Halina koşturup bıraktığı şekilde kalan, hıçkıra hıçkıra ağlayan Chryos'un kollarından tutup başını göğsüne koydu. Bir gök gürültüsü daha patladı ve bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, onları bir anda sırılsıklam etti. Küçük gölet, artık büyümüş, kendine açtığı yolda otları yara yara ilerliyordu. "Şşşşt...." dedi Halina fısıldayarak. Chryos ıslak göz kapaklarını Halina'ya kaldırdı. Cıva kıvamında sarı renk gözyaşları, yanaklarından aşağıya akıyordu Chryos'un. "Bunu yapmak istemiyorum Halina." dedi nefesi zor alır bir sesle. "İstemiyorum kimseyi öldürmek!" Bir çığlık koparıp bağıra bağıra ağladı. Tıpkı koşarken düşüp dizini yarmış küçük bir oğlan çocuğu gibi.
Bu kısmın notları keşke bulunabilseydi. Görünüşe bakılırsa orada uzun süre kalmışlar. Dughall onların yanlarına geri dönebildiğinde gece olmuş, Duibhin'in kalbinden bir parça daha kopmuş ve Dusana'nın papatyalarının yanına yenileri eklenmişti.
Savaş zamanıydı. Urgan çalınacaktı, düğüm çözülecekti ve Aphytea ölecekti. Sonra Urgan'la Duibhin boğulacaktı ve bir Tanrı daha ölecekti.
Ölecekti, ölecekti de; ya ölmezse, o zaman ne olacaktı? Urgan'ı almak için oldukça uzun bir yol gitmek zorundalardı. Sonra o yolda bir sürü engel çıkacaktı karşılarına. Zehirli kum yılanlarına elmas yedirmeliydiler ki böylece zehirleri alınırdı, böğlerin bacaklarını ipekle sarmalıydılar sonra, ya Junghie'lar? Onlar en fenaları olurdu. Elbette işlerini büyük bir şevkle yapsalar bir Tanrı, bir Tanrıça ve ömrü boyunca narin olamamış bir askere bunların hepsi vız gelirdi. Gelirdi de, hiçbiri bunu yapmak istemiyordu.
Ta ki, biri karşılarına çıkana kadar.
Deniz kıyısında, bir kayalığın altındaydılar. Hava serindi ve soğuk kuzey rüzgarı esiyordu. Dughall balık avlıyordu, Halina ve Chryos da kenarda birbirlerine başlarını yaslamış, uyuyorlardı. Dughall çok sevdiği üç başlı zıpkınını atıp çeker ve ucuna takılan balıkları kayalığa fırlatırken, yeni balıklar için saldırıya geçtiği anda üçünün de ömründe duymadığı kadar yüksek bir çığlık duyuldu. Dughall korkuyla zıpkınını geri çekti. Zıpkının uçları kıpkırmızıydı.
Chryos zıpladığı gibi elini denize uzattı ve orada ölü gibi yatan yaratığı kayaya getirdi. Aynı anda bir koku geldi burnuna. Hayatında duymadığı kadar güzel bir çiçek kokusuydu bu. Şekil itibarıyla aynı Siran'lara benziyordu yaratık. Onlarınki gibi yanaklarında, boynunun iki yanında, kulaklarının arkalarında ve kollarında tıpkı Dünya'nın kuzeyindeki karaların batı kesimlerinde çokça bulunan ve nemli havayı seven ejderha cinsi Nypher'ların kulaklarına benzeyen solungaçlar bulunuyordu. Bu yüzden basit bir Tılsımlı olan bendeniz, Siran'ları oldukça kıskanırım.
Burnu incecik, varla yok gibiydi. Ten rengi açık yeşildi. Dudakları çürük pembeydi. Saçları soluktu; incecik, mısır püskülleri gibi dağılıyordu ıslakken bile. Göğsünden aşağısı tıpkı Siran'ların vücutları gibi katman katman pullanıp kuyruğa dönüşüyordu. Kuyruğu da koyu yeşildi bu yaratığın. Chryos, uzanıp kanlı karnına dokundu kızın. Sonra elini tuttu. Buz gibiydi kızın elleri. Yaratık yavaşça gözlerini açtı. Masmavi, keskin bakışları şimdi solgun, parlaklıktan yoksundu. Bir anlığına göz bebekleri büyüdü ikisinin de. Etraflarındaki evren yok oldu. Vücutları titremeye başladı, kalpleri zangır zangırdı, sanki göğüslerini delip geçecekmiş gibi atıyordu. Gözleri yaşardı. Onlar birbirine bakarken sanki asırlar geçti de onlara saniyeler, hatta vethanlar geçmiş gibi geldi. Neden sonra Chryos, kendinin bile kulaklarının uğuldamasından duyamadığı bir sesle, kuru dudaklarla, "Sereia," dedi.
Sereia. Halina dengesini kaybetti. Dughall koşup onu kollarından destekledi. Kardeşini tanıyamamıştı. Kalbi yanıyordu.
Annesi Sereia'yı ne hale getirmişti! Bir yudum tatlı suya muhtaç, aç mı açtı. Yanında hiç su yoktu ve kardeşi ölüyordu! İleri atıldı ve kendini kardeşinin değişmiş bedeninin yanına bıraktı. Sağ elini uzatıp doğrudan yarasına dokundu. Dughall, bu konu hakkında ileride hiçbir şey hatırlamayacaktı çünkü insanlar, Tanrıça mucizelerini duyu organlarıyla algılayamazlar.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kraliçe'nin Urganı
KurzgeschichtenRiyakarlar oradaydı. yalancılar da ve hırsızlar, kalp çalanlar ve yenilenler... Kalbi kırılanlar da oradaydı, kandırılanlar ve kaybedenler, kalbini bulamayanlar ve kazananlar... Büyük bir kalabalık... Büyük bir hüzün, kalp acısı ve pişmanlık. Mahşer...
