Ölenin ruhunu yakarlarmış
öyle duydu bulutlar
kızın sevgisine tercih etti adam,
yaş meşeden yapma pinokyo oynamayı.
burnu ne kadar büyürse adam
kendini o denli
adam sanacaktı
kızın ruhunu tutup fırlattı ok gibi
gitmeden evvel, bulutlara
kız fırladı ok gibi
kül olmadan bulutlara
onu bir bebek gibi tuttu göğsüne
sakladı
yağmurlarla emzirdi bulutlar
ağladı,
hıçkırıkları yankılandı
küller uçmadan, kızın ölü gülüşü
solmadan
Adam bir an bile dönüp bakmayı
yediremedi burnuna.
önünde ilikleyeceği ceketi
kül koktu
kızın ruhu
küllerde var oldu
adam
küllerle yok oldu
kül kokusu ezip geçti pinokyo ruhunu
ruhu goncalandı kızın
kül kokuları eşliğinde
bulutların veda seremonisi küllü olmuştu kıza
bulutlar ilk
küllerle
düşmüştü kızın aşkına
adama kor olup yanmıştı kız ilk
bulutlar ne kadar istemişti
kendine olsun,
kız buluttan harelere tutuşsun
şiirleri pamuk ipliğiyle yazıp
yağmurlarla ulaştırsın diye
kız ruhunu sattı sanki adama
adam da ruhu atıp
kalbi pazara çıkardı sonra
kız yitirdi ruhunu
ruhsuz bir adamda.
kül oldu zaten külken
kül yuttu
kül kokusunu
hep sevmişken
kül kokusunu sevdi,
sevdi
sevdi.
aslında o hep kül kokusunu sevmişti.
hep.
