VOÇ/1

11 2 2
                                    

8 Ocak 2015/ (1 Ay sonra)

Hira denizin acımasız dalgasını ve soğuğu hissetmiyormuş gibi yüzüyordu. Oda acımasızlaşmışdı. Hayatla girdiği imtihanda böyle olması gerekiyormuş gibi davranıyordu. Hayat onu acıyla sınıyordu.
Bu kadar acının da bir sonu varmış gibiydi.
Hiradan alması gereken en son şeyi almıştı.
8 yıldır beraberliği olan ve henüz taze olan nişanlısını elinden almıştı.
Bir trafik kazası...
5 yıl önce lisede sınıf arkadaşı olan kız da trafik kazasında ölmüştü. Bir kaç göz yaşından sonra olayı unutmuştu bile.
Peki ya şimdi?
Geleceğini adadağı kişi ölmüştü.
Nişanlısı ölmüştü. Evleneceği kişi ölmüştü.
Onunla beraber Geleceği de ölmüştü.
Hira'nın artık bir geleceği yoktu.
Denizin yüzeyinde sırt üstü durdu.
Hırçın dalgalarda kulaç atmak onu yormuştu.
Gözlerini kapadı. Toplasanız 10 saniye kalmıştır bu pozisyonda.
Ayaklarını suyun altında tutsak kalmış kumla buluşturdu.
Kıyıya baktığında ona bakan birkaç kişi gördü.
Onu deli mi sanıyorlardı?
Haklılardı. Kış'ın ortasıydı ve rüzgar ardı ardına esiyor, Yağmurların bir sonu gelmiyordu.
Ancak bir deli bu şiddetli dalgalı denizde yüzerdi.
Yada... yada intihar etmek isteyen biri.
Hira, ne umudunu nede bileğini keserek intihar etmişti. O geleceğini söndürerek intihar etmişti. Ölen biri tekrar ölemezdi.
Kıyıya zorlanarak vardığında tüm vücudunun titrediğini görmemek mümkün değildi. Üşüyordu. Peki umrunda mıydı? Sanmıyorum.
Titrek ayakları kumsalın ortasında ilerlerken kendini yere attı. Avucuna kum aldı ve ellerini yumruk yaptı. Kumu sıkıyordu. Kuma acı çektiriyordu.
Ağzını açtı ve sessizce bağırdı.
Sessiz ağlamayı severdi.
Nişanlısı onu sessizce ağlarken gördüğünde bağırarak ağlamasını isterdi hep.
Şimdi nişanlısı yoktu. Şimdi, onun bir nişanlısı yoktu...
Onun için en acı şey ise hala ona aşık olmasıydı. Ölü birine aşıktı.
Yıllar geçse de aşkı hiç bitmeyecek gibi hissediyordu. Bu durum hem anne babasını hemde abisini endişelendiriyordu.
Hira, kuma bakarken hemen önünde bir çift ayak gördü. Mavi terlik ve ayak bileğinde olan benden abisinin olduğunu anladı. Abisi; kardeşinin üzüntüsüne üzülmesinden, Can'ın ölümüne bile üzülememişti.
Abisi elini Hira'ya doğru uzattı. Hira, hiç düşünmeden abisinin elini tuttu. Kalktığında kalçasında ki kumları silkti.
Abisi ile gözleri buluştuğunda ona yardım ister gibi baktı. Abisi gözlerinde yardım istediğini gördüğünde umutsuzca başını iki yana salladı. Kardeşine yardım edememek sinirini bozan en büyük şeylerden biriydi.
Hira, abisinin bu ifadesini görünce başını eğdi. Kuma bir damla gözyaşı düştü.
Abisi, Hira'nın çenesinden tuttu ve başını yukarı kaldırdı.
"Hepsi geçecek." Dedi. Bu dediğine kendisi bile inanmıyorken Hira'ya söylemesi en saçma şeydi. Bunu söylemesi boştu. Hira hiçbir sözle teselli olamayacak haldeydi.
1 aydır aynı acısı hiç eksilmemişti. Aşkı da.
"Geçmeyecek." Dedi Hira ve Çenesini abisinin elinden kurtardı. Zorlanarak caddeye çıktığında ıslak, vücuduna yapışmış siyah tişörtünden akan suların sesi kulaklarını doldurdu. Yanında abisinin yürüdüğünü hissediyordu.

***

Akşam yemeğine 1 aydır bir sessizlik düşmüştü. Can'ın - nişanlısının - yeri boştu.
Onun tabağının olduğu yerde şimdi tuzluk, acı biber vardı. Tuz kadar kıvamsız, biber kadar acıydı şuan hayatı. Hira, arkasına yaslandı. Can'ın sandalyesine baktı. Tabağa değen kaşıkların sesi uçuşuyordu havada.
"Sandalyeyi kaldırın." Dedi, aniden. Tabağa sürten kaşık sesi kesildi. Babası ağzına tam alacağı kaşıkla beraber ağzı açık Hira'ya baktı. Annesi elini masaya yerleştirdi.
"Bir şey dersin diye kal-" Hira annesinin sözünü kesti:
"Sandalyeyi kaldırın." Diye tekrarladı.
Abisi kaşığını hızla masaya çarptı. Annesi ve babası yerinden sıçrarken Hira hiçbir tepki göstermedi.
"Annemle böyle konuşamazsın. Kimseye emir veremezsin."
"Uraz, tamam." Diye araya girdi annesi.
Annesi ve Uraz'ın sesleri birbirine karıştı.
"Acı çekiyorsun diye etrafa emirler yağdıramazsın. Kendine gel artık. O öldü. Sen hala yaşıyorsun. Ölü biri için hala-"
"Uraz yeter!" Diye bağırdı Annesi.
Hira'nın gözleri dolmuştu.
"Devam etsin." Dedi, Hira.
Abisinin yüreği bazen taş gibi oluyordu.
Hira ve Uraz'ın arasında çok güzel bir kardeşlik bağı olsa da Uraz artık Hira' nın bu tavırlarına katlanamaz hale gelmişti.
"Artık aşık olduğun kişi yok. Olmayan biri için bize böyle davranmaya hakkın yok. Seni düşünmekten artık uyuyamıyorum. Görmüyor musun? Annemin, babamın halini. Senin arkanı toplamaktan ne hale geldik." Abisi, düşünmeden bunları söylerken annesi dirseklerini masaya koymuş yüzünü de ellerinin arasına almıştı. Hira'nın kalbinin şuan kırıldığını biliyordu. O çok hassas bir kızdı ve en güvendiği varlığı abisiydi. Abisi ona bunları söylerken içi parçalandığını anlamamak mümkün değildi. Babası susmuş, kara kara düşünüyordu. Ap ayrı bir dünyadaydı.
Uraz, böyle düşünmüyordu aslında. Kardeşinin onlara yük olduğunu düşünmüyordu. Kardeşini seviyordu. Böyle demesi belki onun tavırlarını değiştirir diye söylüyordu. Kardeşinin artık üzülmesini istemiyordu. Çok yanlış bir yöntemdi fakat bu. Hira, sandalyesini iterek ayağa kalktı.
"Arkamı toplamak... Can'ı bir ben mi seviyorum diyorum kendi kendime. Onun ölmesine sevinmiş gibisiniz." Dedi ve mutfaktan çıktı. Ayakkabılarını giyip evden de ayrıldı.
Hira gittikten sonra babası,
"O bizim kızımız, senin kardeşin. Biz onun arkasını değil her şeyini topluyoruz. Toplamalıyız. Ben bundan rahatsızlık duymuyorum." Dedi ve masadan kalktı. Uraz, ben son cümleyi söylerken ciddi değildim diyemedi. Annesi herkese teselli verme işlemini gerçekleştiremedi.

Hira için gece yürüyüşleri iyi bir kafa dağıtma yöntemiydi. Derin bir nefes aldı yıldızlara bakarak. Saatlerce Can'ı düşünerek yürüdü. Geleceği düşünemiyordu. Geleceği yanmıyordu.
Ailesi Can'ı zengin olduğu için kabul etmiş olabilirdi. Ama Hira... Hira'nın duyguları? Hissettikleri duygu kavramının bile üst düzeyinde yer alıyordu.
"Arkamı topluyorlarmış!" Diye bağırdı. Caddede bir kaç kişi ona bakıyordu.
"Bende Can'ı arkamda bırakamıyorum." Diye fısıldadı. Fısıltısını duyan olmadı. Duymalarına gerek yoktu. Bunu sadece kendisinin bilmesini seviyordu.
Gece eve geldiğinde saat 2'ydi. Salon karanlıktı. Annesi ve babası uyumuşlardı. Kendi odasına giderken koridorda duvara yaslanarak onu izleyen abisini gördü. Açık pencereden içeri sızan loş sokak lambası yüzünü ortaya seriyordu. Hira, Uraz'ın nasıl baktığına anlam veremedi.
Kısa bir süre öylece bakıştılar. Gelene kadar Uraz onu beklemişti. Hira, başını çevirip odasına girdi. Kapısını kapattı. Başını kapıya dayadı. Kapı'nın ardında olan abisini hissetti. Onun söylediği sözleri düşündü.
Çaresizce diz çöktü. Can'ı bu aileden o hayattayken sadece Hira seviyordu. Can öldü ve sanki onun ölümüne sadece o üzülmüştü. Uykusu bastırınca yatağına geçti. Üzerini örtmeden gözlerini kapattı. Sonsuz bir uykuya dalıyormuş gibi hissediyordu. Hep.
Uraz o gece, diğer geceler gibi 4'e kadar uyumadı. Kardeşinin kırık kalbini düşündü. Söylediği şeyler için çok pişmandı. Düşünmediği şeyleri söylemişti.
O gece bir daha yalan söylemek yok diye söz verdi. "Kardeşime bir daha yalan söylemeyeceğim" dedi tekrar. Ve tekrar.

VAR OLMAYAN ÇOCUKHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin