Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
i can't sleep until I feel your touch.
//
pazartesi
Parmaklarım resim yapmaktan rengarenk olmuş ve bitap düşmüştü. Kendi kendime parmaklarımın rahatlaması için hareketler yapıyor ve resmimi inceliyordum. Her şey istediğim gibiydi. Bir kaç eksiği vardı onları da düzenlediğimde her şey tamamdı. Parmaklarımla oyalanırken varlığına henüz alışamadığım yüzüğüme dokundum.
Onun varlığı niyeyse beni güvende hissettiriyordu. Yüzümde aptalca gülümsemelerle bakıp hayaller kuruyordum. Evleniyor olmak garipti, gerçekten sevdiğiniz biriyle evleniyor olmak. Tüm hayatını tek bir kişiye adayacağınızı bilmek garipti işte.
Hayatım boyunca hep yalnız yapmaya alıştığım şeyler olmuştu; sabah kahvemi içmek, pencereden dışarıyı izlemek, fırçamı suya batırıp renkleri karıştırmak... Şimdi ise her alışkanlığım, onun varlığıyla yeniden şekilleniyordu. O artık sadece bir "o" değildi. Artık bizim sabahlarımız vardı. Bizim kahvemiz, bizim penceremiz, bizim evimiz...
Kendime kızdığım anlar da olmuyor değildi. Nasıl bu kadar duygusal olabiliyordum? Nasıl bir insana bu kadar bağlanabiliyordum?
Ama sonra o yüzüğe dokununca... tüm cevaplar susuyordu. Onun gülüşü gözümde canlanıyor, bana sarılırken fısıldadığı cümleler kalbimin okşuyordu. Korkmuyordum artık. Ya da belki hâlâ korkuyordum ama artık yalnız değildim.
Ben, hayatımda ilk kez gerçekten umutluydum. Ve o umut, sol elimin dördüncü parmağında sessizce parlıyordu.
Kapı hafifçe aralandı. İçeri giren loş ışıkla birlikte tanıdık bir siluet belirdi. Jungkook. Omzunun üzerinden bana baktı ve beni gördüğü gibi gülümsedi. "Bitti mi, bebeğim?" Başımı onaylarcasına salladım.
Üzerinde tişört yoktu, sırt kası ve karnındaki kaslar her zamanki gibi belirgindi ama artık onları şaşkınlıkla değil, tanıdık bir sevgiyle izliyordum. O vücut, eskiden sadece estetik bir hayranlık uyandırırken, şimdi bana ait bir sıcaklık taşıyordu. Günün yorgunluğu omuzlarına birikmişti ama hâlâ güçlüydü. Yanıma yavaşça yürüyerek geldi ve resmime baktı. Resmime bakarken bir yandan boynuma masaj yapıyordu. "Siktir ya, bir ressamla evleniyorum."
Jungkook'un hem boynuma masaj yapıp hem de sıcaklığını bana vermesi, kendiliğinden gözlerimi yavaşça kapıyordu. "Hemen mayışıyorsun." Koluna başımı yasladım. Mırıldanarak "Hoşuma gidiyor." dedim. Masaj yapmayı bırakıp tek eliyle yanaklarımı sıktı. Dudaklarım öne doğru büzüldü. Gözlerimse hâlâ kapalıydı. Tüm kokusunu bedenimde hissedebiliyordum.