Atı ormana doğru sürmeye başladık. Henüz kimse derse başlamamıştı bile. 15 dakika kadar büyük bir sessizlikle at sürdük. Açıkcası korkudan konuşamıyorum bile. Sanırım sonunda bunu farketti
-Korkuyor musun?
Cevabını bildiği ses tonundan belli oluyordu.
+Kendimi çok yüksekteymiş gibi hissediyorum.
-Çok denemez ancak attan düşen birinin ciddi bir yara almaması neredeyse imkansızdır.
+Siz ciddi misiniz? Yani beni korkutmak için...
Güldü.
-Hayır seni korkutmak için söylemiyorum tabii ki. Seni korkutmayı istemem. At binme dersleri alıyorsan bunları bilmen gerekir.
+Ben daha önce hiç ata binmemiştim de...
-Evet belli oluyo. Neredeyse titriyosun.
Bunu gülerek söylemişti.
-Şimdi attan inicem ve sen yalnız sürüceksin. Çok da zor olmadığını görüceksin.
Başımı tamam anlamında salladım.
-DUR!
At anında durdu ve prens attan indi. Dizginleri elime verdi ve
-Bunları sıkıcı tutman çok önemli. Ata "DEH" dediğin anda ilerlemeye başlar. Senin dizginleri tutuşuna ve oturuşuna göre at hızlanır ve ya yavaşlar.
+Anladım.
-Şimdi yavaşca "DEH" de. Merak etme sana hiçbir şey olmucak. Ben burdayım tamam mı? O at sana hiçbir şey yapamaz.
Güldüm
+DEH!
At ilerlemeye başladı ve yavaş yavaş hızlanıyordu. Korkmaya başlamıştım. Hızlanma yavaş yavaş durdu artık belli bir ritimle ilerliyorduk. Bir süre ilerledikten sonra atı döndürdüm ve geri dönmeye başladım. Tam prense yaklaşmışken at birden kişneyerek ayağa kalktı. Çığlık atıyordum. Dizginleri bıraktığım anda bu yükseklikten düşersem ölürüm diyordum. Ancak zayıf ve güçsüz kollarım beni daha fazla taşıyamadı. Yere doğru düşerken "işte oldu" diyordum, "Gerçekten ölüyorum." Ve hayır yere düşmedim. Kaslı bir gövde ve bir çift kol beni sırtımdan ve dizlerimden yakalamıştı. Beni yere indirirken;
-Tanrım! Sen iyi misin?
+Be... ben e... evet iyiyim. Siz... Siz benim hayatımı kurtardınız.
-Hayır. Yani gerçekten çok üzgünüm seni yalnız bindirmemeliydim.
+At gördüğü bir şeyden ürktü. Bir fare ya da onun gibi bir canlı. Bu sizi hatanız değil.
-Ölebilirdin!
+Ama ölmedim! Beni kurtardınız!
-Tanrım... Biraz oturalım mı? Kendimize gelmek için.
Bir ağacın gövdesine yaslanarak oturduk. Yüzü bembeyazdı. 15 dakika kadar hiç konuşmadan oturduk. Sonunda sessizliği o bozdu.
-Şu an saraydan çok uzaktayız ve o atta bir daha buraya hayatta dönmez. Yürümek zorundayız.
+Diğerleri? Onlar buraya gelmicek mi? Belki bizi bulurlar?
-Hayır. Onlar ormanda değil. Derslerin yapıldığı yer deniz kıyısıdır.
Madem dersler deniz kıyısında yapılıyor o zaman neden beni buraya getirdi?
-Üstümüzdeki ağırlıkları atmamız gerekiyor. Bize boşuna yük oluyorlar.
Binici kıyafeti gerçekten ağır ve kat kat giyilen bir kıyafetti. Üstünü çıkarmaya başladı ta ki üstünde yalnızca şeffaf denebilecek kadar saydam beyaz saray üstü kalıncaya dek. Bu kıyafet bana dikişlerine kadar korsanların kıyafetlerini hatırlatıyordu. Ben de kıyafetimi çıkardım. Üstümde prensinkine benzeyen beyaz ancak saydam olmayan bir üst vardı.
Birlikte yürümeye başladık.
-Peki senin hikayen ne?
Şaşırmıştım.
-Demek istediğim birden saraya geliyorsun ve bütün dük ve prenslerin aklını oynatıyorsun. Üstelikte bir hizmetçi olarak. Hizmetçi kızlar genelde göze batmazlar özellikle de etrafta inanilmaz abartılı ve gösterişli elbiseler giyip, yüzlerini makyajdan mahveden soylu prensesler ve düşeşler varken.
+Aklını oynatmak mı?
-Evet. Bütün arkadaşlarım senden bahsediyor. Bir şekilde göze çarpıyorsun. İngiliz olduğundan emin misin?
+Evet. Bildiğim kadarıyla ingilizim. Dedim gülerek.
-Çekinme... Burda başbaşayız....
+Ailem bir yağmalama sırasında katledildi. Ve Rose yani hizmetçilerinizin biri beni saray getirdi. Burda yeni bir başlangıç yapmayı planlamıyordum. Bir iş bulana kadar geçici bir yok olacaktı benim için saray.
-Ailen için üzüldüm. Buranın senin yeni başlangıcın olmayacağını düşünüyorsan, çok yanılıyorsun.
+Neden öyle dediniz?
-Bir sarayda çalışıyorsun. Onlarca yeni yüzle tanıştın ve etrafında yüzlerce yeni yüz var. Bu saradaki herkesin sırları vardır. Herkesin pis, iğrenç ve utanç duyulacak sırları vardır. Yakında seni de farkkedicekler ve anında kullanmaya başlicaklar. Sırlarını tutmak zorunda kalacaksın. Suçlarını üstlenmek zorunda kalacaksın ve suçu işleyen asıl kişi olmak zorunda kalacaksın.
+Bunları nerden biliyorsunuz?
-Bu sarayda yıllarım geçti. Bütün hizmetçilerin kaderleri aynıdır. Sonunda ya saraydan kovulurlar -ki bu çok nadir olur.- ya da bir şekilde... öldürülürler...
+Benden nefret ediyorsunuz değil mi?
-Hayır! Tabii ki hayır! Senden nefret etmiyorum. Sen bu sarayda gördüğüm tek umut ışığısın. Seni kaybedemem. Bu lanet sarayda yüzümü güldüren tek insansın. Bunların sana olmasına izin vermicem.
+Sanırım olmaya başladı bile...
-BİR ATLI! HEEY BURDAYIZ!
Son söylediğimi duymamıştı. Atlı bize doğru yaklaşıyordu. Arkasında birkaç atlı daha vardı. Atın üstündeki adam
-Majesteleri buyrun atımı alın.
Diyerek attan indi.
+Nezaketin için teşekkür ederim. Sophie atla.
Arkasına bindim ve atı saraya doğru sürmeye başladık...
