Üzgündü Rüzgâr, kırgındı, muhtaçtı. Her zaman kendini bulduğu kollara muhtaçtı. Tam da beklediği gibi olmuştu her şey. Alya beklenmedik bir şekilde bağıracaktı, ağlayacaktı ve gidecekti. Biliyordu aslında böyle olacağını. Ama nedense içindeki acı sönmek bilmiyordu bir türlü. Sevgisi kendini aştığı içinde bu acı belkide. Ama o Alya'ya karşı içinde o kadar büyük bir sevgi beslemişti ki değil acı, mutluluğu bile kaldıramıyordu kalbi.
Henüz yapraklarını dökmemiş ağaca diktiği gözlerini sonunda serbest bıraktı ve yürümeye başladı. Alya' nın onu asla o gözle görmeyeceğini biliyordu ve bilmek, acı veriyordu.
Oturduğu banka bakmadığı için kaskını unuttuğunu fark edememişti. Yorgun ve karanlık gecenin sessizliğinde motorunu çalıştırdı. Hissettiği esinti tenine vurdukça daha da güç kaybediyordu, her şey daha da soyutlaşıyordu. İstediği, kendini bulabileceği yere geldiğinde motorunu durdurdu. Derin bir deniz kokusu çekti içine, belki de acısını söndürsün diye.
İçindeki çığlıkların somut hali gibiydi denizin limana vuruşu. Belki zaman gerekliydi, belki de yanında olması lazımdı. Sevebilir miydi acaba Alya da onu? Ya da daha kötüsü mü olacaktı, tek sığınacak limanlarını kaybetmiş olcaktı belki de ikisi de. Alya uzaklaşacaktı Rüzgâr' dan belki de. 'Hepsi benim yüzümden.' dermiş gibi göz gezdirdi etrafa. Daha bir şey olmamasına rağmen.
Yıldızlar özgürlüğü simgelermiş gibi rahatça dağılmıştı etrafa. Rüzgâr' ın düşünceleri de dağınıktı. Şimdi onun yanında olmalıydı halbuki. Bulutlar hissettiği duygu karmaşasına destek çıkarmış gibi inledi birden. Belki de yağmur iyi gelirdi kendisine, bilmiyordu. Kıyı boyunca yürümeye başladı. Yürümek istiyordü sadece. Hissettiği duygular yok oluncaya kadar yürümek istiyordu. Evet, şuanda ondan daha kötü olanlar vardı mutlaka şu dünyada. Önünde duran bir grup küçük, kendisi gibi muhtaç çocuklarda bunun deliliydi adeta.
Çok isterdi şuanda onlara yardım edip ceplerine az da olsa para sıkıştırabilmeyi, ama zaten yanlarında yaşlı bir teyze vardı. Gecenin bu saatinde daha çok serseri tiplileri bekliyordu ama yaşlı bir teyze vardı sadece.
Kulaklarında Alya' nın bağrışıyla motoruna yöneldi yavaşça. Kardeşi vardı evde onu düşünebilirdi belki. Ama aklında Alya' dan başka biri yer ayırtmamıştı sanırım. Aklı ve kalbi tamamen Alya' ya ayrılmıştı.
Kaskını almadığını yeni farketmişti. Taksiye binmeyi düşündü bir an, ama motoru koyacak bir yer filan da yoktu. Onun için bindi motoruna.
Tekrar aynı esinti tenini kavuruyordu. Onu düşündükçe kendini kaybediyordu. Ama engelleyememişti, ne kadar denese de aklında çıkamamıştı.
Daha liman yakınlarındaydı. Gözleri yaşarmıştı. Ağlıyordu. Motorunu kenarda bi yerde durdurdu ve Alya' nın numarasını tuşladı. Çaldı, çaldı, çaldı ve yine çaldı. Ama Alya açmadı. Eve gitmeye karar verdi. Bugünlük elinden gelen bu kadardı.
Yavaşça ilerliyordu. Kaç yıl önce Alya' nın babası bu yollardan geçmişti cenaze arabasıyla. Daha küçücük bardak sığmayan elleri Alya' nın, sığmıştı Rüzgâr' ın avuçlarına. Fazla daldığından haberi yoktu, yol da boştu. Düşünerek, düşleyerek yavaşça ilerliyordu.
Karşıdan gelen arabanın korna sesleri çınladı birden kulaklarında. Durdurmaya çalıştı motoru, olmadı. Gittikçe yaklaşıyordu araba ama o dümdüz ilerliyebiliyordu sadece.
Her şey bir anda oldu. Bir anda çarptı araba Rüzgâr'a. Bir anda yere yığıldı Rüzgâr. Bir anda indi arabadan motora çarpan kişi. Bir anda söndü ay gökyüzünden. Bir anda azaldı yıldızlar ayın çevresinden. Ve son anda söyledi o kelimeyi Rüzgâr kurumuş dudaklarının arasından;
"Alya..."
Gözleri, Alya' nın huzur bulduğu gözleri kapandı birden. Sahiplenen avuçları kollarıyla birlikte serbest kaldı. Bu kadar yakın mıydı ölüm? Alya bu kadar uzak mıydı peki?
∞∞∞∞∞∞∞∞∞∞
Penceremden izlediğim yıldızlarda bu gece bir sönüklük vardı. Belki de benim yaşlı gözlerim öyle görmemi sağlıyordu. Rüzgâr' ın bu itirafı canımı acıtmıştı. Bundan sonra ne olacaktı peki? Ben Rüzgâr' ı o gözle göremezdim ki hiçbir zaman. Belki dışardan bakıldığında bir sevgiliden farkımız yoktu. Ama aşık filan değildim ben. Değildim.
Zaten sönük olan yıldızların önüne birde bulutlar geçmişti şimdi. O masum görünen bulutlardan çıkan sesle daha çok ağlamaya başladı Alya. Hiçbir şeyı düşünmeden ağlıyordu şuan. Babasını, Rüzgâr'ı, Ömür'ü hiçbir şeyi...
Son hıçkırığı gökgürültüsüyle karışmak yerine boğazında kalmıştı. Zaten bir düğüm vardı orada, o yeterdi. Şimdiyse nefesi kesilmişti. Öksürmeye başladı. Göz yaşları öksürüğüne karışıp akıyordu bu sefer. Kalbinde hissettiği acı son durağa geldiği halde inmemişti, inememişti.
Telefonunun melodisi hiç olmadığı kadar değişik gelirken kulaklarına oturduğu yerden kalktı. Sanırım ceketinin cebinde olmalıydı. Sanırım on- on beş dakika öncede çalmıştı, ama bu kadar değişik gelmiyordu ses. Arayan kişi Rüzgâr' dı.
Telefonu kulağına götürdü. İlk onun sesiyle yumuşayacaktı. Sonra Rüzgâr özür dileyecekti, her şey eskisi gibi olacaktı. Ama telefonu açtığında beklediği ses değildi içini titreten. " Alya Hanım ile mi görüşüyorum?" dedi oldukça tok bir ses.
Ne olduğunu anlayamamıştı. "Evet benim, Rüzgâr nerede?" dedi ne olduğunu bilmiyordu belki de bilmemeliydi.
"Ben... Nasıl diyeceğimi bilmiyorum... Yani..."
∞∞∞∞∞∞∞∞∞∞∞
Boğazım fazla kurumuştu. Her şey bir rüyaysa eğer, uyandığımda Rüzgâr' ı yanındam hiç ayırmayacaktım. Ama rüya gibi durmuyordu hiçbir şey. Gerçek kabustu şu dakikalarım. Bu muydu yani sonumuz, böyle mi bitecekti her şey? Son kez sesini duymadan, son kez huzur bulmadan gözlerinden, bir kavgayla mı son bulacaktı bu hikaye?
Annem bağrışlarımı susturmaya çalışmıyordu, çünkü o da bağrıyordu. Hastane koridorunda bir kez daha yaşamıştım bu anları ben. Alışıktım belki de bu koridorlarda beklemeye. Ama artık yetmez miydi, fazla tanımamış mıydı bu koridorlar beni?
Merdivenlerden çıkan biri vardı. Bize doğru geliyordu. Herkes sessizce ağlıyordu, ama beni susturamamıştı kimse. Gözyaşlarım dün geceki yağmuru andırıyordu. Bağırışlarım da gök gürültüsünü.
Gelen kişinin sadece uzun boylu bir çocuk olduğunu görmüştüm. Kim olduğunu da bilmiyordum. Sadece Rüzgâr vardı aklımda şuan, sadece.
Doktor ameliyathaneden çıktığında karşısında ilk beni bulmuştu. Rüzgâr' ın annesi, babası herkes burdaydı ama karşısında ben vardım doktorun. Sanki beni görünce yıkılmış gibi bir yüz ifadesine büründü doktor.
"Siz hastanın yakınları mısınız?" dedi oldukça saçma gelen bir şekilde. Aramızda şuan en sakin olan Rüzgâr'ın babası Ercan amca "Evet." diye cevapladı sorar gözlerle.
Doktor Ercan amcayı bir köşeye çekti ve bir şeyler anlatmaya başladı. Gittikçe güçsüzleşiyordu doktorun her cümlesiyle sanki. Konuşmalarından çıkarabildiğim tek cümleyle karanlığa hapsolmuştum.
"Başınız sağolsun."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
LİMAN
RomanceIslak sokakta kuru ayakkabılarla yürümek Hiç bitmeyen yağmuru bulutlarla empati kurarak dinlemek Sessizliği içine çekmek Huzura dokunmak Belki de arayıp bulamamak Ya da bulduğunu arayıp bulamadığını sanmak Aşk kelimelere böyle dökülür belki de...