San sırtını duvara yaslamış içinde garip bir heyecanla Wooyoung'un gelmesini bekliyordu. Wooyoung sırtındaki çantayı düzelterek yanına geldiğinde yerinden doğruldu.
"Selam."
"Selam." Gülümseyerek karşılık verdi San.
Wooyoung eliyle yolu işaret ettiğinde birlikte yürümeye başladılar.
Sessiz geçen yolculuğun sonunda bir eve gelmişlerdi. San kaşları çatık bir şeklilde etrafını süzerken Wooyoung sırıtarak San'a baktı. "Merak etme eve atmıyorum seni. Teras var, orada otururuz diye düşündüm."
San ne kadar garip baktığından habersiz usulca başını salladı. Garip hissediyordu. Eski lise arkadaşı, ilk aşkı ve kendisi için çok daha fazlası olan adamla yıllar sonra bir araya geliyor olması gerçekten garip hissettiriyordu.
Wooyoung evin kapısını açıp San'ın da geçmesini bekledikten sonra içeriye geçtiler. Eliyle büyük cam kapıyı gösterdi. "Sen geç istersen. Ben içecek bir şeyler getirip geliyorum."
San yine sessizce onaylarken Wooyoung tam gidiyordu ki, aklına bir şey gelmiş gibi tekrar döndü. "Ha, aç mısın bu arada?"
San reddedercesine başını iki yana salladığında Wooyoung onu onaylayarak mutfağa geçti. San ise büyük kapıyı kaydırarak açmış ve büyük terasa adım atmıştı. Tüm şehir ayaklarının altında gibi hissediyordu, duvarların kenarlarındaki çiçekler ise ayrı bir hava katmıştı.
Bir an için Wooyoung'un çiçekleri sularken onlarla konuştuğunu hayal etmişti ve bu kocaman gülümsemesine sebep olmuştu.
"Hayırdır neye gülüyorsun böyle?"
O sırada yanına ne ara geldiğini bilmediği Wooyoung da gülümseyerek ona bakıyordu. San yüzündeki gülümsemeyi silip omuz silkti. Wooyoung göz devirip armut minderlerin birine oturduğunda, San da arkasından yürüyüp yanındakine oturmuştu.
"Konuşmaya geldik sanıyordum. Tek yaptığın kafa sallamak."
San Wooyoung'un sözleri ile kaşlarını çatarak ona döndüğünde, gerçekten söylediği her şeye kafa sallayarak cevap verdiğini fark etti.
"Bilmem öyle denk geldi."
Tekrar önüne dönerken söylediği şeye bu sefer Wooyoung usulca kafasını sallamıştı. Yere koyduğu şişelerden birini açıp San'a uzattığında, San direkt kafasına dikmişti.
Wooyoung şaşkınlıkla onu süzdü. "Oww, baya hızlısın."
"Düşünmek istemiyorum. Kafamı uyuşturmaya ihtiyacım var."
Wooyoung eski arkadaşının gerçekten kötü olduğunu, baygın bakışları ve morarmış göz altlarından da anlayabiliyordu. Buna rağmen güzelliğini korumaya devam etmesi ise ayrı bir olaydı.
"Anlatmak ister misin?"
San içkisinden tekrar büyük bir yudum aldığında yüzünü buruşturdu.
"Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Bir yandan şirketi dinlemek zorundayım ama bunu yapmak istemiyorum. Korkuyorum, aklıma gelen ihtimaller o kadar korkunç ki..."
Wooyoung dediklerinden hiçbir şey anlamadığı için kaşlarını çattı. Ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu. Konunun Yeosang hakkında olduğuna emindi ama eğer sorarsa yine bilgi için burada olduğunu düşünebilirdi. Bu yüzden sessiz kalarak o da içkisini yudumladı. San ikinci şişeyi açtığında kafasının biraz da olsa uyuştuğunu hissediyordu. Çok içmediği için içkiye dayanıklı da değildi zaten. Bu yüzden bugün sarhoş olması zor olmayacaktı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
curious || woosan
FanfictionGazeteci Jung Wooyoung, Kang Yeosang'ın menajeri Choi San'dan bilgi almak için mesajlar atmaya başlar. [stockholm•seongsang kitabındaki woosan'ın hikayesidir. onu okumadan da anlayabilirsiniz.] |texting| [02.04.2021- 04.05.2021]