8; we cried a lot and laughed a lot but it was so beautiful

610 58 18
                                    



nicebeatzprod, капкан



Kim Namjoon.

bu isim birçok şeyi ifade ediyordu. bir insanı, bir ruhu ve sonsuz duyguları. benim için her zaman böyleydi. bir keresinde bana, "bir insanın yaşamış ve ölmüş olması bile saygıyı hak ettiğini gösterir," demişti.

yaşamış ve ölmüş olması.

ölen sevgilisine çok bağlıydı, yine de, her zaman bana iyi davranmıştı. sürekli sohbet etmiştik, konuşulabilecek her şeyden konuşmuştuk.

üniversite boyunca yakın arkadaş olmuştuk; beni öpmesi için sürekli onun yanındayken koşar ve krize girerdim. bir süre sonra ne yapmaya çalıştığımı anlamış ve bana sadece gülümsemişti. daha sonra beni öpmesi için krize girmeme ihtiyaç kalmamıştı. çünkü sürekli beni öpüyordu. bazen dudaklarım uyuşuyordu ve buna son veren ben oluyordum. yine de şu kadarını söylememe izin verin ki, kim namjoon'un dudakları baha biçilmezdi.

üniversiteyi bitirdiğimizde aynı eve çıkmıştık ve böylelikle birkaç yıl geçmişti. tamam, kafanızı karıştıracak bir şey söyleyeceğim; sürekli öpüşmemize rağmen sevgili değildik. ama birbirimizden ayrı kalmazdık. kitaplar okur, kelimelerin anlamını inceler, yeni kelimeler üretmeye çalışırdık. birlikte hikayeler yazar, şiirler okur, eski kraliyet ailesindeymişiz gibi giyerek dışarıda saatlerce gezerdik. gece eve gelir, bazı günler harika yemekler yapar, şarkı dinlerdik. antikacılara birer servet yatırır, evimizi bir sürü 18. yüzyıl evine dönüştürmeye çalışırdık.

bütün bunları yapardık.

eskiden yani.

namjoon ilk başlarda çok bağımsızdı; kitapları, filmleri, antik eşyaları, kelimeleri ve bir sürü şeyi çok severdi. fakat sonra her şey onun için anlamını yitirmeye başlamıştı. geceleri çoğu zaman sessizce ağlar, severek okuduğu kitapları yakardı.

yakardı.

kitapları, dvdleri, antik eşyaları yakıyordu.

çok daha sonra kelimeleri yakmaya başlamıştı. pek konuşmuyorduk. eskisi gibi benimle konuşmuyordu. kitap okumazdı, film izlemezdi, bazen şarkı dinlerdi ve sabah uyandığımızda, yemek yediğimizde, gece uyuduğumuzda bile dudaklarını açıp bir şeyler söylemezdi. giderek sessizleşiyordu.

en sonunda yakabileceği en tehlikeli şeyi; kalbimi yakmıştı.

ona gidip kendisini yakmasını söylemiştim.

ve o gitmişti.

şu kadarını söyleyebilirim ki, onunla hep konuşurduk ve aslını isterseniz ne konuştuğumuzu pek hatırlamazdım. ama güzeldi.

bana acılarını pek anlatmazdı, her zaman ben anlatırdım. ona sorduğumdaysa üzülecek bir olay yaşamadığını her zaman normal hissettiğini söylerdi.

onu son kez Kim Seok Jin'in mezarının başında görmüştüm. ağlamıyordu, konuşmuyordu. öylece mezar taşının üzerine oturmuş, şarkı dinliyordu.

biz artık pek konuşmuyorduk ve sen kim namjoon bunu umursuyor gibi görünmüyordun. benimle konuşmadığın için seninle hiç konuşmaya çalışmayan ve acını görmezden gelen benim için ne kadar trajikti bu.

gözlerini bana çevirdiğinde birkaç metre ötesinde durup onu izlediğimi görmüştü. yanıma gelmemişti, onun yanına gitmediğim gibi.

son yaptığı şey, bana gülümsemekti.

özür diliyordu.

ve ben özürünü kabul etmekten başka bir seçenek görmediğim için kafamı sallamıştım, daha sonra arkamı dönüp oradan gitmiştim.

bazı insanlar bazı şeyleri geride bırakamıyordu. ve onu geride bırakamadığı için benim geride bırakamadığım bir insana dönüşmüştü.

eve geri döndüğümdeyse, birlikte kaldığımız evi yakmıştım. emin olun, evin yanışını izlediğim için söylüyorum ki, kalbimin yakılışının yanında hiçbir şeydi.

onunla ilk karşılaşmamız kampüsün konferans salonunda olmuştu; duvar boyası dökülmüş, başka bir tabirle dip boyası gelmiş duvarların sardığı eski kırmızı koltuklarda otururken ve ileride elini çenesinin altında koyup emekliliğini bakışları uzaklara dalarken bekleyen göbekli nöbetçinin varlığı hiç kimse umursamazken, görmüştüm onu. kürsüye çıkan ve bugünkü konuşmanı yapacak olan kişi ondan başkası değildi.

koyu kahverengi saçları dalgalı ve dağınıktı. sabah yataktan kalkmış gibi kürsüye çıkan bu kişinin ne anlatacağını merak ediyordum doğrusu. solgun dudaklı, esmer tenli ve dudağında piercing'i olan bu adam edebiyat konferansına nasıl katılmıştı bilmiyorum ama ismi lazım olmayan sokaklarda kafayı bulmak ve kafayı çekmek için yaratılmış mükemmel bir örnekti.

ve daha sonra, birbirimizi tesadüfen gördüğümüzde, birbirimizi hiç kırmamış gibi davrandık.

oysa her şeyi kırmıştı.

her şeyi elinden düşürmüştü.

her şeyi yanlışlıkla parçalamıştı.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Jan 23, 2021 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

goodbye without bye, namjoonHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin