Gözlerimi aralıyorum. Bir hastane odasındayım. Koluma bağlanmış serumdan yeşil bir sıvı tüm bedenime yayılıyor. O kadar sıcak ki damarlarımın erdiğini düşünüyorum. Aynı zamanda tuhaf bir şekilde canımda yanmıyor. Bir farklılık hissediyorum. Tarif edemiyorum. Şaşkınım ve gülüyorum. Sebepsiz yere hemde. O zaman emin oluyorum. Yeşil sıvı beni uyuşturuyorda. Gülerken birden başım dönmeye başlıyor. Ne olduğunu kestiremeden kendimden geçiyorum.
Üzerimdeki tişört terden üzerime yapışmış halde uyanıyorum. Ne zamandır baygınım bilmiyorum. Oda da göz gezdiriyorum. Kimse yok. Başımı çevirip gün batımını izliyorum. Turuncunun bu tonu içime huzur veriyor. Önceden rahatlatıcı bir etkisi olduğunu hiç fark etmemiştim. Belkide beni rahatlatan şu serumdur. Kesinlikle olmam gerekenden rahat hissettiğimin farkındayım. Omzuma bakıyorum. Yara sarılmış. Acı ya da yanma yok. Sadece biraz sızlıyor. Bu serumdan kendime bir koli almam gerektiğine karar veriyorum. Salak bir ifadeyle gülüyorum ve en son ne zaman böyle içten güldüğümü hatırlamaya çalışıyorum. Kendimi tutmaya çalışıyorum ama işe yaramıyor. Gülmeme engel olamıyorum.
Sonsuza kadar bu odada, bu seruma bağlı yaşayabilirmişim gibi geliyor. Mutlu olmayı özlediğimi anlıyorum ama aklımı kurcalayan birşey de var. Neden bir hastanedeyim ve neden tek başımayım ? Suzan'la Selim nerede ? Doktor nerede ? Gülüyorum. Bu ne biçim bir serum böyle ! Sarhoş gibiyim. Aklımı toparlayıp tam olarak hiçbir şeye odaklanamıyorum. Sürekli gülesim var. İçimde bir ses, hala vaktim varken gülmemi söylüyor. Sesin nedeni hakkında bir fikrim yok ve üzerinde düşünemeyecek kadar da sersem bir haldeyim. Yatağın yanında ki komodinden karşımdaki televizyonun kumandasını alıyorum. Bütün kanallarda başkanın ve hükümetten birkaç kişinin halka sesleniş konuşması dönüyor. Bu konuşmayı defalarca izledim. Haftanın belli günleri verilir ama bu zamana kadar izlerken hiç kıkırdamamıştım. Şimdiyse dinlemiyorum bile. Sadece gülüyorum.
İzlerken o kadar çok gülüyorum ki konuşma bittiğinde mideme ağrılar giriyor. İçimden normale döndüğümde doktorun suratını dağıtacağıma yemin ediyorum. Bir süre boş gözlerle odanın boydan boya cam olan duvarından dışarıya bakıyorum. Yaprakları dökülmüş ağaçlar ve tarlalar. Çevre tanıdık gelmiyor. Şehrin neresinde bu hastane merak ediyorum.
Aptal aptal dışarıyı izlemeye devam ediyorum. Şiddetle esen rüzgarın uğultusunu duyuyorum. Hava çoktan karardı. Gökyüzünde küçük noktalar rengarenk parlıyor. Bilim adamları çoğu yıldızın yok olmaya başladığını, bu sebeple rengarenk olduklarını söylüyor. Astronomi dersinde profesör de bu konudan bahsetmişti. Sarı renkte olan yıldızların yok olmaya en yakın yıldızlar olduklarını söylüyor. Yoksa kırmızı mı diyordu ? Ne önemi var ki. Yok oluyorlar. Bu kadar. Bunu duyduğumda, ilk düşündüğüm insanoğlunun eli değmeden de birşeylerin yok olabilmesinin mümkün olduğuydu. Belkide Suzan'ın bahsettiği mutlak sona yaklaşmışızdır. Dünya'nın sonuna. Olabilir. Umurumda mı ? Hayır. Sadece uyumak istiyorum. Ben uyurken dünya yok olursa daha güzel olur.
Serumun sersemletici etkisi sanki biraz azalıyor. Artık sorunlu gibi sürekli gülme ihtiyacı duymuyorum. Ya da içindeki yeşil sıvı bitti. Başımı kaldırıp bakıyorum. Yanılmıyorum. Boş serum askısında sallanıyor. Ben uyurken yenilerler herhalde. Üstüme bir ağırlık çöküyor. Başımı yastığa gömüyorum. Anında uykuya dalıyorum.
Dehşet bir baş ağrısıyla uyanıyorum. Enkaz gibi hissediyorum. Her yerim ağrıyor. Omzum sızlıyor. Biten serumu hala yenilemediklerini görüyorum. Etkilerini göz önüne alınca kesinlikle yüksek dozu bağımlılık yapıyor olmalı. Bu yüzden yenilememişlerdir. Ağrılarım geri gelsede yeni dozu vermemelerinin doğruluğundan şüphem yok. Dün akşamki halime geri dönmek istemem. Hatırlayınca bile sinirleniyorum. O haldeyken yalnız olduğuma şükrediyorum. Pek bilinmesini istediğim bir durum değildi. Ciddi bir şekilde düşünemiyordum. Tek yaptığım sarhoş gibi kıkırdamaktı. Şimdi ise sorular aklıma bir bir sıralanıyor Neden buradayım ? Olanları hatırlamaya çalışıyorum. Omzumda ki yara, odam da ki çocuğu bıçakla yaralayışım, çocuğun bana anlattıkları, evin önünde bayılışım, bir arabanın başımın birkaç metre önünde duran tekerlekleri ve karanlık. Hepsi gözümde canlanıyor. Yavaşça doğruluyorum. Odadanın kapısı açılıyor. Suzan içeri giriyor. Beni görünce hızla yanıma geliyor. Onu görmek beni rahatlatıyor. Derin bir nefes alıp gülümsüyorum. Yanıma çömeliyor. Yüzünde mutluluk ve endişe karışımı bir ifadeyle bana bakıyor.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
SUİKASTÇI
AdventureDeniz'in dünyasında, Yaşamaya değecek bir şey kalmadı. Uğruna can vereceği kimsede. Kendini tanımlayan tek bir cümle uğruna öleceğin birini getirir. O kişi gerçeklere ışık tutar, hayat verir. Gerçekler ölüm riskidir. Ölüm yaşama arzusunu harekete g...