Öncelikle çok özür dilerim, bölümü geç yüklediğimin farkındayım. Sınav haftası olsa da zaman bulabilirdim yazmaya. Biliyorum, fakat o sıralar ilham gelemedi. Keyifli okumalar.
-
Krem rengi deri koltuğun üzerinde oturmuş, dirseklerimi bacaklarımın üzerine dayayıp ellerimi çeneme koymuş bir vaziyetteydim. Düşüncelerim karışık bir sis bulutu gibi beynime hücum etmişti ve ben neler döndüğünü göremiyordum. Adının Yavuz olduğunu öğrendiğim çocuğun soyadımı sayıklayıp sinirlenmesi beni dehşete düşürmüştü, bunu yalanlayamam. Ama aklımda ne olduğuna dair gerçekten tek bir şey yoktu. Belki de araştırmanın bir yararı olurdu. Ama bir yandan kötü şeyler öğrenmek ve yıkılmak istemiyordum. Normal bir insan gibi üniversitemi bitirip, yeni bir başlangıca büyük bir adım nefis olurdu.
Aslında şu ana kadar en çok yıkıldığım zaman Yonca'nın öldürülmesiydi. Görünmez bir bıçak vücudumu hedef almış ve tam kalbimin ortasından beni vurmuştu sanki. O kadar... Ah berbattı, bir o kadar da acı verici. Sanırım normal bir insan olarak devam edemem.
Dibe battığımı her hissedişimde, bana ip uzatan intikam ateşiyle savrulan düşüncelerim oluyordu. Beynimi, kinimi, öfkemi kalbime siper ettim. Sevmemeyi seçtim. İnsanlar yalancıydı çünkü, âşkı bile silmiştim hayatımdan. Hiçbir şey yapamayacağım korkusu bile beynime kan sıçratacak derecede. Unutulur mu? Gerçekten unutur mu bir insan? Kabuğuna çekilir mi sessiz sedasız? Hayır. Hatta, asla. Ve unutmamayı seçecektim. Bu imkansızdı. Yapamazdım. Geri dönüşü imkansız bir dönemdeydim. Ve sanırım, hiçbir şeyi geriye alamayacağımı bilip, kendimi kandırmamam gerekiyordu.
Gözlerimi, kapalı bir hâldeyken burnuma gelen kahve kokusuyla araladım. Bu bedenimi gevşetmeye yetebilirdi. Önüme uzatılan kahveye ellerimi götürürken Meyra'nın gülümseyerek afiyet olsun demesine gülümsedim ve avuçlarımın arasına kaynaştırdım sıcak fincanı. Kahvenin üstünden çıkan buharların yüzümü nemlendirmeye başladığını farkedince dudaklarıma götürdüm kahvemi.
"Fazla dalıyorsun, sürekli bir şeyler düşünüyorsun bu aralar, Başak. Neler oluyor?" diyerek bana döndü Meyra. Yine kıvırmalıydım sanırsam.
"Hiç ya. Öyle üniversite ile ilgili hayaller filan. Eskiler ve in-" dediğim gibi lafımı yuttum. Meyra'nın eskilerden haberi vardı. Şuan ki intikam ateşimin büyüklüğünü o da bilmiyordu. "İn... İnsanları tanımaya çalışmak filan. Boş şeyler anlayacağın." dedim. Meyra lafımı yutkunmama pek takılmadığı için şanslı sayılırdım.
Kahvemden aldığım küçük ve yavaş yudumlar dolayısıyla bitmemiş, sıcak ve nemli fincanım kendini soğukluğa vermişti. İçesim de kalmamıştı zaten. Fincanımı mutfağa bırakmak için aşağı indim. Meyra'da yanımda gelmişti. Arkamı dönüp belimi tezgaha yasladığımda Meyra karşıma geçti.
"Başak, Yonca mese-"
"Şuan bunu konuşmak istemiyorum," diyerek sözünü kestim. Daha da fazla bu konuyu düşünesim yoktu, ama aklımdan da çıkaramıyordum işte. Düşünmeyi kesip Meyra'ya döndüm.
"Şu bizim okulun ortak olayı varmış. Başarı oranına göre iki staj ortağı seçeceklermiş. Yani bir veya iki güne gidebilirim." dedim. "Üzüldüm, ama mecburen ayrılacaksın buradan, yapacak pek bir şey yok." Onaylarcasına başımı salladım ve merdivenlerden yukarıya çıkıp salona girdim.
Canımın bu denli yanmasına anlam veremiyordum. Özlediğim şeyler var mı bilmiyorum. İçimde farklı bir kardeş özlemi var. Onu, özledim...
Hayatımda yaşadığım her şeyi es geçtim. Bir bunu es geçemiyorum. Zoruma gidiyor işte. Yapamıyorum. ''Kahven soğumuş, yeniden yapmamı ister misin?''

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Son Damla
Novela JuvenilBüyük bir çabayla Hatay Özel Yaşam Sağlık Lisesi’ni başarıyla bitirip, üniversite imtihanı başlayan bir genç kız. O, sıradan değil. O geçmişin izlerine rağmen, hayatını insanların sağlığına adayan bir kız. Ve O bir kurt, küçük bir kurt. Gözüne kesti...