Minho-ah
Jisung ben alt geçidin önünde bekliyorum yaklaştın mı?
Han-ah❤️💜
Gelmk üzerym
Otobsü kaçrdm ondn geçktm
Kosyrm snan
Han-ah❤️💜 çevrimdışı
Minho-ah
Acele etmene gerek yok daha vaktimiz var
Dikkatli gel
Telefonu gri ceketimi cebine tıktıktan sonra kuvvetli rüzgarın birbirine karıştırdığı saçlarımı düzelttim. Hava çok soğuk değildi ama laciverte kaçan sonbahar gecesinde akşam yaklaştıkça rüzgar da hızlanıyordu.
Aşağı inen merdivenlerin başında duruyordum. Birkaç dakika önceki insan seline göre şu an kalabalık azalmıştı. İki elimi de cebime koyup betona oturdum. Bir süre etrafa bakıp onu aradım ama göremeyince vazgeçtim.
"İyi kokuyor muyum?"
Başımı yana çevirip koltuk altımı koklamaya çalıştım. Çıkmadan duş almıştım ama yine de gerildiğim için sıcak otobüste terleyip durmuştum. "İdare eder galiba."
"Ne idare eder?"
Duyduğum sesle oturduğum yerden inmeye çalışırken sendeledim. Buradaydı. Tüm güzelliğiyle karşımdaydı.
"İyi misin?"
Tüm yüzünü saran sevimli gülüşüyle bana baktı. Ben düşmemek için çabalarken elleriyle dirseklerime yapışmış aşağı eydiği başıyla bana bakıyordu.
"İyi- iyiyim korkuttun beni sadece."
"Üzgünüm Minho-ah~"
Parıldayan dudaklarının büzünce gözlerim takılı kaldı. Sertçe yutkundum. Saçlarını beyaz bir yün şapkanın altına saklamıştı. Eskitme açık renk kot pantolonu, lacivert bir sweati üstündeyse siyah renkli şişme mont vardı. En önemlisiyse üstünden asla eksik olmayan kolyeleri küpeleri ve parmaklarını süsleyen yüzüklerdi. Her zamanki gibi göz alıcı giyinmişti.
"Burnun kızarmış." dedim ardından işaret parmağımla burnunun ucuna dokundum. Biraz geriye kaçtı ellerini benden çekti. Rüzgar mı yoksa söylediklerim mi yanaklarını kızartmıştı?
"Soğuktu baya ondan- evet soğuk."
Ellerini cebine soktu ve amaçsızca etrafına baktı. Sanırım bu gidişle onu daha fazla utandırmak isteyecektim.
"Eee hadi gidelim. Zaten benim yüzümden geç kaldık."
"Sorun değil hala vaktimiz var. İş çıkış saati geçti. Metro dolu değildir."
Yan yana aşağı inerken ikimizin de elleri cebindeydi ama omuzlarımız birbirine deyip duruyordu.
"Nereye gidiyoruz?"
Sağa dönerek gideceğimiz metro hattına girmeden turnikelerin yanında durduk. Onun önden geçmesine izin verirken cebimden kartı çıkardım. Ben geçerken o arkasını dönüp beni bekledi. "Blue square." Kısa bir kahkaha atınca şaşkınlıkla ona baktım.
"Ne? Telaffuzuma mı gülüyorsun?" Telaşla ellerini salladı ben de ciddi olmadığımı anlaması için gülümsedim. "Hayır hayır. Sadece çok tatlı söyledin Minho~"
Hafifçe sağa sola sallanan bedeni ve dolgun yanaklarını şişiren gülüşüyle bana bunları mı söylüyordu? "Kendini dışarıdan göremediğin için bana tatlı diyebiliyorsun tabii."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Naber? (Minsung) ✔️
Fanfictionddangjeong: Jisung ciddi bir şekilde soracağım dalgaya alma 102-e 'deki Minhoya mı yazıyorsun? minmin: Saçmalama be ne alakamız var bizim onla Fashonjisng: Ben bilmemek siz ne dem...
