Bir adım attım ona doğru.
Ve bir adım daha.
Fakat sonra durdum.
"Saat dört," diye fısıldadım kendi kendime. "Ve sen hâlâ ağlıyorsun yalnız kuş."
ancillulaa [2018] ✓
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
∞
Araba yolculuğu cidden en nefret ettiğim aktivitelerdendi. Hatta ilk üçlüğe bile girmeyi başarmıştı. Ama tuhaf bir şekilde ilk kez bundan rahatsızlık duymamıştım.
Ama arabaya ölü bir sessizlik hakimdi. Nereye gidiyorduk bilmiyorum ama adam kaçırmaya gittiğimiz gerçeği kesinlikle beni geriyordu.
"Kimi kaçıracağım?" diyerek yarım saatlik sessizliği sonunda bozdum.
Taehyung bakışlarını yoldan çekmeden ifadesizce mırıldanmıştı. "Sen kaçırmayacaksın. Adamları oyalamak için daha kullanışlısın. Sen adamları oyaladığında bizde onu kaçıracağız."
"Kimi?" diyerek merakımı bastırmadan sordum. Onu dediği kimdi? Niye bu kadar gizemli takılıyordu ki hem? Bu işe birlikte girmemiş miydik? Bilmek benimde hakkımdı.
"Birisini işte,"
Beni kestirip attığında daha fazla konuşmamak kararı alıp bakışlarımı onun üzerinden çektim ve camdan dışarısını izlemeye koyuldum. Fakat camın üzerinde bile onun yansıması vardı ve ben kendimi onu izlemekten alamıyordum.
İleride onu nasıl unutacaktım hem? Çok acı çekeceğime benziyordu. Çünkü arabanın içi onun gibi kokuyordu ve aldığım her nefeste usulca ölüyordum.
Bu kokuyu bir daha ciğerlerime çekemeyebilirdim. Bir daha kahverengi saçlarına dokunamayabilir, hüzünle bakan gözlerini göremeyebilirdim. İşte bütün bunlar gerçek bir acıydı. Köklü bir acı hem de. Unutulması en zor olanından.
Daha kazanmadan kaybetmek denirdi buna. Ben gerçek bir kaybedendim.
Araba ormanlık arazide durduğunda ileride iki üç araba daha olduğunu görmüştüm. Karanlığın içine sızan araba farlarından anladığım kadarıyla Jungkook ve Jimin büyük bir ciddiyetle birşeyler tartışıyordu. Arabaya yaslanan Namjoon elindeki telefondan Jin'e birşeyler gösteriyor. J-hope ise ilerideki çiçekleri kokluyordu. O gerçekten doğaya aşık birisiydi. Onun kadar ince bir ruha sahip olmadığım için kendimi biraz şanssız hissediyordum.