bir şarkı dinlemeye başlarken kıyafet dolabına göz gezdirdi. gözleri kendi sweatshirtlerinin arasında harry'nin mavi sweatshirt'ine takıldı, kendisine bol gelse de onu giyinmeye karar verdi. altına da bol siyah bir pantolon geçirdikten sonra aynaya baktı, normal gözüküyordu. göz altlarındaki koyu torbalar artık onun görünüşünün bir parçası olmuştu.
bu sefer duvardaki saate çevirdi bakışlarını, evden çıkmasına henüz bir saat vardı. bu zamanı ders çalışarak geçirmek en mantıklı seçenek gibi gözüktüğünden masasının başına geçip bugün okulda işleyecekleri konulara önceden çalışmaya başladı. bir adım önde olmayı seviyordu, bu sayede eğer okulda dikkati dağılırsa -ki bu çok fazla yaşanıyordu- dinleyemediği derslerden geri kalmamış oluyordu.
okul birinciliğinin üzerinde kurduğu bir baskı vardı, düşemezdi. başarılı olmak zorundaydı, aksi bir seçenek değildi.
zamanın nasıl geçtiğini fark etmeden çalışırken alarmının yüksek sesiyle irkildi. yatağının yanındaki pencereye baktığında havanın aydınlanmaya başladığını gördü. telefonunu alıp harry'e mesaj attı ve uyandığından emin olduktan sonra çantasını alıp önce odasından, daha sonra da evden çıktı ve harry'nin evine doğru yol aldı. her sabah evinden alıyordu onu, her ne kadar kendi yoluna ters düşse de. harry'nin tek başına yürümesine izin vermezdi, evinin etrafındaki yollar tekin değildi ve güvende olduğundan emin olmalıydı.
çok uzun sürmeyen bir yürüyüşün ardından evin önüne vardığında harry'e kapının önünde olduğuna dair bir mesaj attı. çok geçmeden kapıda oldukça uykulu görünen ve kıvırcık saçları şekillendirmediğinden ötürü kabarmış olan harry belirdi. uykulu gözleri louis'i görünce aydınlandı, hızlı adımlarla yanına gitti ve sıkıca sarıldı. birbirlerini her gün görmelerine rağmen her sabah buluştuklarında ve her akşam ayrılırken sarılmak onların bir tür geleneği gibiydi.
"günaydın, hazz." louis mırıldandı kendini sarılmadan geri çekerken. "günaydın lou. iyi uyudun mu?" yürümeye başlarken harry yumuşak bir sesle sordu. louis her zamanki gibi gözüküyordu ama harry onu gözlerindeki bakışı her zamanki haliyle karıştırmayacak kadar iyi tanıyordu.
"eh işte." louis kestirip atmaya çalıştı, kabuslarından bahsedip harry'i endişelendirmek istemiyordu. "yalancı." harry göz devirdi, ama louis onun gerçekten kızmadığını biliyordu. hafifçe kıkırdadı, "hey, ben yalancı değilim." dedi kaşlarını şakayla çatarak.
harry cebinden kulaklığını çıkarttı ve tekini louis'e uzatırken mırıldandı, "saklamana gerek yok. iyi olmamak sıkıntı değil." louis cevap vermedi ve sadece yola bakarak kulaklıktan gelen şarkıya odaklandı. harry louis'in mesajı aldığını bildiğinden üstelemedi ve o da aynı şekilde yolu izleyerek yürümeye devam etti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
defenceless // larry stylinson
Fiksi Penggemarwe're sleepin' on our problems like we'll solve them in our dreams, we wake up early in the mornin' and they're still under the sheets. yani, louis 4 senelik en yakın arkadaşına olan hislerini sorgulamaya başlayana kadar her şey -nispeten- normaldi.
