Bir adım attım ona doğru.
Ve bir adım daha.
Fakat sonra durdum.
"Saat dört," diye fısıldadım kendi kendime. "Ve sen hâlâ ağlıyorsun yalnız kuş."
ancillulaa [2018] ✓
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
∞
Kıyafetlerimi giyip yarım olan duvarın üzerinde oturarak Taehyung'un kabinden çıkmasını bekliyordum. Mübarek bir gitti bir daha ses sedası gelmedi. Birazdan kayıp ihbarı bile verebilirdim. Hava kararmıştı ve kumsalda artık birkaç romantik çiftten başka hiç kimse kalmamıştı. Buraya Chanyeol'ün arabasıyla gelmiştim. Nasıl gideceğimi merak ediyordum.
Sanarım Taehyung'un eteğine yapışıp benide arabasıyla bırakması için kendimi acındırmalıydım.
Duvardan sarkıttığım ayaklarımı bir ileri bir geri sallayarak kısık bir şekilde şarkı mırıldanmaya başlamıştım. " Bu üzücü melodi bana seni hatırlatıyor. Ağlamama neden oluyor. Senin kokun tatlı bir cinayet gibi. Senden çok fazla nefret ediyorum, ama seviyorum."
Taehyung'un yarım asır sonra kabinden çıktığını fark ettiğimde mırıldandığım şarkını kestim. Beni görür görmez kaşlarını çatmış, sorgulayıcı bakışları eşliğinde yanıma gelmişti. "Sen neden hâlâ buradasın?"
"Sana dünyanın el büyük iyiliğini tattıracağım." diyerek oturduğum duvardan indim ve ona kocaman gülümsedim.
"Neymiş dünyanın en büyük iyiliği." diye alayla sordu. Kaşları çatıktı. Bakışlarımı bir süre Taehyung'un yüzüne bakmamak için yere dikmiş kumları incelemeye başlamıştım.
"Beni eve bırakma şerefini altın tepside sana sunuyorum." diyerek saçlarımı arkaya savurdum. "Evet, evet teşekkür etmene gerek yok. Benim inceliğim."
Kafamı kaldırıp ona baktığımda bana çoktan arkasını dönüp yürüdüğünü görmüştüm. Beni kesinlikle umursamıyordu. Burada geceleyeceğim düşüncesi aklımda geçtiğinde hızlı adımlarla onun yanına gittim. Urada sabahlarsam belki cesedimi denizin derinliklerinden bulacaklardı.