Kahve kalıntıları olan masayı bez ile sildim. Saat 7 yi 12 geçiyordu. Buda demek oluyordu ki herşey yeni başlıyordu. Evi toplamanın ardından askılıktaki mavi ceketi üzerime geçirerek, kendimi sokaklara salmıştım. Miss Voorhes'in evine ulaşmam, neredeyse 5 dakikamı alırdı. New York'un yağmurlu ve sıcak kalpli insanlarının aydınlattığı çevreden nefret etmiyordum. Ancak, dün gece marus kaldığım olaylar, çıldırmama bile sebep olmuştu.
Miss Voorhes'in ziline basarken, kalbim bir sağa birde sola hopluyordu. Her zamanki kuşkular yeniden aklımın yolunu çevrelemişti. Kapının arkasında duran sıcak gülümseyişi ile "Günaydın Miss Sidney" diyen kadını fark ederken, saatin 7.29 u bulduğunada şaşırmıştım.
-Günaydın Miss.
-Sidney, seninle konuşmam gereken bir olay var.
-Miss Voorhes, bende sizinle bir şey konuşmalıyım. Fakat daha sonra... Dan'in randevusuna geç kalmayı istemem açıkçası...
Miss, yukarıdaki çocuğa olağanca gücüyle bağırıp, buraya çağırıyordu.
-Daan! Haydi bebeğim! Sidney ablan seni bekliyor !Dakikalar sonra küçücük ayakların çıkardığı, merdiven sesleri kulağıma ilişmişti. Suratı bembeyaz, masmavi gözlerinin içinde kaybolduğum çocuk, tepkisizce suratıma dikilmişti.
-Merhaba Dan! Günaydın ! Nasılsın bakalım ?
-Ahh, Dan, Sidney ablana merhaba de , hadi...
Çocuğa karşı sahte gülüşlerim, her saniye dahada soluyordu. Bu fazla tepkisizlik beni korkutuyordu.
-Pekala !Seninle biraz gezintiye çıkacağız dostum!
-Tamam Dan, haydi git yukarından eşyalarını al .
Miss Voorhes'in rol yaptığını anlayabiliyordum. Torunundan ürktüğü sahte jestlerinden belli oluyordu. Fakat bu hastalığın ortaya çıkana dek, ikimizde rol yapmaya devam etmemiz gerekiyordu. Çocuk, arkasını yavaşça dönerek, merdivenleri teker teker çıkmaya başlamıştı. Herşeyin ardından, Miss ile endişeli gözlerle karşı karşıya gelmiştik.
-Merak etmeyin Miss Voorhes, bugün her şey bitecek!
-Umarım öyle olur Miss Sidney, iyi yolculuklar ! ..Dakikalar sonra, çocukla yan yana tren istasyonuna doğru yürümek içime kurt düşürüyordu. Hiçbir tepki göstermeyen çocuk, sadece gözlerini önüne dikmiş yürüyordu . 7.43 trenine bindikten sonra, başımdan akan terleri fark etmiştim. Çocuk hala nereye gittiğimizi sormamıştı. Aslında bu dahada iyiydi, çocuğu psikiyatriye götürdüğümü ona söyleyemezdim.
Wilmington'a varan trenden inerken, etrafıma göz gezdiriyordum. Sonunda arkama baktığımda, çocuğun ortadan kaybolduğunu fark etmiştim. Yüreğimin ağzıma gelmesini istemezken, sonuna kadar bağırıyordum.
-DANN! DAAN! NEREDESİNN , DAAN! LANET OLSUN! DAAN!Soğuk bedenime karışan sıcacık bir dokunuş hissetmiştim. Hışımla arkamı döndüğümde, çocuğun imalı bakışları dikkatimi çekmişti.
-AHH! DAN! S-Sen buradamıydın! A-ama...
-Sadece arkanda idim, ama sen bunu fark etmedin...
Bu çocuk tüylerimin diken diken olmasına sebep oluyordu. Hafif çiseleyen yağmurun altında kaybolurken, hastane gözüme ilişmişti . Sahte gülüşlerimi takınarak çocuğa dönmüştüm.
-Evet, burada küçük bir işimiz olacak Dan! Haydi gel bakalım.
Çocuğun hiçbir şey anlamadığına dair umut ediyordum. Hastaneye yavaşça girerken, içerideki kadını fark etmiştim.
-Merhaba Hoşgeldiniz , nasıl yardımcı olabilirim bayan?
-Merhaba , ee , ben Bay Humbry ile görüşecektim. Saat 8.21 e seansımız vardı.
-Umm, Bir bakalım, Ahh, evet Miss Sidney değil mi ?
-Evet öyle, Sidney Barrymore.
-Randevu sizin içinmiydi?
-Ahh, Hayır kuzenim için, Dan- Dan Knowles
-Anladım, buyurun en üst kat ...
-Teşekkür ederim..
Çocuk ile birlikte en üst kata çıkarken, bakışlarına kendimi hapsetmemeye çabalıyordum. Sonunda üst kata varırken, "Mr. Humbry" yazan kapıyı görmüştüm. Kapıyı tıklatarak içeri girerken, çoçuğun sahte jestleri gözlerime çarpmıştı. Bay Humbry, sıcak bir karşılama ile "Merhabalar" derken, Çocuk, köşeye sinmiş kimseyi fark etmiyordu.
-Merhaba Mr. Humbry,
-Sorun ne idi Miss Sidney?
-Sorun... Ee,
Bay Humbry'nin kulağına hafifçe "Dan" fışıldayışlarımı, çocuğa fark ettirmemeye çalışıyordum. Bay Humbry beni anlamıştı.
-Pekala Miss Sidney, sizi dışarı alabilir miyim?
-Ahh, tabiki ..
Endişeli yüzümü Dan'a dönmüştüm. Çocuğun, olduğu yer ve halinden memnun olmadığı, suratının verdiği soluk havadan meydana çıkıyordu.
- Dan, doktor amca seninle bir kaç şey konuşacak , tamam mı ?
Yeniden sahte gülüşlerimle çocuğun saçını okşamıştım. O sırada dışarı çıkarken, kapı aralığından hafifçe çocuğu süzerek, kapıyı kapatmıştım. Herşeyin sadece güzelliğe bağlanmasını istiyordum. Dan'in iyileşmesi, normal bir çocuk gibi davranması ve boya yapmak için kollarımdan çekiştirmesini...- Hoşgeldin ufaklık! Evet bana kendinden bahset , adın nedir? Nerelisin? ve, annen baban ne iş yaparlar?
-Sakın birdaha anne babadan bahsetme.
-Ah, p-pekala, adın nedir ?
-Bunu bilmek zorunda olduğunu zannetmiyorum.
-Bak ufaklık, adını öğrenmek zorundayım tamam mı ?
-Ufaklık kelimesi yanlış.
-Ahh, pekala , özür dilerim. Ama tek istediğim adını öğrenmek...
-Dan.
-Hah, evet işte böyle Dan! Peki, bana kendinden bahseder misin? Neler yapmaktan hoşlanırsın? Hayat nasıl gidiy...
-Hayat sadece bilinç altının bir çöplüğü! Ve siz aptal insanlar , o çöplükte yaşayan kokuşmuş çöplersiniz. Haha, kendini akıllı mı zannediyorum doktor ? Bu aptalca soruların hiçbir değeri yok ! Yakında hepiniz ölümün boşluğunu boylayacaksınız! Hazırlan Doktor, hissediyor musun! Onlar hep seni izliyorlar , onlar her zaman seni takip ediyor... ve sen sadece bir hiç olacaksın !Bay Humbry'nin hışımla kapıyı açış sesleri, beni dahada ürkütmüştü. Suratının kıpkırmızı olduğunu gördüğüm doktor, kolumdan tutarak, kapıyı kapatıp, koltuklara oturtmuştu. Neler olduğunu anlamıyordum. Fakat Doktorun yüzü herşeyi açıklıyordu.
-S-Sidney, sana söylemem gereken tek bir şey var...
-B-Bay Humbry , bir şey mi oldu !?
-Miss Sidney, Dan'in zaman kaybedilmeden bir akıl hastanesine kapatılması kararı kesin kabul edilmiştir!...~ Scary Set ~
