Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
@je_t'aime: Kalbim kanıyor.
@je_t'aime: Seni güvende tutmak için yapamayacağım şey yok demiştim hatırlıyor musun?
@je_t'aime: Meğerse varmış.
@je_t'aime: Elimden gelse seni senden bile koruyabilecekken, eski karına engel olamıyorum.
@je_t'aime: Ve senin her gün nasıl yok olduğunu birilerinden duymak daha çok canımı acıtıyor.
@je_t'aime: Arkandan konuşuyorlar sevgilim.
@je_t'aime: Zamanında yüzüne güldüğün, evini açtığın bu insanlar..
@je_t'aime: Şimdi sanki onlara hiç iyilik yapmamışsın gibi seni kötülüyorlar.
@je_t'aime: Ve ben onları senin için susturabilecek cesarete bile sahip değilim.
@je_t'aime: Çünkü biliyorum bu bana hiçbir şey kazandırmayacak.
@je_t'aime: Ne sen biliceksin, ne bir başkası.
@je_t'aime: Yanlış anlama kimin ne düşündüğü umrumda olmaz ama bilirsin ya, yüzüme bile bakmayacağından emin olduğum bir adam için hayatımı riske atmanın sarhoşluğunu henüz elde edemedim.
@je_t'aime: Yanımda, ne hissettiğimi bilmeden, söylenenlere karşı gelmemek daha zor.
@je_t'aime: Şimdi kalktım masadan.
@je_t'aime: Senin için onları susturamıyorsam bile,
@je_t'aime: Onları dinlemek zorunda değilim.
@je_t'aime: Nasıl olduğunu anlatıyorlar.
@je_t'aime: Senin canını nasıl yaktıklarını..
@je_t'aime: Yalvarırım beni burdan al sevgilim.
Instagram'dan çıkış yaparak parmaklarımı bir süredir düşünerek yazdığım telefondan çektim.
Mesajları Türkçe yazmanın inanılmaz bir rahatlığı vardı üstümde. Görme ihtimali olmamasına rağmen beni görür duyar diye olan korkum, onun dilinde yazmama bile engel olmuştu.
Az önce duyduklarımı silmek ister gibi kafamı sağa sola salladım, sonra ellerimi saçlarımdan geçirerek telefonu elime aldım.
Kilid ekranını açtıktan hemen sonra yukarı da devam eden ses kayıtını sonlandırdım.
16:21 dakikaydı.
Masaya oturduğumuzdan belli bir süre sonra konunun Johnny'e gelmesiyle yapabileceğim ilk şeyi yapmış ve tüm konuşulanları kaydetmiştim.
Cesaret etmekle, aptallık etmek arasında kalıyordum. Bunun cesaret mi, aptallık mı olduğu ise çok sonra belli olacaktı.
Telefonu çantama atarken, aynada kendime bakıp bir gülümseme sundum.
Saçım bal köpüğü renginde en canlı durduğu şekilde omuzlarımdan aşağı salıverilmiş, üzerimde duran kısa bluzum şimdi göğüslerimden aşağı örselenmişti. Straplez bluzumdan dolayı omzumda gözüken dövmem üzerinde tekrar oynama gerektirdiğini gösteren bir şekilde solmuştu.
Ellerim çantama uzanırken, biraz önce girdiğim lokantanın tuvaletinden dışarı çıktım.
Oturduğumuz masaya yönelirken, hararetli bir şekilde konuştuklarını gördüm masadakilerin.
Ben yaklaştığımda susmaları ile yerime oturdum ve her ikisine de dönerek sorgulayıcı bakışlar attım.
"Sorun ne?" çantamı oturduğum yerin yanına bırakırken masada duran tatlıların hiç dokunulmamış olduğunu farkettim.
"Bunu, karşımdaki hanımefendiye bizzat sen sor canım. Çünkü ben duydukça çıldıracak gibi oluyorum."
Whitney'in sözleri ile ne demeye çalıştığını anlamaya çalışırken, en son Johnny'den bahsetmiş olduğumuz gerçeği ile telefonumu tekrar elime aldım.
Ses kaydını açmak için ilgisizce kilit ekranını kaldırırken kayıt düğmesine bastım ve gözlerimi telefondan ayırıp karşımdaki kadına döndüm. O ise Whitney'in sözlerinden alınmış gibi ona bakıyordu.
"Sorun ne Amber?" dedim.
"Ben ondan hiç vazgeçmedim ki, ben.. - ben Johnny'i hala seviyorum."