13.bölüm

14.7K 609 110
                                        

ERAY

Sınıfa girip yerime doğru ilerledim. Bugün Rüzgar gelmeyecekti; Dilara anne rahatsızlanmış, onunla Özgür’e gitme planımız da iptal olmuştu. Tek başıma gitmeyi hiç istemiyordum.

“Günaydın. Ne oldu, Karadeniz’de gemilerin mi battı?”
Burak’ın sesi her zamanki gibi alaycı ama sıcaktı.

“Günaydın… Canım biraz sıkkın.”

“Ne oldu gülüm?” Yine aynı lafı, aynı şefkatle söylüyordu.

“Rüzgar’la Özgür’ün yanına gidecektik. Ama Dilara anne rahatsızlandı. Tek gitmek istemiyorum.”

Burak kaşlarını çatıp derin bir nefes aldı.
“Kim bu Özgür?”

Kısaca anlattım. Nasıl tanıştığımızı, Özgür’ün hikâyesini…
Dinledikçe yüzü yumuşadı.

“Kalbin çok güzelmiş Eray.”

“Evet ama… yanına tek gitmek istemiyorum. Biri yanımda olursa, anlattıklarını duyunca tutunacak bir omzum olsun istiyorum.”

“Şey… Eray…”
“Hı?” dedim yüzüne bakarak.

“İstersen ben gelirim.”

“Gerçekten gelir misin?”
“İstersen gelirim.”

“Tabii gel.” dedim ve önüme döndüm. İçimdeki sıkıntı biraz hafiflemişti.

Zil çaldığında ayağa kalktım ama çıkamıyordum; Burak hâlâ uyuyordu. Öndeki sıradan çıkabilirdim ama onu rahatsız etmek istemedim. Yüzümü Burak’a çevirdim. Esmer teni, güneşin pencereden düşen ışığında parlıyor, siyah-kahve karışımı saçları yüzüne dökülüyordu. Gözleri… çoğu erkek modele taş çıkaracak kadar etkileyiciydi.

“İzlemen bitti mi?”
Başımı kaldırdım; Kerim tepemde duruyordu.

“İzlemiyordum.”
“Utanma.”
“Utanmıyorum.”

Konuşma uzamadı. On dakika sonra Ege, Oksay ve Peri sınıfa üç poşet yiyecekle girdiler.

“Acıkmışsınızdır diye bir şeyler aldım!”
İşaret parmağımı dudağıma götürüp sessiz olmaları için uyardım.

“Pardon, uyuduğunu bilmiyordum.”
Önemli değil anlamında başımı salladım.

“Al bakalım eniştecim.”
Ege poşeti bana uzattı. ‘Eniştecim’ demesine mi, yoksa poşeti direkt elime vermesine mi şaşırayım bilemedim.

Oksay araya girip durumu açıkladı: “Burak rahatsız olmasın diye kalkmadığın belliydi. Ben de Ege’yi gönderdim, bir şeyler aldı. Burada yeriz.”

Poşetin içini açtım: İki döner, iki çiğköfte, dört kola, dört ayran. Kendime bir döner, bir ayran alıp poşeti Burak’ın çantasına koydum.

Oksay kaşlarını çattı. “İçi doluydu, neden sadece bir döner aldın lan? Ege yanlış mı aldı?”

“Hayır Oksay, pek aç değilim. Burak çok acıkıyor zaten, o yesin daha iyi olur.”

Zil çalıp sınıf boşaldığında Burak’a döndüm.
“Burak…”
Hafifçe kıpırdandı, yüzünü bana yaklaştırdı.

“Hadi uyan, okul kapanacak.”
Gözlerini araladı, etrafa baktı, sonra beni buldu. Sessizce başını sallayıp ceketini giydi ve sınıftan çıktık.

“Özgür’ün yanına gidiyoruz değil mi?”
“Evet.”

Geldiğimizde yüzümde buruk bir gülümseme belirdi.
“Eray abii!”
Bana doğru koşan miniğimi görünce dizlerimin üzerine çöktüm. Özgür hızla boynuma sarıldı.

ERAY / bxbHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin