Gölde tek başıma yüzerken suya daldığımda ilk
defa orada gördüm onu. Islanmamış siyah bir
takım elbise ve bembeyaz suratıyla beni
ayaklarımdan kavrayıp gölün dibine doğru çekti... Göz diyebileceğim yerlerde iki siyah ve derin
boşluk, ağız diyebileceğim yerde ise sadece uzun
ama çok uzun bir çizgi vardı. O anda kalp krizi geçirebilirdim ve sudan nasıl
çıktığımı hatırlamak bile istemiyorum.
Ayaklarımdan beni dibe çekmek için çırpınıyor,
kulaçlarım onun çekim kuvveti karşısında yetersiz
kalıyordu. Hemen hemen kimse inanmamıştı bana ama
biliyordum ki gölün dibinde yaşayan korkunç bir
adam vardı. Neden göle giren aşıkların başına
böyle bir şey gelmemişti bilemedim ama
cesaretimi toplayıp bir kez daha göle girip onunla
yüzleşmem gerekiyordu. Belki de bir tek ben vardım gölün o kadar dibine
dalan... Diğerleri göle sadece sevişmek için girip,
birkaç kuvvetli öpücükten sonra bir iki kulaç atıp
gölden hemen çıkıyorlardı. Ben ise gerçekten
yalnız yüzmeyi seviyordum. Tüm kasabaya anlatmaya çalıştım gölde yaşayan
bir adam olduğunu. Onun tipinden bahsettim
onlara ama dinleyen olmadığı gibi beni azarlayan
bir tayfa da çıktı karşıma. Ben de çok kuvvetli ve
sınır tanımayan bir hayal gücü varmış ve bu hayal
gücüm, nerede ne zaman ortaya çıkacağını bilmiyormuş. Onların vaktini böyle masallarla
harcamamalıymışım... Ama içlerinden birisi bana inandı elbette. Benimle
göle geleceğinden ve göldeki o adamı
arayacağından bahsetti. Halbuki tavırları daha çok
bana yanıldığımı kanıtlamakmış. Eğer göldeki o
adamı bulamazsak o zaman kasabalılardan ciddi
anlamda bir özür dilemem, bir daha böyle hikayelerle onları işlerinden alıkoymamam
gerekiyormuş. Birlikte göle gittik. Öğlen saatleriydi. Suya daldık
ve adamı aramaya başladık. Kasabalının daha çok gölde keyif yapar gibi bir hali
vardı. Sırt üstü kulaçlar atıyor, suya dalıp çıkıyor
ve arada beni güldürmek için ağzından su
püskürtüyordu. Benim yaşlarımda olan bir çocuğun
buna gülmesini beklemesine rağmen benim çok
daha ciddi bir takıntım vardı. Ona göldeki adamı göstermek ve göldeki adamın icabına bakılması
gibi. Göldeki adamı bulmak o kadar da zor olmadı
benim için. "Orda... Orda işte!" dercesine çırpındım suda.
Suyun yüzüne çıktım ve kasabalıya bağırdım. "Dikkatli ol... Orda işte göremiyor musun ?" "Ben kimseyi göremiyorum oğlum..." Adamı görebiliyordum. Anlattıklarımla birebir
olarak ıslanmayan takım elbisesi, bembeyaz
kemikli suratı, göz çukurlarındaki boşluk ve ağız
yerine kocaman bir çizgi ile. Adam o koskocaman çizgisiyle bana doğru yüzmeye
başladı. İğrenç ağız çizgisi gülümsüyordu.
Bembeyaz suratına eşlik eden üç beş tel uzun saç
suyun içinde kıvrılıyordu. Benimle göle giren
kasabalı ise onu halen göremiyordu. Adamı aramak
için nafile suyun dibine dalıyordu. Takım elbiseli adam bana doğru yüzerken ben de
yanımdaki kasabalıya doğru yüzdüm. İkimiz de
silahsızdık ama yanımda benden yaşça büyük
birisinin varlığına sığınmıştım ve bunda bir sorun
yoktu. Sanki kasabalı beni kurtarabilirmiş gibi
gelmişti. Kasabalıya doğru yüzdüm. "Geliyor, geliyor. Dikkatli olun lütfen... Yardım
edin hadi..." Halen göremiyordu adamı. Adam ise beni çoktan ayaklarımdan yakalamış,
dibe çekmeye başlamıştı. Suda çırpınıyordum.
Kasabalı görüş açımdan çıktı. Benim gördüğümü
nasıl göremedi, hiçbir fikrim yoktu ancak
körlüğünün cezasını çekeceğini ne ben ne de o
biliyordu. İyicene dipteydim artık. Kasabalı beni kurtarmak
için suyun dibine dalmamıştı. Onun suyun
yüzeyinde ne yaptığını bilmiyordum. Benim
kaybolduğumu görmek onu telaşlandırmalıydı
halbuki. Adam beni kendine doğru çevirdi. Ağzındaki o
çizginin açıldığını gördüm. O açıklıktan rahatlıkla
tüm vücudum geçebilirdi. Adam ağız çizgisiyle
dudaklarıma dokundu. Suyun içinde nefes
alamadığım için artık kendimi kaybetmek
üzereydim. Adam uzun, ince, kemikli parmaklarını yanaklarımda gezdirdi. Pis ağzı artık
dudaklarımdaydı. Dudaklarım acımaya başladı.
Adamın ağzından çıkan sıcak nefesi ciğerlerimi
doldurdu ve derin bir nefes alabilmemi sağladı.
Evet, pis adamın hayat öpücüğü sayesinde nefes
alıyordum ancak gözlerimi iyicene açtığımda bana bakan göz çukurlarını gördüğümde başım döndü. Yeniden gözlerimi açtığımda beni kavramış
herhangi bir varlık yoktu. Yüzeye çıkıp kasabalıyı
aramalıydım... Ona bana neden yardım etmediğini,
neden o adamı görmemiş gibi yaptığının hesabını
sormalıydım. Belki de çoktan gölden çıkıp barın
yolunu tutmuştu ve hatta belki de benim saçmalamanın doruk noktasında gezdiğimi gülerek
ve abartarak anlatıyordu. Tam suyun yüzündeydi kasabalı ancak sırtüstü
yüzen ya da daha doğrusu süzülen hali bir tuhaftı.
Ona yaklaştım ve dokundum. Kaskatı kesilmişti.
Onu kendime doğru çevirdiğimde vücudunun göğüs
kısmının tamamen yarıldığını, ayak bileklerinin
kemirildiğini fark ettim. Hele suratı... Şu an bile tir tir titreyen ellerim kasabalının o korkunç
suratını yazmaya cesaret edemiyorlar... *** Bazıları kör oluyor... Hiçbir şey göremiyorlar.
Kasabalı kördü ve görememişti. Göldeki adamı
görebilmeliydi ve belki de onun hayat öpücüğünden
faydalanmalıydı... Bazıları buna hayal gücü der,
bazıları da bunu canlarıyla öder... Benim hayal gücümde ise gölün derinliklerinde
yaşayan bir adam vardı. Hatta sadece hayal
gücümde var olmadığını, gerçeklikte de var
olduğunu biliyordum. Benden sonra göle girecek
olan aşıklar ve de kasabanın yaşlıları da göldeki
adamdan paylarını alacaklar mıydı merak ediyorum... Aşıklar belki affedilebilirdi ama
yaşlılar ve kendini yeterince olgun sananlar asla...
