10 • Savaş Başlıyor

35 1 2
                                    

Jack'in evinin önüne vardığımda bile, o yazıyı gördüğümdeki ürpertiyi üzerimden atamıyordum. Bunu kim yapmış olabilirdi ki?
Kapıyı çaldım ve birkaç saniye sonra gözlerini ovuşturan, saçları dağılmış Jack karşıma çıktı.
"Ang? Burada ne işin var?"
"Seninle önemli bir şey konuşmalıyım. Tabi senin için sakıncası yoksa. Yani... IBA'da olanlardan sonra..."
"Hayır, sorun değil tabii ki. Hem Fred bize neden öyle davrandığını anlattı. Bir melez olmayıp safkan olduğunu ve güçlerini yeni kullanmaya başlayan safkanların kendilerini kontrol edemeyebildiğini söyledi."
"Evet, haklısın."
Kapının önünden çekilip, beni içeri aldı.
"Bitki çayı ister misin?"
"Olur." diyerek yeşil koltuğa oturdum. Onun evi de, bütün Sinekkuşu evleri gibi Griler'in ürettiği doğal bir yalıtım malzemesinden yapılmıştı ama farklı olarak, mavi renkliydi. Jack'e sormadan rahat edemeyecektim.
"Jack, bu renkte malzemeyi nereden buldun?"
"Doğruyu söylemek gerekirse, bunu IBA'da çalışan bir melez verdi. Bunun Maviler'den geldiğini ve şartlara karşı daha dayanıklı olduğunu söyledi. Hatırlarsan, geçen sene herkes evini onarırken, benim evime hiçbir şey olmamıştı."
"Neden bizim kullandıklarımız dayanıklı değil ki?"
"Belki de Ang, herhangi bir doğa olayı yaşanırsa, yok olmamızı istemiş olabilirler."
Çok haklıydı. Bu Griler'in işine gelirdi. Muhtemelen kullandığımız teknoloji de diğer ırklardaki kadar gelişmiş değildi.
"Sen ne soracaktın bana?"
Önce ona başımdan geçenleri, İntikam'ı, HAİN'i, onun Fred'in kardeşi olduğunu anlattım. Ve sonra da efsaneyi sordum. Jack bunu duyunca bakışlarını kaçırdı.
"Yaklaşık 100 yıl önce, yani Karanlık Günler'den kısa süre önce, IBA'ya yeni bir safkan gelmiş. Bu safkan, diğerleri gibi değilmiş. Ona 'kızıl' diyorlarmış çünkü
neredeyse her gün öfke patlamaları yaşıyormuş. Ve bu safkanın-adını kimse bilmiyor-başka yetenekleri olduğu ortaya çıkmış. Başkaların zihnini okuyabiliyormuş. Ve geleceği gördüğü de söylentiler arasında. Tabi buna kimse inanmıyor şuan. Arada sırada gelecekten kesitler gördüğünü söylermiş ama kimse ona inanmamış. Sinekkuşları'nın ve Griler'in savaşacağını herkese söylemiş ama tabii ki inanan olmamış. Savaş bitikten sonra bu safkan önemli biri haline gelmiş. Ve yine bir kesit görmüş. Söylediklerine göre, bir safkan ortaya çıkacakmış ve yeni çıkacak isyan için lider olacakmış. Ve bu safkanın da
Kızıl gibi özellikleri olacakmış. Tabii artık bu efsaneleşti ve Kızıl Safkan Efsanesi adını aldı."
Derin bir nefes aldım.
"Söylesene Jack. Diğer safkanlar zihin okuyabilir mi?"
"Hayır. Sadece kızıl safkan okuyabiliyormuş. O da bir söylenti sadece."
Sessizce 'lanet' diye fısıldadım.

Bir anda bir alarm sesi duyuldu. "Sinekkuşu halkı. Lütfen evlerinize girin ve dışarı çıkmayın. Bütün askerler merkez binasına. Sinekkuşu halkı. Lütfen evlerinize girin ve dışarı çıkmayın. Bütün askerler merkez binasına."
Jack mırıldandı,
"Olamaz..."
"Jack? Ne oldu?"
"Savaş Ang! Griler saldırıyor sanırım. Hemen IBA'ya gitmeliyiz."

Hemen evden çıkıp patika boyunca koşmaya başladık. Arda düşüyordum ve Jack beni kaldırıyordu. Ne olur ne olmaz diye gizlediğim küçük bıçağı çıkardım.

Tam IBA Binası'nın önüne gelmiştik ve içeri girecektik ki, koyu sarı üniformalı, Gri askerlerini binanın önünde görünce donup kaldık.
Jack'i çekiştirdim ve hızlıca oradan ayrıldık.
"Sahile gitmeliyiz. Orada gizlenebileceğimiz bir yer biliyorum."
Sahile vardık ve tam tahmin ettiğim gibi hiçbir asker yoktu.
"Acele et Jack!"

Jack patikanın ortasında durmuş denizi seyrediyordu.
"Vay canına. Muhteşem."
Bir kayanın altımdaki boşluğa gizlendik. Hemen yanımızda bir kağıt vardı.
Kağıdı Fred bırakmıştı? İyi de buraya geleceğimizi nasıl bilmişti ki?
Doğru ya. Zihin okuma.

Angela ve Jack.
Hemen Maviler'e gitmelisiniz. Biz de Maviler'deki IBA'da olacağız. Griler saldıracak. Hemen Sinekkuşları'nı terk edin.
Fred.

Karşımızdaki uçsuz bucaksız denize baktım.
"Denizi nasıl geçeceğiz ki? Maviler denizin arkasında kalıyor."
"Ang bende bilmiyorum ama çabuk geçmeliyiz çünkü Griler buraya geliyor!"

"Ne yapacağımızı buldum."

*********

Sınırdaki UGO Binası, Sinekkuşları

Başkan, tekrar yaşananları düşündü. Ve Kutsal Görev'e gönüllü olduğu anları.
Hiç korkmadığını söylerse, yalan söylemiş olurdu. Çünkü görevin ne olduğunu kendisi de bilmiyordu. Yeşil renkli, yaklaşık 50 metre uzunluğundaki sınır duvarını görünce Yutkundu. Daha önce sınıra hiç gelmemişti çünkü buraya gelme yetkisi sadece UGO askerlerine aitti.
Aklından pek çok şey geçse de, sınıra geleceklerini hiç düşünmemişti.
Araçtan grup halinde indiler ve komutanın önünde dizildiler. Komutanın yüzünde çelik gibi bir ifade vardı, duygudan yoksundu; zaten askerlerden istenen şey buydu.
Klasik bir Sinekkuşu görünümüne ramen, komutan uzun ve iri yapılıydı.

"Hepinizin Kutsal Görev'in ne olduğunu merak ettiğinizi biliyorum. Birkaç dakika içinde öğreneceksiniz. Paniğe kapılmamanızı rica ediyorum. Daha çok askere ihtiyacımız var sınırda. Ancak bildiğiniz gibi o kadar fazla insan kalmadı. Bu nedenle sizi buraya getirdik. Görevi yapmak istemeyenler ulusu derhal terk etmelidir. Yasamızda yazdığı gibi. Ve sizi aramızda görmek büyük onur, Başkan."
Başkan başıyla komutanı onayladı.
Başkan şaşırdı çünkü komutanın gözlerinde acıma gördüğüne yemin edebilirdi.

Herkese asker kıyafeti verildi ve kısaca sınırı savunmaları gerektiğini hatırlattı.
Başka insan kalmamıştı dünyada. Neye karşı savunacaklardı ki sınırı?

Ellerine verilen silahlar durumu daha da garipleşirdi. Daha önce böyle bir silah hiç görmemişti -kendisi gençliğinde askerdi.

Yeşil duvara yaklaştılar ve komutan duvardaki küçük kapıyı kodu girerek açtı. Herkes dışarı adımını attı. Başkan yanlarına hiç asker verilmediğini fark ettiğinde artık çok geçti. Komutan kapıyı kapanıyordu.
"Neden hiç-"
Sözünü bitiremeden kapıdan tok bir ses  çıktı ve komutanın zor duyulan sesini işitti.
"Akşam kapıyı yeniden açacağım ve sizi içeri alacağım. O zamana kadar sınırdasınız."

Herkes ormana döndü ve sesleri dinlemeye başladı.
Bir ses duyuldu. Ardından bir tane daha. Sanki dev bir sürü üzerlerine atılıyormuş gibiydi.
Başkan fark etti. Hiç insan kalmamıştı ama hayvanlar hala yaşıyor olabilirdi.

Dikkatini onlara yaklaşan şeye verdi.
Yüzünü gördüğünde kendinden geçer gibi oldu. Ağzından kanlar akan aslanımsı dev canavar üzerlerine doğru kükredi.

Kızıl SafkanHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin