3
Harry Potter öfkeyle ayağa fırlamıştı. Hiddet tüm ruhunu ele geçirirken karşısındaki insanların hepsine bağırma dürtüsünü dizginlemek için insanüstü bir çaba harcıyordu. Yoktu, Hermione Granger yoktu. Onun değiştiğinin farkında değiller miydi gerçekten? Herkesi mahveden savaşın en çok onun üstünden geçtiğini kimse mi göremiyordu? Kendisi yüzünden, sırf arkadaş oldukları için koşulsuz ve sorgusuz girdiği bu savaştan sonra değiştiğinin, kendisine gelemediğinin ve hatta muggle dünyasına sığındığının farkında olmamaları mümkün müydü gerçekten? Nasıl bu kaar sakin olabiliyorlardı? Kayıplara bu kadar mı alışmışlardı artık?
"Daha kaç kişiyi daha kaybetmek zorundayız? Daha kaç kişi, kaç yoldaşlık üyesini feda edeceğiz? Bakın Profesör, bugüne kadar tüm kararlarınıza saygı duydum, ama bu kez olmaz. Hermione'yi öylece bırakmayı planlıyorsanız, onu da kaybetmeyi göze alıyorsanız bu kez elim kolum bağlı oturmaycağım! Onun da diğr herkes gibi ellerimizden kayıp gitmesini izleyemem!"
McGonagall, gözlüklerini düzeltti ve buğulu camların ardından Harry'i süzdü. "Bay Potter, sizi anlıyorum. Sakin kalman gerek. Sakin kalmak zorundasın. Seni kaybedersek, oyunun biteceğinin farkındasın öyle değil mi? Bayan Granger'ın nerede olduğunu henüz bilmiyoruz. Elimizde onu Voldemort'un ele geçirdiğine dair bir kanıt yok. Hermione kadar önemli birini ele geçirseydi sana ulaşmaktan geri durmazdı. Çünkü benim gibi o da senin en yakın arkadaşın söz konusu olduğunda durmayacağını çok iyi biliyor. Bu yüzden sakin kalmalısın. Emin olana kadar harekete geçemeyiz."
"Kanıt öyle mi?" diye sordu Harry. "Ona ulaşamıyoruz efendim! Bakanlık görevine gittiğinden beri ona ulaşamadık! Peşine ölüm yiyenlerin takıldığını biliyoruz ama nerede olduğu hakkında elimizde hiçbir şey yok! Ne düşünmemi ya da hissetmemi beklediğinizi anlıyorum ancak sizin kadar sakin olamam. Arkadaşımın iyi ve güvende olduğundan emin olmak zorundayım!"
"Harry, seni anlıyorum. Seni anladığımı en iyi bilen kişi sensin. Ama sen tehlikeye atılamayacak kadar önemlisin, maalesef öylesin. Yani Bayan Granger için her ne yapılacak olursa olsun, seni bu plana dahil edemeyiz."
Harry gözlüklerinin arkasından çok sevdiği profesöre büyük bir öfkeyle baktı. "Ne kadar kötü olduğunu hepimiz biliyoruz." dedi tane tane. Uzlaşmacı görünmek istiyordu. "Döndüğünden beri normal değildi ve..." biraz duraksayarak nefeslendi genç adam. Bu sözleri söylemek boğazına kezzap dökülüyor gibi hissettiriyordu. Öyle ki seçme şansı olsa Crucio yemeyi tercih ederdi. Ama hayır, her şey ortadaydu işte. Ortada olmayan sadece Hermione'ydi. "-Ve şimdi kayıp. Bir şeyler yapmadan öylece haber bekleyemeyiz."
McGonagall hiçbir teselli cümlesinin onu avutamayacağını biliyordu, yine de bir şeyler söylemesi gerektiğini düşündüğü için masadaki herkese kaçamak bakışlar attıktan hemen sonra yeniden Harry Potter'a döndü: "Öylece haber beklemiyoruz Bay Potter, onu bulmak için uğraştığımızı sen de biliyorsun. Hem Bakanlık hem de Yoldaşlık dört bir koldan Hermione'yi arıyoruz."
Ben de öyle. Ben de onu arıyorum.
"Bu mu yani?" diye bağırdı Harry, artık sabrı taşmıştı. "İçerisinde hâlâ ölüm yiyenler olan Bakanlık onu arıyor. Böyle mi bulacağız onu gerçekten?"
"Harry..."dedi McGonagall titrek nefesini dışarı üflerken. "Onu bulacağız. Yoldaşlık seferberlik başlattı. Hepimiz onun için en az senin kadar endişeliyiz. Bunu sen de biliyorsun. Hermione en yakın zamanda dönecek."
"Çok umutlusunuz." diye fısıldadı Harry. Yüzünde Profesör'ün daha önce hiç görmediği bir tiksinti vardı.
"Umudu karamsarlığa yeğlerim." dedi kadın aksini asla kabul etmeyecekmişçesine.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MOON (Düzenleniyor)
Fanfiction"Ve son olarak Granger, Ay'ın kendi ışığı yoktur sadece Güneş'ten aldığı ışığı yansıtır. Haklıydın ben Ay'ım. Ve sen benim ışığımsın. " Kapak yapımı draconunmeleklerine aittir. Tüm hakları draconunmelekleri hesabına aittir. Ocak/2016 Yayımlanma...
