İlk kez kitap yazıyorum. Yazım yanlışları icin çok özür dilerim. Multimedya Beril Evren (Rachel Marie Iwanszayn). Umarım beğenirsiniz. İyi okumalar...
"Jolene, Jolene, Jolene, Jolene
Oh, I'm begging of you please don't take my man
Jolene, Jole..."
"Hay laneet! Oofff!" Neden sabahın köründe kalkmak zorundayız ki? Tamam okula gitmeyi ben de seviyorum ama bu saatte de kalkılmaz ki ama. Tamam ilk gün olabilir ama ben liseye başladığımdan beri bu okuldayım. İlk gün gitmesem de olabilir. Ama yok! Annem izin verir mi? Tabii ki vermez. Oldukça isteksiz ve uyuşuk hareketlerle banyoma yöneldim. Ellerimi ve yüzümü yıkayıp aynada biraz kendime baktıktan sonra banyodan aynı adımlarla çıktım. Dolabımı açıp okul kıyafetlerimi çıkardım.Üzerime geçirip banyoma geri döndüm. Düzleştiricimi fişe takıp ısınmasını beklerken makyajımı yapmaya başladım. Rimelimi, eyelinerımı ve şeftalili parlatıcımi sürüp saçlarımı düzleştirmeye başladım. Düzleştirip güzel olduğuna onay verdikten sonra saçlarımı salık bırakıp banyodan çıktım. Telefonumu, kulaklığımı birkaç tane de kitap alıp düzgünce çantama koyduktan sonra düzgünce odamı topladım. Sonra da aşağı inip mutfağa indim. Herkes kahvaltı yapıyordu. Daha doğrusu annem ve babam. Evet ben tek çocuğum.
"Günaydın, Beril." diyip gülümsedi annem bana. Ben de ona aynı şekilde karşılık verdim. Kahvaltı masasına oturup kahvaltı yapmaya başladım.
On dakika sonra kahvaltımı bitirmiştim. Meyve suyunu bitirip yukarı çıktım. Banyoda dişlerimi fırçalayıp aşağı indim. Kapıda beyaz Vans'larımı giyip okula gitmek için yola koyuldum. Yolda Hilal ile karşılaşınca okula birlikte gitmiştik. Bahçe kapısından girdiğimizde çok fazla kişi yoktu. Biz de Hilal ile kafeteryaya indik. Bizimkiler girişteki masada oturuyorlardı. Cansu, Bora, Buket, Tuna ve Barış'tan bahsediyorum. Hepsiyle üç yıldır tanışıyorduk ve çok iyiydik. Benim için kardeştiler. Biz öyle muhabbet ederken kafeteryanın kapısında birisi belirdi. Daha önce onu hiç görmemiştim okulda. Ama Allah var aşırı yakışıklıydı. Göz rengini uzaktan seçemedim. Saçları sarıydı ve özensizce dağıtılmıştı. Uzun inceydi. Çok havalıydı. Ben öküzün trene baktığı gibi adını bilmediğim çocuğa bakarken zil çaldı. Hepimiz bahçeye çıktık. Sonra da müdür piste çıktı. O saçma konuşmayı yapıcaktı anlaşılan. Üç yıldır aynı konuşmayı yapıyordu.
Yaklaşık on dakika sonra -nihayet- müdür konuşmasını bitirince İstiklal Marşı'nı okuyup herkes sınıflarına dağıldı.
Sınıfa girince hemen bizim grupla bir yeri tuttuk. Cansu ve Bora en arkanın bir önüne, Buket ve Barış bi öne, Hilal ve Tuna bir öne, ben de tek başıma en arkaya geçtim. Yedi kişi olduğumuz içir ben tek kalmıştım. Çantamı yana atıp cam kenarına geçtim. Tek oturmayı seviyordum zaten. İstediğim gibi yayılabilidim çünkü. Ben camdan dışarıyı izlerken yanıma birinin oturmasıyla arkamı dönüp baktım. Çantamı ve eşyalarını bana doğru ittirmişti. Ve yanımda oturan kişiyi görünce şoke olmuştum. Kafeteryada kestiğim çocuk şuan yanımda oturuyordu. Ama ben öküzlük yapıp çemkirdim tabi. Off aptal ben.
"Yanıma oturabilceğini kim dedi sana?" Bana bir saniye bile bakmadan cevap verdi.
"İzin almiycaktım zaten." Cidden mi? Ukala. Gerizekalı. Kaba. Tamam çok yakışıklı olabilirdi ama bu kaba olmasını değiştirmezdi. Çok feci uyuz olmuştum. Ukalalığını yanına bırakamazdım. Ben çirkef birisiyim.
"İzin alman gerekiyor."
"Gerekmiyor."
"Kalkar mısın!"
"Kalkamam!"
"Gerizekalı!"
"Çok konuşuyorsun.""Seni ilgilendirmez!" Cevap vermedi. Ve o kadar konuşmamıza rağmen bir saniye olsun yüzüme bakmamıştı. Sınıf hocamız sınıfa girdiğinde herkes ayağa kalktı. Yanımdaki ukala hariç tabii.
"Oturabilirsiniz arkadaşlar" dedi Ayşe Hoca. Tatlı bir kadındı aslında. Orta boyluydu. Upuzun sarı düz saçları vardı. Kilolu değildi. Daha yirmili yaşlarındaydı. Her zaman gülümseyen bir kadındı. Edebiyat hocamızdı. Uç yıldır bizim sınıf hocamızdı. Hiç değişmemişti. Yanıdaki ukalayı gösterip kendini tanıtmasını istedi. O sadece 'Ateş' diyip susmuştu. Demek adı Ateş'miş.
Beş dakika sonra hoca her zamanki dönem başı konuşmasını yapmıştı. Kimse dinlemiyordu ama yinede o konuşmayı yapıyorlardı.
Hoca birşeyler anlatırken zil çaldı. Ateş hala oturuyordu. Ben de bizimkilerle dışarı çıkmak için ayağa kalktım. Ama Ateş yol vermiyo. "Çekilir misin?" dedim. Neyse ki pislik yapmayıp uyuşuk bir şekilde yol verdi. Ben de onun yanından ayrılıp bizimkilerin yanına gittim. Birlikte bahçeye çıkıp arka taraftaki karşılıklı kaldırımlara birlikte oturduk.
"Allah aşkına kurtarın beni!" dedim. Acıların çocuğu gibi bir ses çıkarmıştım. Hilal bana dönüp
"Noldu kanka? Birine mi dalcaz?" dedi. Bu kız kavga etmeyi çok seviyordu.
"Yav kızım işin gücün kavga. Bi dinleyelim kızı sonra birlikte dalarız." Tuna'nın sözleri üzerine gözlerimi devirdim.
"Hayır ya öyle bi durum değil. Yanımda oturan ukaladan bahsediyorum. Tam bi gerizekalı!"
"Oo kankacım büyük aşklar nefretle başlarmış." diye dalga geçti Barış. Yanımda oturduğu için omzuna sert bir yumruk geçirdim. Acı içinde inledi.
"Valla kankacım sen kaşındın" dedi Cansu. Bora da hemen lafa atladı
"Cıvıtmayın bi ya. Kankamız zor durumda şuan" içimden ona teşekkürlerimi gönderdim. Bora'nın lafı herkesin ciddileşmesine sebep oldu. Ben de anlatmaya başladım.
"Kafeteryada kestiğim çocuk vardı ya. Farketmişsinizdir heralde. İşte o çocuk benim yanımda oturuyor. Ona izin alması gerektiğini söyledim oda kalkamam dedi bende kalk yanımdan dedim oda kalkamam dedi bende gerizekalı olduğunu söyledim. Oda ukala ukala çok konuşuyosun dedi. Uyuz oldum. Bende ona çemkirdim sonra bişey demedi. Konuşurken yüzüme bile bakmadı öküz. Yer değiştirmek istiyorum ben." sonrada Buket'e tatlı tatlı bakmaya başladım. "Hayatta olmaz bebeğim bakma boşuna" hepsine sırayla bakmaya başladım ama hepsinin cevabı hayır oldu. Ama en sonunda Bora kabul etti. 'Kahramanım' diyip boynuna atlamak istedim ama sonra vazgeçtim tabii. Sadece "teşekkür ederim kankacım" dedim ve kolumu omzuna attım. Sonrada diğerlerine dönüp "arkadaşlık görün lan" dedim şakayla karışık. Sonra da zil çaldı. Hepimiz birlikte sınıfa çıktık. Ders bu sefer Zühtü Hoca'nındı. Matematik. Bu hocayı gördükçe gülesim geliyordu ama çok sinirli ve ciddi bi adamdı. Bi kere dersin ortasında kahkaha attığım için bi kağıda bin üç yüz iki kere 'Bir daha gülmeyeceğim' yazdırmıştı. Ama hocanın tipi gerçekten komikti. Kısa boylu ve şişkoydu. Göbeği ondan on metre ilerden gidiyordu. Dapdar gömlekler giyip askı takıyordu. Burnunun altında küçük kare şeklinde bir bıyık vardı. Bu onu daha komik bir hale getiriyordu. Yanakları çok fazla etli olduğu için aşağı sarkıyordu. Yüzü aynı Tom ve Jerry'deki köpeğe benziyordu. Keten pantolon giyip paçalarını kısaltıyordu. Ayaklarına da hep kundura giyerdi. Ama sınavlarda hep çok kolay sorular sorardı. En zor sorusu her zaman |x+5|=8 denkleminin çözüm kümesi nedir? tarzında sorular olurdu.
Sınıfta sırama gittiğimde Ateş yoktu. Ben de kendi tarafına geçip çantamı aldım. Masanın üzerindeki eşyalarımı da topladım. Bora'ya baktığımda o da eşyalarını topluyordu. Ateş'ten çok uzakta olmayacaktım ama buna da şükür. İkimiz de eşyalarımızı topladığımızda yer değiştirdik. Ben üşendiğim için sıranın üzerinden atlayıp geçmiştim. Yeni yerimde Cansu ile oturuyordum. Bu iyiydi. Bora'ya hala içimden teşekkür ederken bu sefer arkamı dönüp ona sesli bir şekilde teşekkür ettim.
"Kankacım çok sağol yaa. Kurtardın beni bu ukaladan." dedim.
"Olur mu kanka öyle şey. Yeter ki sen iste." dedi gülerek. Bende ona güldüm. O sırada Ateş geldi. Bora'ya tip tip bakarken yerine oturdu. Bora da ona tip tip bakmayı ihmal etmemişti tabii.
"Ne oldu olum ne bakıyon? Yeni sıra arkadaşını beğenemedin mi yoksa?" dedi Bora. Sonra da bana bakıp göz kırptı. O sırada da hoca sınıfa girdi. Zühtücüğüm benim herşeyim. Sınıfa ilk önce tip tip baktı. Elindeki tahta cetveli ve kitapları masaya koyup bize tekrar tip tip bakmaya başladı. Gülmemek için yine kendimi zor tutuyordum. Ama bence herkes benimle aynı durumdaydı. Cansu'ya baktığımda yanaklarını sıkmış gözlerini kapatmıştı. Hoca birşeyler söylerken dinlemiyordum.
Ders bitince hepimiz ayağa kalktık. Bütün grup aynı anda bir oh çekti. Birlikte sınıftan çıkıp kafeteryaya indik. Sabahki masaya geçip oturduk. Buket konuştu
"Kankalar sanırım bütün öğretmenler bugün aynı konuşmayı yapıcaklar. Bence derslere girmeyip sinemaya gitmeliyiz!" dedi heyecanlı heyecanlı. Bence harika bir fikirdi. Herkes kabul edince hepimiz sınıfa çıkıp çantalarımızı toparladık. Sonra da okuldan çıkıp Optimum'a gitmek için metroya doğru yürümeye başladık. Metroya geldiğimizde hemen izbana indik. Ama ne kadar hızlı olursak olalım yinede kaçırmıştık izbanı. On beş dakika bekliycektik. Hepimiz köşede bir yer kapıp yere oturduk. Daire gibi bir şekil oluşturmuştuk. Biz hiç utanmazdık böyle şeylerden. Oturup muhabbet etmeye başladık.
"Kankacım yeni sıra arkadaşın nasıl?" diye sordu Cansu Bora'ya bakıp.
"Aslında bence hiç o kadar kötü birisi değil. Beril kaba ve ukala diyo ama hiç konuşmuyor bile'' dedi Bora bana bakıp. Aslında biraz haklıydı. Sonuçta ben başlatmıştım. Ama onun en azından 'oturabilir miyim?' diye insan gibi sorması gerekirdi. Eğer izin alsaydı ben hemen kabul ederdim çünkü kentinde onu görünce epey bi beğenmiştim.
"Tamam kabul ediyorum, biraz ben başlatmış olabilirim ama onun da oturabilir miyim diye sorması gerekirdi." diye cevap verdim Bora'ya.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
BELA
Teen Fiction"Yanıma oturabilceğini kim dedi sana?" Bana bir saniye bile bakmadan cevap verdi. "İzin almiycaktım zaten." Cidden mi? Ukala. Gerizekalı. Kaba. Tamam çok yakışıklı olabilirdi ama bu kaba olmasını değiştirmezdi. Çok feci uyuz olmuştum. Ukalalığın...