Jake'i evine bıraktığında her şey olması gerektiği gibiydi. Sessiz, net ve mesafeli. Sunghoon, direksiyon başında ellerini gevşetirken, Jake'in kapıyı kapatmadan önceki son bakışı gözünün önünden gitmedi.Telefon titredi. Biraz konuşmalarının üzerine dayanamadı, kendini daha net açıklamak istiyordu. Geri döndü.
Jake, apartmanın girişinde ayakta duruyordu. Karşısında Sunghoon'u görünce gözlerinde şaşkınlık değil, sanki beklemiş gibi bir rahatlık vardı.
"Çok hızlı döndün," dedi sessizce.
"Beklemeni istemedim," dedi Sunghoon, gözlerini kaçırmadan.
Jake, bir adım attı. "Yürüsek mi biraz?"
Başka bir şey söylemeden yola koyuldular. Sokaklar boştu, rüzgâr hafifti. Yollar sessizdi ama adımları aynı ritimdeydi. Bir parkın önüne geldiklerinde Jake durdu. Bir banka oturdular. Ayaklarını uzattılar. Önlerinde boş bir salıncak sallanıyordu.
"Ben seninle konuşmaya çalıştığımda," dedi Jake, "hep bir duvar oluyor. Ama sonra bir bakıyorum, o duvarın arkasından ilk adımı yine sen atmışsın."
Sunghoon derin bir nefes aldı. "Çünkü kelimeleri seçemiyorum. Ya fazla oluyorlar ya da eksik."
"Hiçbir zaman eksik olmadı," dedi Jake. "Sadece eksik olduğunu düşündün."
Uzun bir sessizlik. Rüzgâr biraz arttı. Bir yaprak havalanıp Jake'in montuna takıldı. Sunghoon elini uzatıp yaprağı aldı. Avcunda tuttu. "Senin yanındayken," dedi, "kendim gibi konuşabileceğim biri varmış gibi hissediyorum. Ama aynı zamanda en çok susmak istediğim kişi de sensin. Çünkü sen ne demek istediğimi hep anlıyorsun zaten."
Jake'in sesi kısıktı.
"Anlamadığım şey... neden hâlâ kaçtığın."
"Çünkü..." Sunghoon gözlerini kaçırdı. "Seninle her şey daha gerçek oluyor. Ve ben... gerçek olmaya alışkın biri değilim."
Jake başını eğdi. "Ben de korktum. Sana bir şey söylesem, bozacağım diye. Ya sen hâlâ geçmişinde kalmışsan? Ya ben sadece... geçici bir şeysem?"
Sunghoon hafifçe gülümsedi.
"Geçici şeyler için böyle dönmem, Jake."
Jake, o cümleyi uzun süre sindirdi. Sonra başını ona çevirdi.
"Peki şimdi ne olacak?"
Sunghoon Jake'e döndü. İlk kez net bir şekilde baktı ona.
"Bilmiyorum. Ama artık kaçmak istemiyorum."
Jake'in eli, yavaşça onun eline dokundu. Kararsız, hafif bir temas. Sunghoon elini geri çekmedi. Hatta biraz daha yaklaştı. Ellerinin arasında hâlâ o yaprak vardı. Dakikalar geçtikçe sessizlik daha samimi bir hâl aldı. Artık susmaları bir kaçış değil, bir dinleyişti. Jake başını gökyüzüne çevirdi. Bulutların arasında ay kendini gösteriyor, ama ışığı titrekti. Tıpkı bazı şeylerin ilk kez dile dökülmeye çalıştığı anlar gibi.
"Ben çocukken," dedi Jake, "biri bana seni seviyorum dediğinde ne diyeceğimi hiç bilemezdim. Sanki ağzımda koca bir taş olurdu." Sunghoon göz ucuyla baktı ona. "Şimdi?" diye sordu.
Jake omuzlarını silkti.
"Şimdi hâlâ bazen konuşmak zor geliyor. Ama senin yanındayken o taş biraz küçülüyor."
Sunghoon başını eğdi. Uzun süre konuşmadı. Sonra kısık bir sesle fısıldadı:
"Ben hiç 'seviliyorum' diye büyümedim."
Jake dönüp baktı. Sunghoon'un gözleri hâlâ yere dönüktü ama sesi netti.
"Sevgi hep uzak bir şeydi. Varlığı bile sessizdi. Ne zaman biri yaklaşsa, önce duvar ördüm. Kaç kişi gerçekten uğraştı ki o duvarı aşmak için?" Jake, dudaklarını araladı. Ama bir şey söylemedi. Sadece elini Sunghoon'un elinin üzerine bıraktı. Bu defa daha net, daha kararlı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
good 4 u
Fanfictionheeseung : s*obinlerin tayfasiyla konusmamanizi hatta muhattap bile olmamanizi istiyorum sizin iyilinginiz icin [texting] #1 beomjun #1 niki #1 txt #1 jakehoon #1 jaywon #1 taekai
