# Tep No- Me And My Guitar
# EXGF- We Are The Hearts / Mira motoru kullandığı sırada çalan şarkı.
Ciğerlerim patlayana kadar şehrin kirli havasını içime çektim.
Olduğum yerden, olamadığım yere, bir şeyin peşinden koşmaktan yorulmuştum. Kendimden eksilerek, eksikliğini tamamlamaktan da yorulmuştum. Bomboştum. Hayat için, hayatımı kaybetmek ve tekrar bulma ihtimaline bile yer vermeden yaşamak öyle zor ki. Yarının ne getireceğini bilmesem de, neyi geri getirmeyeceğimi bilerek etrafı seyretmek. Ağladığını kimseler görmesin diye gözlerini sahte tebessümle cezalandırmak, öyle zor ki.
Ufuktaki kara bulut katmanları yaklaşan fırtınayı haber verirken, Yankı geçmekte olduğumuz doğu çayırındaki kalın bir meşe ağacını bana işaret etti.
''Rüzgârda eğilen şu dalı görüyor musun? ''
''Evet. Ne olmuş ona?''
''Dedem bana uzun zaman önce o dal hakkında bir şey anlatmıştı. Ne anlattığını bilmek ister misin?''
Yarı toplu yarı dağınık saçlarımı zıplatan bir baş hareketiyle bilmek istediğimi anlattım.
''Dedem bana, rüzgârda eğilmeyen bir dalın kırıldığını söylemişti.''
Yankı, bana çevirmiş olduğu yüzünü tekrar aşınmış yola çevirdi. Harley'in sesini bastırarak,
''Rüzgâra uymayı hiç unutma ki hiçbir zaman kırılmayasın,''diye konuştu.
Derin bir soluk aldım.
Bu herif ne zamandır mantıklı cümleler kuruyordu?
Etrafımdaki dünya o sıralar, bir gölgenin biçiminde, kuzgunların uçuşunda, tırtılların renginde sonsuz bin bir bilgelik ve fikirler, felsefe ve batıl inançlarla doluydu. Dinleyip öğrenmek zorundaydım, ama aynı zamanda sorular sormayı da seviyordum.
Yarının hangi mevsime doğacağını umursamadan, yalnızlığın kalabalığında, ruhumun buz gibi olduğunu biliyorken hala bir kalbimin attığını bilmek öyle hissizleştiriyordu ki.
Düşünce kalabalığıma son vererek, ''Rüzgâr durduğu zaman ne olur, Yabancı?''
Yankı gülerek başını salladı. Anlaşılan ona böyle hitap etme şeklim hoşuna gitmişti ya da verdiğim cevaba karşılık bir tepkiydi bilemiyorum.
''İşte o zaman sen kendi yolunda gidebilirsin, Yabancı,'' dedi. Yabancı kelimesini vurguluyordu adeta.
Rüzgâr, benim isteyeceğim bir hayatı elde edene dek durmadı. Olur da durursa eğer kendi çizdiğim yoldan ilerleyecektim.
Ben ne mi istiyordum?
Herkesin her şeyin daha fazlasını istediği bu dünyada oysa ben bir tek şey istiyordum, basitti. Ona herkes sahipti lakin değerini hep başka birşeyle doldurabileceklerine inanıyorlardı.
Sevgi.
Sevilmek.
Bazen kendimi çöplükteki elmas gibi hissediyordum.
Yarım saat boyunca hiçliğin ortasında Harley'i sürmeye devam ediyordu. Şikayetçi değildim. Aşınmış yoldaki yolculuğumuz tamamen buna değmişti. Boş sokaklarda daha çok hızlandığında ona daha sıkı tutunuyordum. Sırtına yapışırken sanki halinden memnunmuşcasına bir soluk verdi. Belki de ben öyle hayal ediyordum. Sarhoştum. Herşeyi lehime çevirmek elimdeydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
VE TANRI AĞLADI
Teen FictionKALBİNİZİN ATIŞINI MASKELEYEBİLİR MİSİNİZ? Onun tadı tıpkı yıllanmış şarabın damakta bıraktığı lezzete benziyordu. Ruhumdaki şehveti şaha kaldırıyordu. Bana ebediyeti arzulatıyordu. Onun için yanıyordum. Yabancı bir yerde, kalan tek güzellik duyguyd...
