Bölüm 1

81 7 5
                                    

Doğumumdan ölümüme kadar çizilmiş bir yolda yürüyordum sadece. Titreyen bedenim ve yenmiş tırnaklarıma sormalıydınız beni. Zamanın açtığı yaralarla kaplıydı vücudum. Derdim en az herkesinki kadardı. Dermanımsa yalnızca sendin.

Gece lambamın yaydığı loş mavi ışığın altında uyumamak için direniyordum. Uyumamalıydım. Uyku beni öldürüyordu. Kâbuslarım beni öldürüyordu. Bunların hepsi ruhumu zayıflatıyordu. Ellerimin arasında salaşça tuttuğum kitaba odaklanmaya zorladım kendimi. Dayanmalıydım. Sadece saatlerim kalmıştı. Sonra herkes gibi hayatım devam edecekti. Satırın birinde takılmıştım. Tekrar tekrar okuyordum ama aklıma girmiyordu. Zorlamamın bir faydası yoktu. Uykum gelmişti. Uyumaya mahkumdum. Tavanı neredeyse boyumla aynı olan odada pencereye doğru ilerledim. Yıldızlar her zamanki derin sohbetlere dalmışlardı. Kollarımı göğsümde birleştirip etrafı izledim.
Sanırım herkesten fazla düşünüyordum. Yarın kim bilir neler olacaktı ? Tabiki bu soruyu kendime değil başkaları adına sormuştum. Benim hayatım herkesten biraz daha sıradandı. Rutindi. Yapmam ve yapmamam gereken şeyler vardı. Bunların arasında gidip geliyordum. Planım çoktan hazırdı. Belli bir konuma gelene kadar ailem peşimi bırakmayacak bense yalnızca duygu yoksunu bedenime sebepsiz hırsların içine sokacak,önde olmaya çalışacaktım. Yanlış anlaşılmasın,bunlar yapmam gerekenlerdi. Ben daha çok yapmamam gereken şeylere odaklıydım. Ailemin hakkımda bildikleri herkes kadardı. Dediklerini yaptığım sürece küçük bir tebessümden fazlası yoktu. Yapamadığımda ise katı şeyler vardı. Katı kurallar,katı suratlar... Ve ben bunların hepsine alışmıştım. Tek bir senem kalmıştı. Kim bilir belki daha sonra bende herkes gibi hayatımı yaşayacaktım. Yalnızca bir yerlere gelmeliydim. Herkes tarafından sayılan olmalıydım. Belki daha sonra kimsenin haberi olmadan yaşardım hayatımı. Yapamadıklarım için yaşardım. Bana bıraksalar masum olmayı istemezdim. Her şeyden habersiz,etrafta ne olup bittiğini bilmeyen,cinsellik konusunda en ufak bir fikri olmayan on yedi yaşında bir kızdım. Dışı dolu içi boş insanların arasına sert bir tekmeyle itilmiştim. Evet,bir savaş vardı. Gerek liderlik gerek görünüş,bir savaşın içindeydik. Ve ben bu savaşa katılmaya bile yeterli değildim. Ne dış görünüşüm ne de herkesi bastırabilecek karakterim vardı. Ben yalnızca bendim işte. Masum,açılması kolay bir kutu. Derin düşüncelerimi geride bırakıp yatağıma ilerledim. Yorganımın altına girip cenin pozisyonunu aldım. Yine yıldızları dinleyecektim bu gece. Onlar karanlığımı unutmamı sağlayan tek dostlarımdı. Sıska bedenim kendini uykuya teslim etmekte hiç zorlanmıyordu. Düşünme yetimi yavaş yavaş kaybediyordum.
Boşluk. Koyuluk sarmıştı her tarafı. Koyu bir boşluğun içindeydim. Her yerden kahkaha sesleri geliyordu. Üzerimde ince bir elbise vardı. Üşüyordum. Çıplak bacaklarımı ilerlemeye zorladım. İlerledikçe kahkaha sesleri daha da artıyordu. Artık bacaklarımı hissetmiyordum. Gürültünün arasındaki tanıdık sesle karşılaştım. 'Çık şu bataklıktan,kayboluyorsun.Çık ve bul kendini.' Yine aynı cümle. Çık şu bataklıktan. Bataklık benim hayatım oluyordu. Çıkabilir miydim ? Hadi ama daha pencereden dışarı bakmaya bile korkuyordum.
Gün ışığı uyanmam için rahatsızlık veriyordu. Sabah olmuştu. Yeni bir gün. Yine aynı gün. Güçsüz hareketlerle yatağımdan ayrıldım. Merdivenleri inip banyoya ilerledim. Neredeyse ölmüş hücrelerimi suyla buluşturdum. Mutfaktan sesler geliyordu. Anlaşılan herkes ayaktaydı. Kapıyı açıp içeri girdiğimde annemin asık suratıyla karşılaştım.
"Hiç aynaya baktın mı sen ?" Cevap vermeden masanın üzerindeki çöreklerden iki tanesini ellerime doldurup mutfaktan ayrıldım. Her zamanki gibi koyu renk pantolonumu ve askılı siyah atletimi üzerime geçirip,hırkamı bedenime sardım. Çantamın hazır olduğuna emin olduktan sonra evden ayrıldım. Yalnızca üç kişiydik. Annem,babam ve ben. Genelde birbirimizi pek ilgilendirmiyorduk. Yine olduğu gibi evden çıkışımla kimse ilgilenmemişti. Babam işlerine yoğunlaşıp bizi rahat yaşatmaya çalışıyordu. Annemse binlerce hastanın derdini dinleyip sinirini ev halkından çıkarıyordu. Bana gelince,sadece benim için anlamı olmayan notlarımı ayakta tutmaya çalışıyordum. Bana emek verdiklerini söyleyen ailem için.
Okulun çelik kapısını zorla ittirip bahçede ilerledim. Bileğimdeki saate göre dersin başlamasına yirmi dakika vardı. Her zamanki gibiydi. Adımlarımı arka bahçeye yönlendirdim. Tek tük insan dolaşıyordu. Insanları daha az görebileceğime emin olduğum yere,banka oturdum. Gecenin yadigarı romanımı okumaya başladım. Az sonra etrafı kafamı kaldırmaya yetecek bir gürültü sarmıştı. Kitabımı okumayı kesip seslerin geldiği yere odaklandım.
"Ne yapıyorsun burda burası bizim yerimiz ?" Sert ve aşağılayıcı gözlerle bakan iki çocuğa baktım.
"Burası her gün geldiğim yer.Üzgünüm." dedim sakince.
"Bizi dertlemez kalk oradan." dedi elinde sigara paketi tutan çocuk. Anlaşıldı. Sigara içeceklerdi. Kimseye görünmek istemiyorlardı.
"Bununla ilgilenmeyeceksin." Nereye baktığımı fark etmiş olmalılardı. Tabiki kimseye söylemeyecektim. Ürkek adımlarla banktan kalıp çocuklardan uzaklaştım. Arkamdan çakmak sesleri geliyordu.
Ortalamaya göre lüks olan okulumda yine lüks olan sınıfıma ilerledim. Henüz az kişi vardı. Nerdeyse ergen sayılmayacak insanları izledim. Sınıf arkadaşlarımı. Benim için isimleri yalnız havadaydı.Hangi ismin kime ait olduğuyla pek ilgilenmiyordum. Kafamı sertçe açılıp kapatılan kapıya doğru uzattım. Dar,düşük bel pantolonlu bir çocuk girmişti içeriye. Ne kadar da ürkütücü diye düşündüm. Hiç sevimli gelmiyordu. Benimle beraber en fazla kızların dikkatini çeken çocuk arka sıralara doğru ilerledi. Daha önce böyle birini gördüğümü anımsamıyordum. Yeni gelmiş olmalıydı. Arkamdaki kızların konuşmaları kulağıma geliyordu.
"Sanırım bugün şanslı günümüzdeyiz. Gözümüz gönlümüz açıldı valla." "Yavruya bak be." "Asi ve kaslı." Ve ardından tiz çıkan kahkahalar. Bu cümleler birden fazla kişi kapsıyordu. Birden fazla kızı.
Dersi pür dikkat dinlemeye çalışıyordum. Aslında matematikle aram iyiydi. Ve ben bir sayısal öğrencisiydim. Yani bu olması gerekendi. Üzgünüm,bu bir sır ve ben sadece yazmak istiyordum. Ne bilinmeyen ifadeler ne de ışığın yansıma kanunları bana yalnızca kağıt ve kalem gerekliydi. Ama malum,istediğim hayat benden çokça ötede,sevmediğim karanlığın içindeydi.En derinindeydi. Bunlara rağmen okulun sayılı öğrencilerindendim. Aslında bu normaldi. Arkadaşım yok denecek kadar azdı. Çok fazla zamanım vardı,bu yüzden ders çalışmak o kadar da zor olmuyordu. Sadece günlük yapılması gereken saçma şeyler. Geceleri her zaman özeldi. Benim için bu böyleydi. Ben gece insanıydım.Gündüz yalnızca yapılması gerekenleri yapıyordum. Geceyse yapmamam gerekenleri. Gece yazıyor ve yazıyordum. Tabi bir de okuyordum. Çokça okuyordum. Zilin çalması dersin bittiğini haber veriyordu. İnsanlar gürültüyle sınıfları boşaltıyordu. Daha fazla odaklanmam için bir kahve almalıydım.Acı ve sert. Kantine giden yollar beni korkutuyordu. Geniş ve ışıklandırması az koridorlardan ilerlerken ellerimi bedenime sarmıştım. Arkamdan kalın tabanlı ayakkabı sesi geliyordu. Bakmalı mıydım ? Hadi ama söyleyin,burası okuldu. Omzumun üzerinden hafifçe arkaya baktım. Ürkütücü çocuk ellerini ceplerine sokmuş,arkamdan geliyordu. Botlarının bağcıkları yerleri süpürüyordu. Bilirsiniz şu kötü çocuk işleri işte. Ona bakmamı fark edip yüzüme baktı. Hemen kafamı çevirip yürümeye devam ettim. Kantinden kahvemi alıp sınıfa çıktım. Ders zili çoktan çalmıştı. Neydi beni bu kadar geciktiren ? Beceriksiz kantin görevlisi mi ? Ah,evet. Kapıyı tıklatıp içeri girdim. Masada kızgın şekilde oturan Asude Hanım'a baktım. Küçük bir özür dileyip yerime oturdum. İmalı bakışları hala üzerimdeydi. Benden sonra kapı tekrar açıldı ve içeri yine o çocuk girdi. Bu kez Asude Hanım sinirlenmişti. Yani bana gösterdiği sabrını bu kez göstermeyecekti.
"Sınıfını karıştırmış olmamalısınız bayım." dedi genç çocuğa.
"Yeni geldim." Kısa ve net.Demek yeni gelmişti. Eminim sınıf hakkında benden daha fazla şey biliyordu.Ben yokun arkasına saklanmış bir hiçtim. Sayılan ve sayılmayan öğrenci.
"Demek öyle. O zaman kendini bize tanıt." dedi Asude Hanım. Adımlarını tahtaya doğru yönelten çocuk sınıfa göz gezdirip konuşmaya başladı.
"Bazı nedenlerden dolayı okulumu değiştirdim." deyip yerine geçmeye hazırlanıyordu ki Asude Hanım devreye girdi.
"İsmini söylemeyecek misin ?"
Çocuk bana doğru baktı. Evet,evet bana baktı. Saçları kuş yuvası,yenmiş tırnakları olan kıza. Gözlerini gözlerimden ayırmadı. Çekiniyordum.Ben bir insanın gözünün içine saniyeler boyu bile bakamazdım. Sanki bana söylüyormuş gibi konuştu.
"Duman."
Okul bitmiş,herkes bir yerlere dağılıyordu. Bense her zamanki yaptığımı yapacaktım. Çatı katındaki odama gidip,romanıma sarılacaktım.Belkide yazacaktım. Servis kullanmama gerek yoktu.Kapalı ortamlar beni sıkıyordu. İstediğim zaman taksi çağıracak kadar param vardı. Bu yüzden yürümeyi tercih edecektim. Hava kapalıydı. Hırkam beni ısıtmaya yetmiyordu. Rüzgarın alıp götüreceği kadar cılızdım. Buna rağmen neden olduğunu bilmediğim duvarlarım vardı. Şanslıyım ki kimse koyduğum engelleri fark edecek kadar yakınımda değildi. Acaba dışarıdan çok mu sevimsiz gözüküyordum ? Yok sayılacak kadar demiştim ya hani,aslında tek arkadaşım Rüzgardı. Rüzgarı size şöyle anlatayım,evlerimiz oldukça yakın ve ailemin uygun gördüğü biriydi. Gür uzun saçları vardı. Kibar sayılırdı. Belkide beni seviyordu. Genelde nadir konuşurduk. Rüzgârla aynı okulda olmadığımızdan tek takılıyordum. Şikayetim de yoktu.
Güçlükle bulduğum anahtarımı kilide soktum. Etraf tertemiz kokuyordu. Anlaşılan yine temizlikçi gelmişti. Çantamı merdivenin yanına bırakıp mutfağa ilerledim. Annemin sabahki çöreklerinden bir kaç tanesi masanın üzerinde duruyordu. Karnımı doyurduktan sonra televizyonun karşına geçtim. Bu davranışım aykırıydı. Tabiki aileme göre. Kanallarda zap yapıp duruyordum. İzlenecek doğru düzgün bir şey yoktu. Ev telefonundan gelen gürültüyle yerimden zorla kalkıp telefonu açtım.
"İyi günler hanımefendi."
"İyi günler."
"Kapınızı açmanızı rica edeceğim." Ardından telefon kesildi. Şaka mıydı ? Ellerim titriyordu ve kalbimin ritmini duyabiliyordum. Sanırım hayatımın sonu gelmişti. Ben Ayris Ünal az sonra ölecektim. Tırnaklarımı yiyerek kapının deliğine ilerledim. Ayaklarım hiç olmadığı kadar ağırlaşmıştı. Yuvarlak aynadan baktığımda bir şey gözükmüyordu. Şaka olduğuna inanmak istiyordum. Kapıyı yavaşça açıp geri çekildim. Ne olacaksa hemen olmasını dilercesine gözlerimi kapattım. Yerden cılız çığlıklar geliyordu. Gözlerimi açıp yere doğru baktığımda yavru gri bir kediyle karşılaştım. Boynunda küçük zinciri vardı. Gözleri kocaman ve griydi. Tüyleri uzun ve partilerini örtüyordu. Oldukça yavru sayılmalıydı. Yavaşça eğilip boynundaki zinciri elime aldım. Siyah harflerle yazılmıştı. Fakat üzeri tozlandığı için okuyamıyordum. Dizilerimin üzerine çöküp yavruya daha da yaklaşıp,kıyafetimden bir parçayla zincirin üzerini temizledim. Harfler belirginleşmişti.
Zincirin üzerinde büyük harflerle 'DUMAN' yazıyordu. Demek ismi Dumandı. Görünüşe bakılırsa kaybolmuş bir hali vardı. İşin garip tarafı kapıya bakmam için aranmıştım. Bu bir hediye miydi ? Dışarısı minik şeyin üşümesine yeterdi. Bu yüzden onu yavaşça kucağıma alıp içeriye soktum. Annemin bundan hoşlanacağını düşünmüyordum. Merdivenleri çıkıp onu yatağımın üzerine koydum. İri gözleriyle ne yaptığımı çözmeye çalışıyordu. Aslında onu sıcak bir duşa sokabilirdim. Fakat henüz karşılaşmıştık ve benden oldukça çekiniyordu. Yatağın üzerine oturup boynundaki zinciri elime aldım. Belki buralarda bir yerlerde adresi yazıyordur diye düşündüm. Zincirin arkasını çevirdiğimde küçük harflerle bir şeyler yazıyordu. Bunun adres olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Onu götürmem gerekiyordu. Sonuçta sahibi olmalıydı ve bir yerlerde onu arıyordu. Fakat hala aklımda kalın sesli adamla yaptığım garip telefon görüşmesi vardı. Belkide bu şakaydı ve belkide kaçırılacaktım. Her ne olursa olsun başıma bela almak istemiyordum. Dolabımdan asker yeşili montumu alıp bir kutu ayarladım. Yavruyu kutunun içine koyup anahtarımı ve telefonumu da alıp evden çıktım. Yoldan geçen taksiyi durdurup,zincirde yazılan adresi verdim. Kısa sayılamayacak kadar bir süre sonra yazılan yere gelmiştim. Taksimetrede gözüken fiyatı ödeyip arabadan ayrıldım. Elimdeki hareketli kutuyu sabit tutmaya çalışarak etrafa bakındım. Büyük,oldukça gösterişli bir apartmanın önündeydim. Girişe ulaşıp zincirde yazan numarayı tuşladım. "Kim o ?" Bu bir erkek sesiydi. Telefondaki sesle alakası yoktu. Ne diyeceğimi bilmediğimden öylece durdum. Az sonra kapının açılma sesi geldi ve derin bir oh çekip içeri girdim. Dairenin önünde minik yaratıkla beraber bekliyorduk. Gümüş kapının arkasında beni kim bekliyordu merak ediyordum. Korkuyordum ama şüpheyle yaşamaktan daha iyiydi. Titreyen elimi kullanıp zili çaldım. Başım önümdeydi. Fazlasıyla utanıyordum. Kapı yavaşça açıldı.
"Sanırım kedinizi kaybetmişsiniz." dedim başımı kaldırmadan yavruyu ona uzattım.
"Yüzüme bakmayacak mısın sıska ?" Başımı hışımla kaldırdığımda karşılaştığım şey oldukça garipti. Bu okula yeni gelen çocuktu. Ve ne tesadüf ki onunda ismi tıpkı elimde tuttuğum miniğinki gibi,Duman'dı.
-
Selam. Destekleriniz çok çok önemli görüşlerinizi bekliyorum.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Apr 25, 2015 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

DumanHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin