"Tamam anne." Annemin telaşlı sesini sakinleştirmeye çalıştım, ama ben de en az o kadar endişeliydim.
"Tamam geliyorum, sen olduğun yerde kal ve bana konum at sadece."
Bıkkın sesi olumlu anlamda bir şeyler mırıldandı. "Ben kendim dönerim."
İstemeden de olsa biraz sert çıkıştım ve daha telefonu kapatmadan hazırlanmaya başladım. "Beni dinle."
Telefonu kapattım ve kapatır kapatmaz aklıma ilk gelen ismi tuşladım.
Çalıyor... Çalıyor... Çalıyor...
Arama reddedildi.
madison:
Toplantım var ondayım Jen
İyi misin
Cevap verecek zamanım yoktu, yatağıma oturdum ve titreyen bacaklarımı kontrol etmeye çalışarak arabası olan birilerini düşündüm.
Çalıyor... Çalıyor...
"Efendim Jennie."
Sesimin titremesine engel olamadım. "Lili arabaya ihtiyacım var."
Kaşlarının çatıldığını burdan anlayabilmiştim. "İyi misin sen?"
Ve ağlamamı tutamadım. "Lütfen gel..."
Ses tonu çok net çıktı. "Evde misin?"
Güçsüz çıkan sesimle olumlu anlamda mırıldandım, bu sırada annem olduğu yerin konumunu atmıştı bile.
"Tamam, bekle beni 10 dakikaya ordayım."
Telefonu kapattıktan sonra, onu beklerken bir süre kendimi tutmadan ağladım.
Gözlerimin şişeceğini düşünmüştüm ki kapı anahtarla açıldı. Telaşlı sesi de açılır açılmaz geldi. "Jennie?!"
Akan yaşlarımı elimin tersiyle sildim ve çantamı alıp kapının önüne gittim. "Burdayım. Gidelim hadi."
Ne olduğunu anlamadığı bakışlarından anlaşılıyordu ama itiraz etmeden elimi tutup hızlıca merdivenleri inmeye başladı.
Adımlarına yetişmeye çalışırken sordu. "Ne oldu? Nereye yetişiyoruz?"
Sesi biraz daha rahatlamış çıkıyordu.
Arabaya binip soluklanana kadar cevap veremedim. O ana kadar sağlıklı düşünememiştim. Sonunda işler biraz kontrolde olduğunda, kemerimi takarken konuştum. "Annem alzheimer hastası, sabah alışverişe çıkmış ve nerede olduğunu hatırlamıyor."
Başımı koltuğa yaslayıp derin bir nefes aldım. "Tesadüfen aramasaydım kim bilir ne olacaktı..."
Telefonumdan konumu açtım ve arabayı çalıştırırken ona uzattım. Telefonumu sessizce aldı ve yerde duran yarım şişe suyu bana uzattı. "Al iç biraz kendine gel." Ekledi. "Sakin ol gidiyoruz."
Dediğini yapıp sudan küçük yudumlar aldım.
Hızlı sürdüğü ama beni korkutmamak için elinden geldiğince ışıklara uyduğu bir yoldan sonra konuma gelmiştik.
Orada olmayacağından korksam da, annem kaldırımda eski giysileriyle oturmuş bekliyordu. Dışarıdan gören biri onu dilenci sanabilirdi ama bazen yeni alınan giysilerin ona ait olduğunu unutup giymeyi reddediyordu.
İçimdeki rahatlamışlık hissiyle derin bir nefes verdim ve Lisa onu almam için arabayı kenara çekti. Korkunun aniden gidişi, çok fazla duygunun birden gelmesi ve gitmesi sinirlerimi bozmuş olmalı ki, inerken gözlerimdem bir kaç yaş süzülüyordu.
Annemin yanına gittiğimde, ona yaklaşan bedenimi görüp kendi ayaklandı. "Jennie, ne kadar büyümüşsün kızım."
Benimle hemen hemen aynı boyda, kemikleri sayılan bir vücudu vardı. Beni sarmaladı ve ağladığımı fark edince yüzümü elleri arasına aldı. "Kim üzdü seni?"
Gözlerimi silip gülümsedim. "Kimse. Hadi gel seni yeni biriyle tanıştırayım."
Koluna girip dikkatlice arabaya yürüdüm. Bindiğimizde, gelirken yaptığımın aksine öne oturmak yerine arkaya geçip annemi yanıma aldım. "Anne bu Lisa, benim ev arkadaşım."
Tatlı tatlı gülümsedi Lisa'ya. "Merhaba."
Ve Lisa beni büyük bir yükten kurtatıp, benden bile daha iyi olan iletişim yeteneğiyle annemle sohbete tutuldu.
Gerginlikten ağrıyan başımı dinlendireceğimi düşünmüştüm ki, işten arkadaşlarımından biri aradı. Aramayı reddedip biraz geç kalacağımı, uyuyakaldığımı falan zırvaladım. Diğer türlü beyaz yakalıların dili çekilmiyordu.
Annemi kardeşimin yanına, eve bıraktık. Kardeşimle dikkat etmesine dair birkaç bağırışmalı söz döndü ve Lisa beni işe bırakmak üzere tekrar arabayı çalıştırdı. Teşekkür edebilmek için sohbet açmaya çalıştım. "Bugün çok şoförlük yaptın, seni de işinden aldım."
Gülümsedi ve aynasını bana çevirdi. "Sıkıntı değil güzelim. Bir kahvaltıya gidelim mi çok gerildin?"
Parmaklarımla oynayıp arabanın tertemiz yerlerine bakıyordum. "İşe gecikiyorum."
Omuz silkti. "Birazcık daha geç kalırız, bugün de böyle."
...
Bizim kahvaltı mekanımız.
Bizim masamız.
Sürekli sohbet ettiğimiz garson.
Bu ucuz, samimi yeri seviyorum. Özellikle bahçesinin tatlı pembe çiçeklerini.
Lisa da ben de yemek hazırlama konusunda pek yetenekli değiliz, bu yüzden beraber yemeye alıştığımız epey mekan var. Yani eskiden vardı, artık pek sık beraber yemiyoruz. Aramız nasıl böyle oldu anlamıyorum, birbiriyle sürekli dalga geçen iki samimi kişiyken, birden tek dalga geçen ben olmuştum, o beni tersliyordu.
Bizim sohbetlerimizi çok özlemiştim, zaman akıp giderdi onunla konuşurken. Durmadan gülerdik, aramızdaki uyum ve eğlenceli hava mest ederdi ikimizi de. En azından beni.
O kız geldikten sonra, sadece nadiren görüyordum beni terslemeyen tarafını. Baskı uygulamak, küçük hissettirmek gibi değildi tavrı, sadece mesafe koymaya çalıştığı barizdi.
Siparişi verdikten sonra bana döndüğünde, kendimi tutmadan sordum. "Onunla nasılsınız?"
İç çekti. "Eh işte." Konuyu değiştirmek istedi. "İşin nasıl geçiyor?"
Benim işim hep bir numaralı dedikodu konusu olurdu. Nasıl olmasındı, bugün kaç kredi çıkardın, kimler sana geldi kimler sevmediğin kıza gitti, nerede ne dedikodu döndü, hangi gıcık müşteriyle kavga çıktı... Uzar giderdi sohbetler, ama içimden gelmedi anlatmak. "Umarım altın kafesinde mutlusundur." Diyip gelen yemeğimi yemeye koyuldum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
heaven || jenlisa
Fanfiction|| yarı texting || Lisa'nın ev arkadaşıyla ilişkisi garipti
