Üniversite kaydımı bir kaç saat önce yaptım ve mutluluktan hemen gelip bölüm yazdım.
Yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın ki bende size bol bol bölüm yazayım. :3
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
『••✎••』
Altımdaki son model spor arabayla hızlıca yolları geçerken on dakika kadar geç kalmıştım onu almaya çünkü elbise seçemedim.
Arabayı, dükkanın önüne çektiğim de Shinichiro beni beklerken sigara içiyordu. Hafifçe gülümseyerek arabadan indim. Topuklu ayakkabı giymemiştim çünkü araba kullanırken yasaktı.
Onun yanına doğru hızlı ama ufak adımlar atıp dudaklarına dudaklarımı bastırdım. Beni fark ettiği an dudaklarına dudaklarımı bastırdım.
Şaşkınlıkla bana bakarken geri çekilip gülümsedim. "Üzgünüm, geç kaldım. Elbise seçememiştim de." Şımarık şekilde kıkırdayarak ellerimi onun omuzlarında gezdirdim.
Utangaç şekilde yanakları kızarırken eğilip beni öptü. "Çok güzel olmuşsun." diye fısıldadı dudaklarıma doğru.
Gülüp etrafımda döndüm. Kırmızı dar, belinde inciden kemer olan kısa bir elbise giymiştim. Üstüne beyaz ince tül bir şal almıştım. Sırtımı kapatsa yetecek kadar.
Elini uzatıp elimi tuttu. "Gerçekten çok güzelsin Cyra." Dudaklarını elimin üstüne bastırdığında keyifle gülümsedim. Shinichiro basit bir adamdı ve ben basit adamları severim. Ele alması daha kolay, yönetmesi daha kolaydır her zaman.
Uzanıp onun yanağını öptüm. "Teşekkürler tatlı çocuk." diye fısıldadım kulağına doğru.
Utangaç şekilde gülümseyip geri çekildiğinde kıkırdadım. Bir kaç adım ötedeki arabaya ilerledim. "Hadi, atla."
Şöför koltuğuna oturduğumda Shinichiro da binmişti. Arabayı sürmeye başladığımda şehrin lüks görüntüsü önümüze serildi. Çoğu insanın adım bile atamayacağı kadar pahalı mekanlar bana ucuz geliyordu.
Bu yüzden bildiğim ve sadece üst kesime hitap eden özel restoranta getirdim onu. Arabayı valeye bırakıp Shinichiro'nun elini tutarak onu içeri sürükledim resmen.
Benim için ve onun için özel ayırtılmış üst kata çıkarken her garson önümüzde eğiliyordu. Corbin soyadının verdiği güç buydu işte. Şehrin en lüks mekanını kendim için kapatabiliyorum.
Balkon kısma çıkıp bizim için hazırlanmış yere oturduk. Shinichiro gergindi. Hemde çok gergindi. Böyle bir yere alışık olmadığı belliydi.
Menüye bakma zahmetine bile girmedim. "Bize iki kırmızı şarap, orta pişmiş biftek, salata ve yanına bir kaç şey getirin." Shinichiro rahatlamış gibi gözüküyordu.
Arkasına yaslanıp kollarını göğsünde doladı. "Pek bir şey yok. Çete işleri, dükkan işleri evdeki işler derken zaman çok hızlı geçiyor." Gözlerinin içi gülüyordu.
Başımı sallayıp elimi yanağıma yasladım. "Kardeşin vardı değil mi? Manjiro?"
Güldü. "Aslında iki tane daha var. Emma ve Izana. Onlardan sonra haberim oldu ama yine de kardeşlerim. Emma şimdi bizimle yaşıyor, Izana ise yetimhanede." dedi iç çekerek.
Başımı anlayışla salladım. "Izana Sano mu?"
Başını iki yana salladı. "Izana Kurokawa. Onun sadece Emma ile kan bağı var." dediğinde olayı anlamıştım.
Başımı dışarı çevirirken yutkundum, ne diyeceğimi bilemedim bir süre. "Şu an benimle olduğunu söyledin mi onlara?"
Yanakları kızardı. "Aslında söylemedim. Sadece bir arkadaşımla dışarıda olduğumu söyledim."
Hafifçe kıkırdadım. Oturduğum yerden doğrulup ona yaklaşarak dudaklarına ufak bir öpücük kondurdum. Aramızda milisantimler varken geri çekilmedim. "Arkadaşlar öpüşmez Sano. Biz arkadaş değiliz." dedim alaycı şekilde.
Yüzü kıpkırmızı şekilde kesildi. "B-ben-" ne diyeceğini bilemeyerek sustu. Gözleri dudaklarıma kayarken yutkundu. "O-onlara söylerim."
Uzanıp onun başını okşadım. "İyi çocuk." Keyifle yerime oturup gülümsedim.
Hala şaşkın bir haldeydi. Konuşamıyor şekilde bana baktı. Aramızda geçen sessizlik boyunca onu izledim. Yüzü çok güzeldi. Bir kaç dakika sonra yemeklerimiz gelince kendine geldi. Bir anda irkilip dikleşti.
Garson giderken gözlerim garsona takılı kaldı. Ancak bu hoşlanma gibi bir bakış değildi, daha çok nefret dolu bir bakıştı benimki. Bu herifi tanıyorum. Isagi'nin adamlarından birisi. Buraya bizi muhtemelen gözetlemesi için gönderdi.