" Hadi birlikte bakalım o zaman." Hyungının söylediği şeyler Jimin'i daha da utanmasına sebep olmuştu.
Jimin yatağının kenarına fırlattığı telefonunu kaldırarak tekrar eline aldı. Hyungı ile beraber Taehyung'ın bloguna bakmaya başladılar.
Hyungı beğendiğini belirten homurtular çıkarırken Jimin gergin bir şekilde sayfayı aşağı kaydırıyordu.
"Baksana neden arada bir kısa sözler yazıyor... Birine mi gönderme yapıyo acaba... Başkasımı var yoksa hayatında?" Soruları üstü üstü sorarken Jimin de endişe içersine düşüyordu.
"Belki de sana gönderme yapıyordur. Baksana özlediğini falan yazmış... Küçük Prens mi?" Diyerek Jimin'e dönerek "Sen misin?" Diye sordu.
Jimin şekilden şekle girerek hyungının sorusunu yanıtsız bıraktı. Hyungı Jiminin bu haline gülerek konuşmasına devam etti.
" Jimin aslında siz birbiriniz için yaratılmışsınız." dedi. Jimin şaşkınlıkla hyungına baktığında hyungı düşüncelerini belirtmeye devam ediyordu.
" Aslında çocuk senin kadar, dur bir daha bakayım hatta senden daha yakışıklı." diyerek gözlerini Jimin'in suratında gezdirdi.
Konuşmaları menajerin telefonunun çalmasıyla bölündü. Telefonu kapattıktan sonra Jimin'e dönerek ufak bir açıklama yaptı.
" Eşim arıyor, gitmeliyim." Diyerek kapıya yöneldi. Tam kapıdan çıkacakken Jimin'e dönerek. "Bence ondan bu kadar hoşlanıyorsan ona söylemelisin."Diyerek odadan çıktı.
Jimin hyungının söyledikleri yüzüden kızararak kendini yatağa bıraktı. Kendi düşünceleriyle boğuşurken birden elinde ki telefonda son konuşmalarını açtığını fark etti. Daha fazla dayanamicağını anlayınca.