Hastaneden taburcu olduğumda bile hala dövülen yerlerim acıyordu. Zaten kaburgamda 2 tane çatlak vardı. Artık nasıl vurduysa orospunun sıçtıkları. Neyse, hastaneden taburcu olduğum için eve doğru yol aldım. Kapımın önüne vardığımda etrafı bok götürüyordu. O gün yardım çığlıklarıma gelmeyen komşularım kırık kapımın yerine karton koymuşlardı. Birde not bırakmışlardı.
"Sevgili Jeon, umarım iyileştikten sonra şu işleri bırakır ve bu binadan gidersin. Ne kadar senin iyiliğini istesekte her insan için kendi canı önemli. Binamızda bu tarz olayların tekrar yaşanmasını istemiyoruz. Ev sahibinle konuştuk o'da bu durumdan memnun değil. Lütfen en kısa sürede buradan taşınmaya çalış. Geçmiş olsun."
Bu neydi şimdi? Zamanında onlar için bir çok şey yapmıştım ve karşılığı bu muydu gerçekten? Yeri geldi eşyalarını tamir ettim, yeri geldi market alışverişlerini yaptım, yeri geldi o aptal orospuları alkolik kocalarından koruyup dayak yedim. Ve bana bir teşekkür bile etmediler. Şimdi ise evimden kovuluyorum. Ve kapıma gelme zahmetinde bile bulunmadan not bırakıp hayatlarına devam ediyorlar.
İşte insanlar için ben buydum, bir hiç. Hep kullanılıp bir kenara atılıyorum. Kimse benim iyi olup olmadığımı, sıkıntı çekip çekmediğimi sormuyor. Çünkü ben yetimim, acınası biriyim, annem orospunun teki ve ölmüş alkolik babamın pisliğini temizlemeye çalışıyorum. Hayatım bir kitap olsaydı ismi 'Bir insanın hayatı ne kadar boktan olabilir?' olurdu. Tabi yaşadığım bu gerçekliğe hayat denir ise.
Kartona sertçe tekme atıp içeri girdim. Ev darmadumandı. İlk önce yerde ki eşyaları kaldırdım ve mopla sildim, ardından güzelce süpürdüm. Eve baskın yapanlar kaburgamla beraber eşyalarımın yarısını da kırmışlardı. Bu yüzden eşyalarımın %90'ı çöpe gitti. Evimi güzelce hizaya soktuğumda akşam üstüydü. 7 saattir falan evi toparlıyordum. En son kendime ödül olarak kahve yaptım ve koltuğa geçip telefonu elime aldım. İş sitelerine bakmaya karar verdim çünkü hala götümü verme fikrini düşünmüyorum. Ama o kadar şanslı biriyim ki lanet olsun hiçbir işte boş yer yok. Boş yer olanlarında fiyatı çok düşük, buda neden boş olduğunu açıklıyor.
Ben ümidimi yine de zirvede tutmaya çalışırken telefona bildirim düştü. Tanımadığım bir numaraydı. Ama sorun tanımamam değildi, numaranın farklı bir ülkeye ait olmasıydı. Hızlıca mesaja girdim ve isteği kabul ettim.
+numara iste aq
N'aber Jeon iki gün oldu
jungkook
kimsin
tanisiyor muyuz
+numara iste aq
Unuttun mu beni
Para falan
1 hafta hani
jungkok
su sıkıntılı herif misin
ya yeni taburcu oldum
biraz daha zaman ver lutfen
+numara iste aq
Olmaz Jeon
Seni uyarmıştım
Sadece bir haftan var demiştim
Ki maalesef şu an bir haftan da yok
5 gün
5 gün içerisinde bana ya para ile ya da bedenin ile geri dönüş yap
Sana bu numaradan ulaşacağım
Kaydet
jungkook
ne diye
+numara iste aq
Hm
Yatak arkadaşım olabilir.d
görüldü
'+numara iste aq'
'tefeci sapik' diye kaydedildi
İş bulamıyordum ve birde bu sapık beni dakika başı dürtüp duruyordu. Yaralarım hala iyileşmediği için iş bulsam da nasıl çalışacağım tanrı bilir. Ama çalışmazsam da para kazanamam, ne bok yiyeceğim ben amk.
Bir süre ne haltlar yediğimi düşünmek için tavanı izledim. Ve harbiden boku yemişim ben. Hayır 1 ayı bırakın, 1 yıl durmadan çalışsam bile borcumu ödeyemeyeceğim. Donuma kadar alsınlar diyeceğim ama artık doğru düzgün eşyamda yok. Ne yapacağım ben. Başka bir tefeciden yardım mı alsam acaba. Ama olmaz. Çünkü daha çok batarım. Of.
Ben bu düşünce bataklığına girdikten kısa bir süre sonra uykum gelmişti ve kendimi yatağa atıp uyumuştum. Ama keşke uyumasaydım çünkü o gördüğüm rüya.. O konuya girmek bile istemiyorum. Ama illa bilgilendirme yapacaksam şöyle söyleyeyim. Adını bile bilmediğim sapık tefecinin yatağındaydım. Bence bu yeterli olur. Artık ne kadar zihnime kazıdıysa bu iğrenç fikirlerini rüyama girdi amk. Rüya bile denmez resmen kabustu.
Bu saçma rüyadan kendime gelmek için hızlıca duşa girdim. Evde bir somon ekmek bile yoktu bu yüzden dışarı çıkma kararı aldım. Hava soğuktu ama benim giyecek montum yoktu. Geçen yıl yırtılmıştı bende yeni mont almaya üşendiğim için almamıştım. Param olmadığı için değil yani.
Meydanda, bir köşede hayır için yemek veren bir yer var, oraya gittim. Karnımı doyurduktan sonra bu seferde dışarıda iş arama kararı aldım ve neredeyse tüm esnafları dolaştım fakat hiç biri almadı. Hepsinin amk.
Bu gidişle işsiz kalıp borcumu gram ödeyemeyecektim. Tek seçenek sanırım gerçekten o adamın altına girmek olacaktı. Ama içim el vermiyordu. Çünkü, çünküsü falan yok amk istemiyorum işte. Gururum el vermiyor. Ama bu tarz işler gururunuzun el verip, vermemesine göre işlemiyordu işte. Bir kere bu belaya batınca ardından geliyordu her türlü olay.
Ne yapsam ne etsem derken sahilde, bir kayalığın üstüne oturmuş, denizi izlerken buldum kendimi. Yanımda bir su alacak param bile yoktu. Sabah yediğim yemekte beni çoktan acıktırmıştı. Tam şu an her şeyden vazgeçip denize atlayabilirdim. Hayatımın son dakikalarını yaşayabilirdim. Fakat ben bir korkaktım. Babam gibi intihar etmeye cesaretim yoktu. Bu yaşlarımda mutlu olmam gerekirken ben gün geçtikçe üzülüyordum. İçim ölüyordu, hayallerim, ümitlerim birer birer vazgeçip soluyordu.
Kendime bir şart koydum. Eğer bu gün içerisinde bir kişi bile beni sormazsa, merak etmezse bu olduğum yerden denize atlayacaktım. Ne kadar ölmek istemesem de artık ne yapacağımı bilmiyordum. İki seçeneğim kalmıştı. Ölmek ya da götten bakirliğime son vermek. İkisi de seçmeyeceğim seçenek olduğu için kararı dışarıdaki insanlara bırakmıştım.
Saatler geçti. Ben hala öğlen gidip oturduğum kayalıktaydım. Yanımdan bir sürü insan geçti ama hiçbiri dönüp bakmadı. Halimi hatırımı sormadılar. Ya onu bıraktım göz teması bile kurmadılar.
Telefonun ekranını açtım saate bakmak için. Telefonda da bildirim yoktu bu arada neyse. Saat gece 12'ydi. Tanrı bilir kaç saattir burada ümitlerimle beraber oturuyordum. Artık her şey kesinleşmişti. Ben ölecektim. Keşke biri bana selam verseydi. Vermedi.
Kayalıktan yavaşça kalktım. Daha yüksek bir kayalığa doğru ağır adımlar attım. Ve atlayacağım kayalığa ulaştım. Ellerim titriyordu. Bacaklarım güçsüzdü. Aldığım her bir nefes ciğerlerimi yakıyor, titretiyordu. Hava soğuktu. Zaten atlayarak intihar etmesem de soğuktan donarak ölecektim.
Bir kaç adım geriledim, cesaretimi ellerim arasında sıkıca sardım ve o anın gelmesini bekledim. Çaresizliğin yanıma geldiği anın. Ki çok geçmeden geldi. Artık kabullenmiştim. Ben ölmeye hazırdım, daha önce hiç olmadığım kadar.
Koşmaya başladım ve olabildiğince en uzağa atladım. Suya çok sert çarpmıştım, derimi yakmıştı. İlk önce ağzımdan girdi su sonra burnumdan genzime, genzimden ciğerlerime. Nefes alamıyordum. Üşüyordum. Olduğum yerde çırpınamayacak kadar yorgundum. Kendimi suyun derinliğine verdim. Sonra bir anda beni bir sıcaklık sardı, ardından bilincim kendini serbest bıraktı. Gözlerim karardı, bedenim hissizleşti.
Derken ayın ışığı sayesinde görebildiğim bir silüet atladı denize. Melek miydi? Azrail miydi? Tanrım gerçekten ölüyordum.
O silüet bir bedene dönüştü. Ardından koluma uzandı ve beni kendine çekti. O an fark edemiyordum ama beni yukarı çıkarıyordu. Kurtulmuş muydum yoksa ölmüş müydüm? İnanın ne sikim oluyordu bilmiyordum ama benim gözlerim kararıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
cold winter
FanfictionJeon Jungkook ölen babasından kalan borçları kapamak için en son seçenek olan tefecilerden borç alır. Borç kapamak için girdiği tefeci bataklığına, tefeciler sayesinde daha çok borçla ortada kalır. Bu durum tefecilerin başına, patronuna, yani Kim Ta...
