Çırağın, Rahmi'nin bardağını alırken araya girmesiyle hikâye bölünmüştü. Bundan dolayı herkes çırağa ters ters bakıyordu. Başımızdan defetmek için "Benim çayı tazele" dedim. Herkes "E..." der gibi Rahmi'nin yüzüne bakıyordu.
"Arkamı bir döndüm ne göreyim anacığım kapının önüne yığılıp kalmış, hemen koştum yerden başını kaldırdım. "Anacığım" diye seslendim. Bir araba lazımdı. Hemen Vefa'nın bindiği taksiyi durdurmak istedim. Taksi hareket etmişti. Arabanın peşinden koşunca taksi biraz yavaşladı. Vefa geriye döndü beni görünce taksiciye devam etmesi için bağırdı. Bana da el kol hareketi yapıyordu. Orada görüntü koptu zaten.
Gözlerimi bir açtım hastanedeyim, yanımdaki adama sordum "Nerdeyim" dedim. "Hastanedesin koşarken düşmüş, başını yere vurmuşsun. Biz getirdik" dedi. Peki, anam, anam nerede?" dedim. Adam gözlerini kaçırdı. "Evladım vallaha..." deyince "Tamam amca" dedim. "Tamam, ben anladım" dedim. İşte o zaman anamı kaybettiğimi anlamıştım. O alçağın gittiği gün kalbi bir kuş gibi narin olan anacığımın yüreği bu hale fazla dayanamamıştı.
Bir gün önce küçük ablam büyük ablama telefon açmış ve artık oğlunun para kazandığını annemizin yaşlı olduğunu gidip kendine bir ev tutmasını söylemişti. O da arayıp şikâyet edenin biz olduğumuzu sanınca hışımla eve gelip valizini alıp gitmişti.
Annemin vefat ettiğini hala kabullenemiyordum. Ama o artık yoktu. Cenazesine iki ablamda gelmişti. Dualar, Yasinler okunmuş ve sıra anamı toprağa vermeye gelmişti. Mezarı başında dururken bir yandan anam için bir yandan mezar iyice kazılırken bir yandan da imam efendinin okuduğu Yasin dinliyorduk. Birden bir araba sesi duyduk. Birde baktık Vefa gelmiş "kim çağırdı bu adamı" dedim kendi kendime, umursuzca yaklaştı. Annesinin yanına sokuldu. Eğilip annesine sessizce sordu; ama sorduğu soruyu duydum. "n'oldu gömdünüz mü?" dedi. Bu soruyu duyunca kan beynime sıçradı. Artık buna bir ders vermeliyim dedim. Ama sonra annem aklıma geldi. "Onun huzurunda abes kaçar" dedim Kendi kendime, yumruğumu sıktım bundan vazgeçtim. Annemi çukura yerleştirdik. Ardından tahta perdelerle kapattık gözyaşları içinde. Sıra tam üstüne toprak atmaya gelmişti ki ilginç bir şey oldu. -Allah'ın işi işte- vefa herkesten önce toprak atmak istedi. Küreği işçinin elinden aldı ve arkasındaki toprağı almak için geriye döndü ve dengesini kaybederek çukura sırt üstü düştü, bunu gören işçiler ve ablalarım hemen müdahale edip çıkarmaya çalıştılarsa hızlı davranıp herkesi engelledim "karışmayın dedim." Herkes durdu. Çukurun karşısına geçip diz çöktüm "Sen" dedim. "O kadar yıl bizde kaldın. Anamın senin üzerinde o kadar hakkı var. Bir kere elini öpüp, bir kere gönlünü almadın. Sen o gün o taksiyle gittiğin sırada, anam fenalaştı. Hastaneye götürmek için taksiyi durdurmak istedim. Ama sen engel oldun. Şunu çok iyi bilesin ki, benim annemin yani senin nenenin katili sensin vesselam" dedim.
Kalktı üstünü başını silkeledi. Bana ters ters bakıp arabasına binip gitti. Onun ardından annesi de çıkıp gitti. Ve sonra biz yine anamla yalnız başımıza kaldık. Sadece ben konuştum. O sustu ve dinledi."
Hikâye bitmişti; ama Rahmi de bitmişti. Gözleri nemlenmiş, üstüne bir bulut çökmüş gibi sandalyede iki büklüm olmuştu. Araya kahvede dinleyen gençlerden biri girdi. Ağabey şimdi nerde bu adam hiç haber aldın mı" diye sordu. Rahmi başını salladı "Evet geçen gün aldım" dedi. Kahveye geldiği zaman başını kaldıramadığı haberin olduğu tarafı bize gösterdi. Sayfanın köşesindeki üçüncü sayfa haberlerinden biriydi.
Hepimiz net görmek için öne doğru eğildik gazetede şöyle yazıyordu: "Bunalıma giren bankacı tabanca ile intihar etti." Gazeteyi 10 saniye havada tutmuştu ve indirip masanın üstüne sert bir şekilde vurdu. Ayağa kalktı cebinden kendisinin ve masadakilerin içtiği çayları karşılayacak kadar para çıkardı. Âdete kendisini dinledikleri için teşekkür ediyordu. Selam vermeden kahvenin kapısını açtı. Dışarı çıktı. Baba Rahmi birden gözümde, sanki o iki kızı olan kırk yaşındaki bir adam değil de annesini arayan ve özleyen küçük bir çocuk gibi göründü gözüme.
OYLAMAYI UNUTMAYIN
