''İyi hissediyor musun?''
Başımı salladım. Jongin'i hissettiğimin aksine ikna etmek için gülümsemeyi de düşünüyordum ama bu, o an için yapabileceğim şey değildi. Başımı yeniden yana çevirirken esmerin iç çektiğini duydum. Anlamış olmalıydı.
O küçük otel odasında bir süre benim kendime gelmemi beklemiş, sonrasında eve gelebilmek için arabasına binmiştik. Ormana varmak üzereydik ama benim kendimi tam anlamıyla toparlayabildiğim söylenemezdi.
''Anlamıyorum.'' diye mırıldandım.
Sesim, fazlasıyla kısık olmasına rağmen arabada çalan şarkıyı zar zor bastırdı.
''Biliyorum. Ben de artık neler olup bittiğinden emin değilim ama onu hissedebiliyorum Sehun.''
Ellerim karnıma ulaşabilmek adına oldukları yerde küçük küçük kıpırdadılar. Onlara izin vermedim. İkisini de birer yumruk haline getirirken gözlerimi sıkıca kapadım.
''Ne yapacağımı bilmiyorum Jongin. Her şey çok fazla.''
Gerçekten öyleydi. Nasıl hissettiğimden bile emin değildim. Düşünemiyordum. Beynim uyuşmuş gibiydi.
Jongin sonunda yeniden yanımdaydı. Bu iki günlük süre içerisinde onsuzluğu tatmış ve tam anlamıyla cehennemi yaşamış gibi hissetmiştim. Jongin'i kaybetmek istemiyordum. Onsuzluk dayanma sınırlarımı fazlasıyla aşan bir durumu. Kaldıramazdım.
Ama Jongin'in varlığı konusunda ısrar ettiği hatta bunun için fazlasıyla heyecanlı olduğu bebek konusunda ne yapacağımdan emin değildim. Sonunda kurdumdan kurtulup bir insan olacağıma ve normal bir hayat yaşayacağıma dair bir hayalim vardı. Jongin henüz hayatımda yer almamışken sıkça kurardım bu hayali. Ama şimdi Jongin vardı. Aramızda nasıl kırılmadığını anlamadığım bir bağ vardı. Buna alışabilirdim ama bir bebeğe sahip olma fikri bana nasıl hissettiriyordu emin değildim. Bunun için biraz kendime gelmeye ihtiyacım vardı sanırım.
''Yanında olacağım.''
Ormanın toprak yoluna girer girmez arabayı durdurdu. Bedeninin bana döndüğünü hissettiğim an ben de ona baktım. Yumruk haline getirdiğim iki elimi de nazikçe tuttu.
''Sorun olmayacak. Yanında olacağım ve her şeyi birlikte üstleneceğiz.''
''Ben bir insanım. Hamile kalamam.''
Başını salladı. Yüzündeki sakin ifade biraz bile kırılmamıştı.
''Biliyorum. Sanırım bunu yapan kurdundu. Mühürlenmemizi bu kadar istemesinin nedeni bu olmalı.''
''Anlamıyorum.''
''Bilemiyorum bebeğim. Mührü onunla kurdum. Birleşmeyi onunla yaşadım. Bu yüzden olmalı. İçinde benden bir parça olduğu için de bağ kırılmadı. Tabii bunların hepsi benim tahminlerim.''
Kaşlarımı çattım.
''Senin ve kurdumun çocuğunu mu taşıdığımı söylüyorsun?''
Kahkaha attı. Başı geriye savrulurken sonunda onu gülerken görmenin beni de iyi hissettirdiğini düşündüm. Hatta yüzüme küçük bir gülücük yerleşti.
''Bu ikimizin bebeği.'' Ellerinden biri benimkini terk edip karnıma kayarken nefesimi tuttum. ''İkimizin. Benim ve eşimin.''
Yutkundum. Jongin sonunda kendisi gibi davranmaya başlamışken daha iyi hissedemezdim. Sonunda eşine ulaşabilmek onu sakinleştirmiş olmalıydı. Eşi ölmemişti. En azından bir bakıma böyle düşünebilirdik.
Telefonum çalmadan önce bu küçük huzurumun tadını çıkarıyordum. Sonunda ekrana bile bakmadan gözlerimi devirdim.
''Baekhyun başımın etini yiyecek sanırım. Gitsek iyi olur.''
Gülümseyip başını salladı. O yeniden arabayı çalıştırırken ben arkama yaslandım.
''Gitmemeliydin.''
Yarım dakika kadar süren sessizliğimizi bozarken gözlerimi ön camda tutmaya devam ettim. Esmerin bana küçük bir bakış atıp yeniden yola dönmesini izledim.
''Kurdumu sakinleştirmek kolay olmadı.''
''Çok kötü müydü?''
Saçmalıktı. Bu hayatım boyunca sorduğum en saçma soruydu hatta. Eşinin ölümünü hissetmişti. Ölüyor gibi hissetmiş ve ölmemişti. Üstelik eşini de kaybetmişti. Bundan daha berbat bir şey olamazdı büyük ihtimalle.
''Artık sorun değil.''
Jongin sorumdan kaçınırken ona döndüm.
''Bana neden yanına gelmemi istemediğini söylemedin?''
Derin bir nefes aldı. Bakışları yoldan bir an bile uzaklaşmazken kaşlarımı çattım. Araba sarsılarak ilerlediği yolda biraz daha hızlandı.
''Jongin?'' diye ısrar ettim.
İç çekti. Dudaklarını yaladığını görünce konuşmaya hazırlandığını fark edip sessiz kaldım.
''Eşini öldürenin sen olduğunu düşünüyordu.''
Sustu. Konuşması için ısrar etmedim. Devamı için zorlamadım çünkü fazlasıyla ortadaydı. Alfası bana zarar vermek istemişti. Eşinin öldüğünü, onu benim öldürdüğümü düşünüp bana zarar vermek istemişti. Jongin onu sakinleştirmeyi başaramamış olmalıydı ki sonunda benden uzaklaşmaya karar vermişti. Bu odamdaki karmaşayı açıklıyordu.
''Beni hissedemedi mi?''
Sonuçta eşi bensem bunu hissediyor olması gerekmez miydi?
''Sen bir insansın Sehun. Aramızda bir bağ olsa da bu böyle. Seni hissedemeden eşi olduğunu anlaması imkansızdı.''
Başımı salladım. Yeniden sessiz kaldık. Açıkçası kafam karışmıştı. Hala bazı sorularım vardı ama bugün için yeteri kadarıyla uğraştığımı düşünüyordum. Bu yüzden daha fazla soru sormadım. Jongin de yorgun olmalıydı ki konuşmadı. Yanımızdan hızlıca geçen ağaçları tüm o karanlığa rağmen izlerken bu sessizliğimizi garip bulmaktan fazlasıyla uzaktım.
Beş dakika daha süren sessiz yolculuğumuz ardından eve varırken istediğim tek şey biraz uyumaktı. Hava çoktan kararmıştı. Kahvaltı dışında hiçbir şey yemiş olmasam da aç da hissetmiyordum. Aklım fazlasıyla doluyken bir şeyler yemek düşündüğüm son şey bile olmazdı sanırım.
Ama elbette beklediğim gibi huzurlu bir şekilde odama girmedim. Salonda kollarını göğsünde bağlamış çatık kaşlarıyla beni bekleyen Baekhyun akşamımın huzurlu geçmesine engel olabilecek tek insandı. Aramalarına cevap vermediğim, ona nereye gittiğimi söylemediğim ve geç kaldığım için söylenip durdu. Öyle ki ancak bana söyleyecek tek bir cümlesi bile kalmadığı zaman yanımdaki Jongin'i fark edebildi.
''İyi görünüyorsun.''
Jongin kesinlikle iyi görünmüyordu. O otel odasına kıyasla kendini biraz olsun toparlamış olsa da kurduyla olan savaşının izlerini hala üzerinde taşıyordu.
''Sorun yok. İyiyim ben.''
''Hyung biraz yorgunuz. Sabah konuşsak olur mu?''
Duraksadı. Üzerindeki sinirinde tamamen arınmış bir halde ikimize de kısaca baktı.
''Sorun olmadığına eminsiniz değil mi?''
Başımı iki yana salladım.
''Önemli bir şey yok Hyung. Her şeyi anlatırım. Şimdi biraz uyusak iyi olur.''
Baekhyun iç çekti. Ama başka bir şey söylemedi. Jongin'in elini sıkıca kavrayıp onu odama yönlendirdim. O akşam için biraz uyumak ikimizin de ihtiyacı olan tek şey gibiydi. Öyle yaptık. Her şeyi boş verip esmere sıkıca sarıldım. Çünkü her şeyden öte o kaybetmek istemeyeceğim ve bundan bu denli korktuğum tek insandı. O akşam için yanımda olması ve bunu bana hissettirebilmesi de olabilecek en güzel şeydi.
