Saat 22:04
Programın giriş jeneriğinin ardından o gecenin başlangıç şarkısı olarak seçtiği Barış Manço 'nun 1982 yılında piyasaya çıkmış DÖNENCE isimli şarkısının ilk kaydı ile başladı. Şarkının süresi altı dakika ellibir saniye idi.
22:10
Şarkının son 40 saniyesin de kulaklığını taktı, mikrofonun potansını kaldırdı. Gözü kapının üzerinde yanan kırmızı ışıklı onair levhasına kaydı, gözünün önüne dinleyicilerini getirdi, önce gecelerinEFEndisi acapellasını bastı, arkadan uzunca bir alkış efekti ile birlikte derin bir nefes aldı ve...
" Hımmm... Şu an saatin kaç olduğu umrumda bile değil ama illa bilmek istiyorsan 22:12... Burası Türkiye 'nin ilk radyo frekansı 87.0 mhz. gecelerinEFEndisi diyorlar bana. Sen kısaca Efe de yeter. Bu gece de daha önce hiç kurulmamış cümlelerimi aldım geldim sana. Senin için seçilmiş şarkılarım ve senin için okunacak şiirlerim var. İlk defa dinleyen için söylüyorum. Şu an Türkiye radyolarında dinleyip dinleyebileceğin içinde her an her şeyin olabileceği tek radyo programını dinliyorsun ve bu radyo programının içinde bulup bulabileceğin en iyi şey kendinsin. Unutma diğer tüm radyo programlarını sen dinlersin ama bu radyo programı seni dinler. Şimdi kalk ve ocağa bir demlik çay koy ve sohbetimizle demlensin... " dedi ve ekledi.
" Milyonların hayali olan bu küçük radyo stüdyosundan bu gece de sağ elimi kaldırarak selamlıyorum seni. Şimdi arkana sımsıkı yaslan ve bu radyo programının tadını çıkart... " dedi.
Cem Karaca 'dan ISKAK ISLAK isimli şarkıyı girdi, mikrofonun potansını indirdi, kulaklığı çıkarttı, stüdyonun sesini sonuna kadar açtı. Yanında duran bardakta ki sudan bir yudum içti. O gün gelen elektronik postalara göz attı. Mektuplara baktı. Gözü kargodan gelen pakete takıldı. Şarkının bitmesine bir dakika vardı. Önünde ki bilgisayara sms panelinin şifresini girdi. Programın daha başıydı ama onlarca sms birikmişti. Çekirge'ye döndü ve....
" İlginç ama galiba yine çok dinleniyoruz. " dedi. Gülüştüler.
Şarkı bitmek üzereydi ve mikrofonun potansını açtı. Biraz önce stüdyo da söylediğini dinleyenleri ile paylaştı.
" İlginç ama galiba yine çok dinleniyoruz. " dedi, güldü ve devam etti...
" Benim çok dinlenmem önemli değil. Önemli olan senin dinlemen. Bu gece de senin için çaldığım şarkılardan memnun musun? Sahi hayatında en çok neden memnunsun? en çok ne mutlu ediyor seni? en son ne zaman kahkaha atarak gözünden yaş geldi? en son ne zaman gözünden yaş geldi? Umarım en son mutluluktan ağlamışsındır. Acıdan bile olsa ağlamak güzel bence. İnsan boşalıyor, rahatlıyor, gözyaşları ile akıyor. Bir de ağlayamayanlar var. Ahh bir ağlasam da rahatlasam diyenler. Aaa bir de ağlamaktan utananlar var. Ağlamaktan utanır mı insan sevgili kardeşlerim. Utanacaksan eğer bu dünya da onca acı çekenler varken gülmekten utan. Ben mesela sevgilisini terk edip, sevgilisi ağlarken utanmadan gülenleri anlamıyorum ve hatta onca yalnızlıktan kıvrananlar varken sevgili terk etmeyi de anlamıyorum. Ben zaten galiba anlama özürlüyüm sevgili kardeşlerim. Biri çıkıpta bana bu dünyayı anlamayı anlatabilir mi? Anlatamazsınız. Çünkü anlamazsınız. En büyük sorunlarımızdan biri de bu. Birbirimizi anlamıyoruz, anlıyor musun? anlamıyoruz!" dedi ve Ayla Dikmen 'den ANLAMAZSIN isimli şarkıyı girdi, sustu.
Şarkı çalmaya devam ederken acaba kimin kendisini anlamadığını düşünüyordu? Yaşamadan öylesine söylenmiş cümleler olamazdı. Gözleri dolu dolu olmuştu. Şarkı biterken koltuğunda doğruldu. Kulaklığı takarken çekirgeye...
" iki çay kapta gel "dedi.
Çekirge stüdyodan çıktı. Stüdyo da tek başınaydı. Sosyal paylaşım ağından bir profil açtı. Profil sahibinin fotoğraflarına baktı. İçinde hem bir sıcaklık, hem de ince bir sızı hissetti, iç sesi ile...
" Keşke o kadar uzak olmasaydın ve güzel " dedi, bir kaç saniye duraksadı ve mikrofonu açıp, herkesin duyabileceği bir şekilde devam etti...
" Şimdi kimbilir neredesin. Belki yatağın da uzanmış bir haldesin, elinde kitabın, belki bir sahilde yürüyorsun kulağın da kulaklığın, belki çoktan uyudun ve ne şanslı o yastığın, yorganın. Bazen yastık, yorgan olup sokak arası bir çeyizcinin vitrinin de ibret-i alem olsun, bu var ya bu bir sarıp sarmalamayı bilemedi diye satışa sunulmak istiyorum sevgili kardeşlerim. Üstelik öyle çok fiyatta koymasınlar bana. Onun gözün de ne yapsam ne yaptıysam beş kuruş etmiyorum çünkü. Sizin hiç kendinizi beş kuruş ve hatta üç kuruş bile etmediğini hiasettiğiniz oldu mu hiç? Evet doğru kelime bu kendinizi koca bir hiç hissettiğiniz oldu mu? Benim oldu. Bana hissettirdi sevgili kardeşlerim, hissettirdi. Bu gece bana sadece kendini koca bir hiç hissedenler, hissetmiş olanlar mesaj yazsın ve arasınlar! " dedi ve İbrahim Tatlıses 'den MUTLU OL YETER isimli şarkıyı girdi.
Mesajlar ekrana dökülüyor ve tüm telefon hatları çalıyordu. Asistanı çekirgeye döndü ve...
" Görüyor musun Çekirge. Bizim gibi hiçlikle cezalandırılmış çok kader mahkumu var " dedi. Şarkıya eşlik etmeye başladılar. Stüdyo adeta efkar yeriydi...

ŞİMDİ OKUDUĞUN
gecelerinEFEndisi
General FictionKim sevmez ki sımsıkı sarılmayı, sarmalamayı, sarmalanmayı? Bir çocuk sever, özlemiş eski bir dost sever, sevgili sever, insan sever ve hatta bilir misin kelimeler de sever... Yeter ki sevmeyi bilsin!..