sweater weather.

712 53 16
                                    

Yağmur damlaları ağır ağır düşerken ayağına yapışan kumları umursamadan adımlarına devam etti Jaehyun. Orada, karaya çarpan dalgaların önünde; yağmurdan dolayı üzerine yapışmış eski tshirtü, fazlası ile kısa olan ev şortu ve terlikleri ile duran birini zar zor seçebiliyordu. Yağmurun sahilden kaldırdığı kumlar bir sis gibi etrafı sarmıştı. Ama Jaehyun bu geniş omuzların, ince belin ve ağlamanın etkisi ile sarsılan vücudun -eski- sevgilisine ait olduğunu anlayabiliyordu.

Elindeki şemsiyeyi düzeltip, az önce dairesinden koşa koşa çıkan adamın yanına yaklaştı. Onu korkutmamak ve ağladığı için utandırmamak adına özenli davranıyordu. Şeffaf şemsiyesi önden giderek zaten yeterince ıslanmış olan bedenin üzerine düşen damlaları durdurdu. İkisini birden içeri almaya yetecek kadar büyük olmayan şemsiyeden kayan yağmur damlaları giydiği süveterinin üzerinde ıslaklıklar bırakıyor, tenini kaşındırıyordu. Bunu da umursamadı. Başını hafifçe kaldıran, yine de hala kendisine bakmaya cesaret edemeyen Doyoung'a verdi dikkatini. Vücudunun titremesi durduysa da, hala ağlıyor olduğunu çıkardığı ağır nefeslerden anlayabiliyordu. 

"Yağmuru seviyorum çünkü damlaları düşerken göz yaşlarımı gizliyor klişesi yapmak için biraz fazla olgun değil misin?"

Ufak bir gülücük, bir kıkırtıydı beklediği. Aldığı şey ise bir omuz silkmesi ve görmezden gelinmekti. Derince bir iç çekti öne doğru birkaç adım daha atarken. Çoktan sırılsıklam olmuş adamın önüne geçtiğinde denizin dalgaları ayaklarına kadar ulaşıyordu. Sahilden bu yüzden nefret ediyordu işte. Her yer ıslak, her yer kumluydu. 

Bakışları Doyoung'u bulduğunda, Doyoung gözlerini kaçırdı. Normalde istifini hiç bozmayan, dünyaya dik duruşu ile meydan okuyan ve hatta ayrıldıklarında ona ''Yeni sevgilinle çifte randevuya çıkalım.'' diyen adamı karşısında ağlıyor olarak bulmak boğazına bir yumru oturtmuştu. Birlikte geçirdikleri dört ay içinde hiçbir zayıf yanını Jaehyun'a göstermemişti. Doyoung özür dilemezdi, haksız duruma düşeceği bir şey yapmazdı çünkü. Doyoung planlıydı, aptalca şeyler yapmazdı. Gururluydu, sözünden dönmezdi. Ve en önemlisi, Doyoung ağlamazdı.

Yüzünü çevirse de yanağında parlayan göz yaşlarını gördü Jaehyun. Elleriyle yaşları silmek, ona her şeyin iyi olacağını söyleyip sarılmak istiyordu. Bunu yapamazdı ama. Onlar görüşmeyeli neredeyse bir yıl olmuştu. Bir koca yıl Doyoung'u ona unutturmaya yetmese de, varlığını unutturmaya yetmişti. Sıcaklığını, kokusunu, tepkilerini... Bunun için sadece şemsiyesini yere bırakıp, önünde duran elleri tutmakla yetindi. Soğuktan buz gibi olmuş ince parmakları süveterinin kollarından içeri aldı ısınmaları için.

''Burası soğuk.'' dedi ölçülü bir tonla. ''Hasta olacaksın. Dairene dönelim, tamam mı?''

Başını iki yana salladı Doyoung. Yağmurun ıslaklığında tek kuru kalan yerler dudaklarıydı. Sanki bunu düzeltmek istermiş gibi dudaklarını yaladı. Konuştuğunda sesi cılızdı, neredeyse kırgın gibi. 

''Sana telefonda seni hala sevdiğimi söylüyorum, sen de dört bin sekiz yüz on üç kilometrelik yolu benimle alay etmeye mi geliyorsun?''

''Ne? Alay falan etme-''

Ellerini sertçe Jaehyun'unkilerden çekti. Kollarını göğsünde birleştirip, Jaehyun'un önceki duruşunu taklit ederek yüzünü buruşturdu. Sesini kalınlaştırdı ve konuştu.

''Çifte randevu için sözleşmiştik ama duydum ki sevgilin eksikmiş.''

Kendi sözlerini Doyoung'un ağzından duymak, aslında ne kadar yanlış anlaşılmaya açık olduklarını yüzüne bir tokat gibi çarptı. Sadece yapmacık olmayan, ortamı germeyecek bir şekilde konuya girmek istemişti. Onunla alay etmek değil. 

nonsense bungaku • dojae one-shotsHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin