BÖLÜM - 2

0 2 0
                                    

İyi okumalar:))

***

“Bu kapıdan geçince nişanlımın dünyasına gideceğim öyle mi?” Elimdeki kılıcımı daha sıkı kavrayarak önümde el pençe duran yaşlı adama baktım.

Evet efendim.” dedi ve titreyen ellerini birleştirerek konuşmaya devam etti. “Lütfen on sene önce çaldığım elmalar için beni yargılamayın. Başka çarem yoktu. Çok leziz görünüyorlardı.” Yaşlı bir adamı yumruklayamazdım. Sakin olmalıydım. Ancak kontrolümden çıkan dürtülerimi durduramıyordum.

Karanlık bir sokakta, çöp ve hayvan pisliklerinin üst üste biriktiği izbe bir köşedeydik. Sokağa atılan eskimiş, kırık bir dolabın önünde, yaşlı adamın dediklerini dinliyorduk. Ben, kardeşim ve iki muhafızım...

“Çaldığın elmaların hesabını bana dönünce vereceksin hurdacı.” diye bağırdığımda sesimin şiddetinin bu derece yükseleceğini tahmin etmemiştim. Geriye doğru yalpalayan adama daha fazla bakmadan kardeşime döndüm.

“Gülce, sen saraya dönüyorsun.” Geleceğini bildiğim şiddetli itirazını, bakışlarımı gördükten sonra başlamadan bitirmek zorunda kaldı. Nereye nasıl gideceğimizi bilmediğim bir yere kardeşimi götüremezdim. Çatılan kaşlarına ve öfkeli bakışlarına maruz kalmam şu an uğraşamam gereken en tatlı şeyler arasındaydı.

Etrafta dolaşan farelerin ciyaklamaları kulağımı tırmalarken arkamda savunma halinde bekleyen iki muhafızıma döndüm. Gördüğüm manzara ilerisi için beni düşündürse dahi başka çarem yoktu. Biri diğerine yapışmış korkusundan titreyen cesur yürekli askerime baktım. Beni nasıl koruyacağını düşünmem için çok geçti.

Diğerinin de öbüründen pek bir farkı yoktu. Sokağın zeminini çürüten pis ve zifte benzeyen değişik sıvı üzerinde durdukça buruşan suratı her an kusabileceğinin haberini veriyor gibiydi. Botlarının daha fazla kirlenmemesi ve farelerin yoluna çıkmaması için adeta put kesilmişti. Öbürü de onun koluna yapışmıştı. Benim bu iki gereksiz askerim dışında başka muhafızım yok muydu? Ve ben hangi akılla bu ikisini yanıma alıyordum?

“Siz ikiniz, beni katiliniz yapmadan adam akıllı pozisyon alın derhal!” diyerek haddinden fazla yüksek sesle verdiğim emrimin ardından kusmamak için direnen muhafızım konuştu.

“Efendim, bulunduğumuz yer o kadar iğrenç ve kirli ki nefes bile alamıyorum. Sizden istirham ediyorum beni bu görevden azledin.” Sabırlı olmalıydım.

“Ferhat, sen az önce veliaht prensin emrine karşı çıkma cüretinde mi bulundun yoksa ben mi yanlış duydum?” Arkadaşının koluna yapıştırdığı kolunu hızla çekti ve ardına kadar açılan gözleriyle, arkadaşından hayretine son verecek cevabı beklemeye başladı diğeri.

“Nezaket soyundan geliyorum ben. Şu an canımın telaşını düşünemiyorum çünkü daha dün botlarıma işlediğim nakışlarımı şu an fareler kemiriyor.” Gözlerini sıkıca yumdu ve bir uzvu kesiliyormuş gibi yüzü kasıldı. “Daha fazla dayanacağımı sanmıyorum”.

“Efendim siz benim bahtsız arkadaşımın dediklerini lütfen dikkate almayın. Kendisi ne dediğinin farkında değil.” Benim gazabım daha ağır basmış olacak ki farelerin ve karanlığın endişesi geride kalmıştı. Az önce bıraktığı arkadaşının koluna yeniden sarıldı.

Kelimelerini söylerken alnından akan ter damlacıkları gözlerine girmek üzereydi. Korkudan birbirine vuran dişlerinin sesini bile duyuyordum. “Bildiğiniz üzere anne tarafım korku soyundan gelmekte dolayısıyla şu an korkuma mani olamıyorum. Arkadaşım ve kendi adıma emir ve talimatlarınıza hazır olduğumuzu sizlere arz ediyorum.” dediğinde sanıyorum ki titreyen kılıcının dahi farkında değildi.

DOĞRULUK MU ADALET MİHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin