Odanın kapısını açarken içeride kimsenin olmaması için dua ediyordum. Öncelikle beni ağlarken görmelerini istemiyordum. Çünkü ağlamak zayıflık göstermek demekti. Ve bu koca sarayda yalnızdım. Evet sarayda birçok arkadaşım ve Sophie vardı ancak herkesin ortak derdi sarayda kalmaktı daha doğrusu sarayda hayatta kalmaktı... Bende ayakları yere sağlam basan, güçlü bir kişiliği olan genç bir kadın gibi görünmeliydim. Açıkcası ben asla ayakları yere sağlam basan biri olduğumu düşünmedim. Güçlü bir kişiliğimde yoktu. Bana karşı söylenen en küçük bir hakarette göz yaşlarına boğulurum. İnsanların tesellilerine muhtaç olan ve onların gözünde korunulması gerekilen küçük bir kız gibi görünmektense yalnız ağlamayı tercih ederdim. Kimseye ihtiyacım olmadığımı kendime kanıtlamalıydım.
Oda bomboştu. Kendimi yatanımın üzerine attım ve ağlamaya başladım. Ağlamam durunca ayağa kalktım ve aynanın karşısına geçtim. Göz yaşlarımı sildim. William'ı düşünüyordum. Neden odadan çıkmamı söylemişti? Beni odaya davet eden oydu. Bir hizmetçiyle yakınlaşmamalıydı. Bunu biliyordum ancak o ne babasından ne de saray kurallarından korkuyordu. Tekrar yatağıma uzandım. Kendi kendime sorular soruyordum ancak cevabı olmayan bu sorular beni yoruyordu. Ağlamanın ve yorgunluğunda verdiği halsizlikle uyuya kaldım.
Sonraki sabah uyandığımda oda da yalnızca yedi kız vardı. Hepsi uyuyordu. Hizmetçilerin belli bir işbaşı yapma saati yok diyemem. Tabii ki var ancak o saate kadar uyuyan pek olmaz. Hepimiz erkenden kalkarız ve işe koyuluruz.
Yataktan kalktım. Hizmetçi kıyafetimi dün gece çıkarmayı unutmuşum. Ah tanrım! Umarım buruşmamıştır. Kıyafeti daha iyi görmek için aynanın karşısına geçtim. Şanslıydım ki pek buruşmamıştı. Bütün hizmetçilerin yedek bir kıyafeti olurdu ancak hepsi temizlemedeydi ve yarın geleceklerdi. Hizmetçilerin kıyafetleri her zaman temiz ve buruşuksuz olmalıydı. Kıyafetin çoğunluğunun siyah olması işime yaramıştı.
Aynanın karşısında uzun uzun kendime baktım. Hala William'ı düşünüyordum. Dünkü perişanlığımım ve üzgünlüğüm gitmişti. Ama kızgındım. Hemde çok kızgın. Kendini ne sanıyordu? Ben şımarık bir çocuğun zaman geçirmesi için eline verilen bir oyuncak değildim. Onu bir dahaki görüşümde hizmetçi-prens sınırını geçmeyecektim. Ne diyordum ben? Bana bakışları bile yüzümün kızarmasını sağlarken nasıl olurda hiçbir şey olmamış gibi davranabilirdim?
Kafamdaki bu düşüncelerden sıyrılma umuduyla sessizce odadan çıktım ve mutfağa doğru ilerlemeye başladım. Mutfağın kapısını açtığımda, içerisi her sabah olduğu gibi kalabalıktı ve bütün şef, garson ve hizmetçiler koşturuyolardı. Mutfağın en kalabalık olduğu saatler akşam yemeği ve kahvaltı saatleridir. Hizmetçilerin kahvaltısını kaçırmamıştım. Boş sandalyelerden birine oturdum. Önümdeki tabağı patates kızartması ve domuz sosisle doldurdum. İştahsız biri değilimdir. Hatta yemek yemeği çok severim. Zaten kim sevmez ki? Yemeğimi bitirdim ve tabağımı bulaşıkların yanına koydum. Sabah servisine 15 dakika vardı.
15 dakikamı diğer hizmetçilere ve aşçılarda sohbet ederek geçirdim. Sabah servisi için bir tepsinin üzerini çikolata, domuz sosis, patates kızartması ve peynirli doldurdum. Kalanlarında diğer hizmetçiler almıştı -ki onlarca hizmetçiden bahsediyoruz- Birlikte merdivenden yukarı çıktık. Birkaç kat sonra yemek salonunun olduğu kata ulaşmıştık. Hızlıca yiyecek ve içecekleri dizdik. Saat 10.00'da herkes masaya toplanmıştı bile. Willliam... İşte oradaydı. Ben gözlerimi ondan kaçırmaya çalışıyordum. O ise göz göze gelmeye... Deniz mavisi gözlerine bakmaya doyamıyordum. Bir kere gözgöze geldik mi içimden "bu an hiç bitmese keşke" diyordum. Kahvaltının sonlarına doğru -yaklaşık 45 dakika sürmüştü- Kral konuşma yapmak için ayağa kalktı.
-Sevgili dostlarım, değerli kardeşlerim ve misafirlerim. Bu haberi size akşam yemeğinde vermeği umuyordum ancak daha fazla Kontes Kate'i bekletmek istemedim. Bu akşam, değerli dostum Kral Thomas'ın kızı Kontes Kate ile Oğlum Prens William'ın evlilik kararını kutluyoruz!
Ve bir anda her şey durdu. İnsanlar alkışlıyor, Kostes Kate'i ve Prens William'ı kutluyorlardı. William ise donakalmış halde bana bakıyordu...
