"Şu gözlerine bak, normal değiller! Ucubelere benziyorsun."
Şizofren bir ailede büyüyen, her türlü şiddete maruz kalan Gazel. Gerçek ailesini bulmasıyla içine umut düşer. Peki umudu boşa çıkacak mı? Saygıner ailesi onu yarı yolda bırakacak mı??
"Not...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Gel sen ne çektiğimi bir de bana sor, nerde nasıl yaşarım bir de bana sor. Evlerin ışıkları bir bir yanarken, bende ki karanlığı birde bana sor.
-bir de bana sor
------
"İyiyim, iyiyim Bulut. Hem kaç gün geçti üstünden. İyileştim artık."
"Emin misin abla. Ağır bir kazaydı."
"Ya çocuk. Benden iyi mi bileceksin. Bomba gibiyim."
Patlamaya hazır
"İyi bir şey demiyorum ama dikkat ediyorsun kendine."
"Merak etme, eğer camları patlatıp kapıları tekmeleyip uzaylılar evi basarsa yatağın altına giricem. Tamamdır."
"Ya dalga geçme abla ya"
Gülüp saçlarını karıştırdım. Hastaneden çıkalı bir buçuk hafta olmuştu. Eskiden atlattığım yaraların bağışıklığından heralde, bu kazanın yaralarını da hızlıca atlatmıştım. Çınar da biraz daha fazla yara olduğu için hâlâ dinleniyordu.
Şuan da aşağıda oturma odasına onun için hazırladıkları koltukta uzanıyordu. Bulutla benim odamda olduğumuz için onu iyi olduğuma ikna edip aşağı inmeyi düşünüyordum.
İkna olduğuna göre artık inebilirdik. Yine de tedbirli bir şekilde aşağı indiğimiz de salona adımladık. Saygıner velileri işlerinin başına kaç gündür boşladıkları için bugün dönmüşlerdi. Alparslanla beraber yaptıklarından o da burada değildi. Diğer tayfa buradaydı.
Aman ne hoş, bakalım nasıl ağzıma sıçacaklardı şimdi.
"Oo hemen ayaklanmışız bakıyorum. Tabii planlanan bir kaza da en az yarayı sen alacaktın zaten. Ne diye şaşırıyorsam."
Rüzgarın sesini yükselterek kurduğu cümleler yine beni sindirmişti. Ağzımı açmayıp göz ucuyla Çınara baktım.
Neden kriz geçirdiği için kaza olduğunu söylemiyordu? Ah doğru benim zorbalanmamdan zevk alan insanlar iken, benim sorgulamam gereksiz bir çabaydı. Bulut da artık yaşından dolayı onu kaale almadıklarından ağzını açmıyordu. Bana attığı mahcup bakışlara sadece göz yumarak cevap verdim. Onu da anlıyordum.
Ama kimse beni anlamıyordu.
Oturduğum tekli koltukta ayaklarımı kırıp kendime çektim. Koltuğun üstünde küçülebildiğim kadar küçüldüm. Koltuğun yarısını anca kaplıyordum.
Kafamı dizlerime yaslayıp ellerimi de başımın üstüne örttüm. Top gibi olduğum da bu oturuş beni rahat hissettirmiş ve kendimi dış dünyaya kapatmıştım.
Ölmek istiyordum. Ölmek istiyorum.
Canım çok yanıyordu, canım o kadar yanıyordu ki, fiziksel olmadığından kimse görmüyordu. Gerçi fiziksel olsa da görmezlerdi.