Kapının ara vermeden çalınmasıyla kaşlarım çatık bir şekilde uyandım. Normalde önemli birşey olduğunda bilinçaltım uyarı verir ve uykumdan alıkoyuyordu. Bu yüzden okula tam zamanında yetişirdim. Tabii uykusuzluk olmazsa...
Odamın penceresinden sokak lambaları vuruyordu yatağımın uç tarafına doğru. Akşam olduğunu anlamıştım. Üstelik başımın ağrısı da yok olmuştu. Daha fazla uykunun sersemliğiyle etrafa bakmayı kesip kapıya doğru sarsak adımlarla ilerledim.
Üstüme giydiğim ince tişört beni üşütmüştü. Koltuğun üstünde duran hırkamı üstüme geçirdim. Nalan teyze gelmişti sanırım. Yaşadıklarımı öğrenmiş her akşam bana yemek veriyordu. Ona minnettardım. Anneminki kadar nefis yemekleri vardı.
Kapının kilidini açarak karşımdakine baktım. Kumrala çalan saçları vardı. Ilk defa görüyordum. Üstünde bol siyah kazak altında ise kaslı bacaklarına yapışmış koyu gri eşofman vardı. Orta kalınlıkta olan kavisli kaşları çatılmıştı. Bıkmış bir üslupla. Elinde bir tabak vardı. Büyük olasılıkla Nalan teyzenin oğluydu. Daha fazla süzmeyi bırakıp ağzımdan sonunda birşeyler çıkmıştı.
"Buyrun?" dedim ince parmakları ile doladığı tabağa bakarak.
"Annem gönderdi. Temizlik yaptığı için benim getirmemi istedi."
Uzattığı tabağı vücuduma göre ters oranla tombik ve kısa parmaklarımla kavradım. "Teşekkür ederim, iyi akşamlar." Bunları sert bakışları altında ezilirken zorlukla söylemiştim. O ise hiçbirşey demeden bakışlarını yüzümden çekip arkasına dönerek alt kata indi. Tam bir ukalaydı! Insan nezaketen de olsa karşılık verebilirdi. Kapıyı sertçe kapattığımda tok bir ses kulaklarımı doldurdu.
Tabağın üstündeki alüminyum folyoyu üzerinden çıkartırken bir taraftan mutfağa doğru yürüyordum. Bağlanamayan saçlarımı kulağımın arkasına itekledim. Nalan teyzeciğim karnıyarık yapmıştı! Çokça acıktığım için hemen çekmeceden bir çatal alıp buzdolabından meyvesuyunu çıkardım. Bardağa doldurduktan sonra salonun ortasındaki cam sehpaya bıraktım.
Dizlerimi kırarak yumuşak halının üstünde bağdaş kurarak oturdum. Telefona bakmadığım aklıma gelince daha doğrusu anonimden mesaj geldimi diye merak edince ayağa kalkıp odamdaki telefonu aldım. Tekrar aynı hızla oturacaktımki zilin çalmasıyla yönümü kapıya doğru çevirdim. Kapıyı açtığımda yine o çocukla karşılaştım.
Baygınca ve bir türlü yiyemediğim yemeğin hüznüyle ona baktım. Ademelması yavaşça yutkunduğundan dolayı hareket ederken gözlerim bir saniyeliğine oraya takılsada hemen toparladım. Kafamı 'ne oldu' dercesine salladığımda kafasıyla tabağı göstererek bana uzattı. Elime aldığım gibi hızlıca kafamı yukarı aşağı doğru salladıktan sonra kapıyı yüzüne kapatırken yüzünde şaşkın bir hal vardı. Bu haline gülmüştüm. Kafamı sağa sola doğru sallayarak yüzümdeki gülüşümü sildim.
Kafamı bugün çok sallamıştım biraz dinlenmeliydim. Tabağı açtığımda şaşkınlığımı gizleyememiştim. Tabakta pilav vardı. Hayır, hayır. Buna şaşırmamıştım. Pilavın sıcaklığı yüzünden nemlenmiş bir kağıt vardı! Üstünde birşeyler yazıyordu. Okuduktan sonra 'o'şeklinde olan ağzım daha çok büyüyerek '○' şeklini aldı. Bir daha baktım inanamayarak. Yok, yok gerçekti!
'Aptal birisi olduğum için bunu unutmuşum. Afiyet olsun. Bu arada gözler harika.
iyi akşamlar ;)
Sizceee texting mi ?
Yoksaaa düz yazı mı?
Oy vermeyi ve yorum atmayı bu ponçik kalpliniz için ihmal etmeyin lütfen. Yoksa ağlarım :•(
♡♡♡♡♡♡♡

ŞİMDİ OKUDUĞUN
PAPATYA'M
Teen FictionAma, çok yorgunum. Ama, yanımda başka biri yok. Bu yüzden beklemeliyim. Gelmesini beklemeliyim. Ama, artık umut yapraklarım solmaya başladı.