2. Bölüm: Sen.

328 23 17
                                    

Okuyan herkes votelerse sevinirim:))

Amaçsız adımlarımız evin önünde son bulmuştu. Bu kadar güzel bir gecede Rüzgâr gibi biriyle dışarda yürüyebildiğim için çok şanslı olmalıydım. Evet, hava şuan cidden çok güzeldi. Sonbaharın geldiğini bağırarak anlatan esinti kendini biraz daha belli etmeye başlamıştı. Gökyüzü annemin örttüğü çarşaflar kadar düzgün, demlediği çay kadar berraktı. Yıldızların konumunu ben belirlemiştim sanki. Tamda penceremden görünüyordu hepsi. Hayallere, belki de eskilere dalmak için en büyük araçtı benim için yıldızlar.

Kapımın çalmasıyla gözlerimi hiç istemesem de yıldızlardan aldım. Rüzgâr' dı kapıyı çalan. O da benim gibi bir ayağını altına alarak oturdu. Yüzlerimiz pencereye dönüktü. Yine konuşmadan bakışmadan iletişim kuruyorduk; yıldızlarla.

"Yarın dersim yok benim okula ben bırakabilirim seni." dedi aşırı masum bir şekilde. "Olabilir yani hep seninleyim zaten." bunu alayına söylemıştim tabi ki de .

Rüzgâr gittikten sonra geç olduğu için yatmaya karar vermiştim. Ben de çok isterdim Ömür gibi her rüyamda babamı görebilmeyi, ama ben sadece saçmalık görüyordum. Elle tutulamayan bir avuç saçmalık.

Rüzgâr... Ben...

Biz daha aşkı hiç tatmamış iki dosttuk, arkadaştık, kardeştik. Rüzgâr da bende birbirimize yetiyorduk. İkimizin de seveni olmuştu belki, evet. Ama biz sevemiyorduk.

Sabahleyin annem erkenden işe gittiği için telefonun alarmıyla uyanmak zorunda kalmıştım. Kahvaltı hazırlamak benim için günün en zor şeylerinden biriydi. Sadece kendim için olsa kesinlikle hazırlamazdım, ama Ömür vardı. Biz ömür ile sürekli kavga eden abla kardeşlerden kesinlikle değildik. Çünkü ikimiz de değer verdiğimiz insanı kaybetmenin ne demek olduğunu biliyorduk. Yitirmeden anlayamıyor insan...

" Abla ya bu nasıl kahvaltı böyle?" hayatımda ilk defa Ömür' e hak veriyordum.

"Napiyim ablacım ya biliyosun benim yeteneklerimi." diyip şirince gülümsedim.

Berbat bir kahvaltının ardından ilk önce Ömür' ün servisi geldi. Ömür' ü okula yolladıktan sonra evde biraz oyalanıp çantamı sırtıma taktım. Evin zili çaldığında kapıya doğru ilerledim. Gelen tabiki de Rüzgâr' dı.

Yolda beraber yürüyorduk. Hayır, Rüzgâr' ın arabası filan yoktu. Sadece motoru vardı, ama ben motora binmezdim.

Okulun önüne geldiğimizde Cansu koşarak yanımıza geldi. Cansu bu okulda konuştuğum belki de tek insandı.

"Günaydın Alya, günaydın Rüzgâr!" Rüzgâr' a hayran bir şekilde demişti günaydını.

"Sana da günaydın Cansu' cuğum!" demiştim bende Rüzgâr' ı dürterek.

"Günaydın." dedi isteksiz sesiyle. Rüzgâr' da herkesle iletişim kuramıyordu benim gibi.

Rüzgâr gittikten sonra biz de sınıflara geçmiştik. Cansu ile yan yana oturuyordum. Cansu'ya 'üzülme bu da geçer' anlamında bir gülümseme yollayıp elini sıktım çantamın üzerinden. İyi kızdı aslında, masumdu hiç değilse. Kendisini pek tanıyamasam da tek derdi buydu belki de. Rüzgâr' dı.

Okul sıkıcıydı be. Benim o kadar kafam doluyken bir de üstüne fizik kimya eklenmiyordu bir türlü. Ama mümkün olduğunca çalışıyordum. Benim de bir geleceğim vardı sonuçta.

Dönüşte servisle gelmek zorunda kalmıştım. Cidden sınıftaki erkekler ergen olmayı unutmuş çocuklardı. Davranışları tam olarak bunu gösteriyordu. Beni derslerden çok neden böyleler düşüncesi yoruyordu.

Eve geldiğimde hava daha kararmamıştı. Gökyüzünün en sevdiğim tonu sergileniyordu şuan. Üstümü değistirip salona doğru ilerlediğimde kapı çalmıştı. Sanırım Ömür gelmiş olmalıydı.

"Selam güzellik." diyip yanağımdan bir makas almıştı Ömür. Benden beş yaş küçüktü. Ama utanmadan beş cm uzundu benden. Mavi gözleri şimdi daha başka parlıyordu nedense.

"Hayırdır bu mutluluk nerden?" demiştim imali ses tonumla ayakkabısının ipleriyle uğraşırken bana yandan öyle bir bakış atmıştı ki benden küçük olmasaydı kesinlikle korkup kaçardım.

"Tamam, sormadım bil." demiştim korktuğumu belli edercesine ellerimi önde tutarken.

Annem de gelmişti yarım saat sonra. Sofra kurulmuş, herkes masaya oturmuştu. Ömür anneme sabahki kahvaltıdan bahsetmişti. Ne var yani dometesleri bütün bütün koyup, yumurtayı haşladığımı sanıp ocağı yakmayı unutmuşsam??

Akşam olduğunda büyük bir cesaret toplayım matematik çalışmaya karar vermiştim. Tam soruyu çözdüğümü sanıp sevinirken telefonum çalmıştı. Arayan tabiki de Rüzgâr' dı. Ama bu sorunun cevabını öğrenmeden açmamalıydım. Hayır kesinlikle yanlış olamazdı, asıl yanlış olan cevap anahtarıydı. Büyük (!) bir sinirle telefonu açtım ve 'Ne var?' dedim.

Fazla yorma kafanı ya, bence de kesin cevap anahtarı yanlıştır." beni artık işte bu kadar iyi tanıyan bir Rüzgâr vardı karşimda.

"Ya yok öyle bir şey nerden çıkardın şimdi Rüzgâr?" demiştim rezil olmamayı umarak.

"Tanıyorum ben seni canım, neyse onu bırak da. Aşağı gelsene ya sıkıldım ben sensiz."

"Tamam geliyorum, özür dilerim canım matematik testlerim ama sizi bu gecelik satacağım." dedim dalgalı bir ton ile. Arkasından Rüzgâr'ın gülüşü geldi. Sonra telefonu yüzüne kapattım(!).

Anneme haber verdikten sonra bir yün ceket giyip aşağıya indim. Dünki gibi berrak değildi gökyüzü, dünki kadsar yumuşak değildi hava. Rüzgâr'ı evimizin karşısındaki parkta, bit bankta otururken buldum. Yüzünde anlayamadığöm bir duygu vardı. Belki de onu ilk defa böyle görüyorum diyebilirdim.

"İyi misin?" dedim endişemi belli ederek. Yere eğik başı birden kalktı ve gözleri gözlerimi buldu.

"Alya birazdan söyleyeceğim şeyler yüzünden aramız bozulanilir, belki eskisi gibi olamayız bir daha ama..." sesindeki tını hiç hoşuma gitmemişti. Rüzgâr bana karşı bir kötülük yapmış olamazdı ki!

"Alya babanın öldüğü gün, sen daha küçük bir kızdın. O gün benim omuzlarımda ağlamıştın. O günden sonra hep bende teselli bulmuştun. Ama sen beni hep bir ağabey, dost, arkadaş olarak gördün. Ben ise..."

Gözlerim inanamayarak açıldı.

"Seni seviyorum Alya." dedi bana daha çok yaklaşarak. Olup biteni anlamam biraz geç olmuştu, evet. Olamazdı bu, gerçek olamazdı. Rüzgâr bana aşık olamazdı.

Tam beni öpecekken birden ayağa kalktım.

"Rüzgâr inanamıyorum sana. Sen nasıl beni..." bunları bağırarak söylerken eve doğru koşuyordum...

"Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;

Hatırası bile yabancı gelir.

Hayata beraber başladığımız,

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız."

LİMANHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin